SIRAT-I MÜSTAKÎM
SIRAT-I MÜSTAKÎM (Doğru Yol)
Sırât-ı müstakîm Kavramı Kur’ân’da genel olarak “Allah’a ulaştıran yol” anlamında kırk beş yerde geçmektedir.”Bizi dosdoğru yola (sıratal müstakîm) ilet”(Fatiha,1/6). “… O, dilediğini dosdoğru yola (sıratal müstakîm) iletir.”(Bakara 2/142). “Kuşkusuz Allah benim de rabbimdir, sizin de rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk edin, işte doğru olan yol (sıratal müstakîm) budur.”(Al-i İmran 3/51). Bunların çoğunda “dosdoğru, mustakim” sıfatıyla birlikte geçmektedir. Sâdece iki ayette “düz” anlamındaki “es-sırâtü’s-seviyy” şeklinde doğru yol anlamında kullanılmıştır. “Babacığım! Sana gelmeyen bir bilgi hakikaten bana geldi, bu sebeple bana uy ki seni düz yola (sıratan seviyya) çıkarayım.”(Meryem 19/43 veTâhâ 20/135).
Âyet ve hadislerdeki kullanımlarından hareketle kelimeye hidayet ve irşad yolu, din, İslâm, hak, Kur’ân-ı Kerîm ve cehennem üzerine kurulacak köprü gibi anlamlar verilmiştir. (Bkz. DiyanetİslâmAnsiklopedisi).
“Bizi dosdoğru yola (sıratal müstakîm) ilet”(Fatiha,1/6).
Burada geçen sırât-ı müstakīm “kendilerine nimet verilenlerin yolu” olarak açıklanmıştır. Bu ifade, ilâhi nimete nail olanların takip ettiği yolun özelliklerini belirten şu âyetle “Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve sâlihlerle beraberdirler; bunlar ne güzel arkadaşlardır! “(Nisa 4/69) birlikte değerlendirildiği zaman sırât-ı müstakīm, dosdoğru yolun kimlerin yolu olduğunu anlayabiliriz. Bu nedenle sırât-ı müstakîme “dinde öncülerin, liderlerin takip ettiği yol” anlamı verebiliriz. Zaten sırât-ı müstakīm, Allah’ın ve peygamberlerinin ilkelerini koyup, sınırlarını belirlediği yoldur. Tek dosdoğru yol Allah’ın yoludur. Bu yolun dışındaki tüm yollar bâtıl, yanlış yollardır. Dünyada mesut olmanın yolu da istikametten geçer. Bedenimiz bütün organlarıyla, kalbimiz bütün his dünyasıyla hep istikamet üzere bulunmadıkça saadete ermemiz mümkün olmaz.
İstikametin bir tanımı da ahlâkın bütün şubelerinde aşırılıklarından uzak olan orta yolu tutmaktır. Sırat-ı müstakim, “her türlü aşırılıktan uzak, dengeli, apaçık, dosdoğru ve hak yol” anlamlarına da gelmektedir. Burada dosdoğru ve apaçık yolu ifade eden “sırat” kelimesinin bir de “istikamet” ile nitelendirilmesi, birbirini tamamlayan şu iki sebepten dolayıdır: Birincisi, bu yol, kendisinde hiçbir hata ve yanlışlık barındırmayan dosdoğru bir yoldur. İkincisi ise istikamet, hiçbir eğriliği ve sapması olmayan düz çizgi üzerindeki yol demektir. Düz çizgi ise, iki mesafe arasındaki en yakın ve en kısa yolu ifade eder. Dolayısıyla düz çizgi tektir ve değişmez. Bunun dışındaki diğer bütün yamuk ve eğri yollar, hem hedefe ulaştırmaz hem de yolu uzatır. Sırat-ı müstakim tabirinin tam olarak neyi ifade ettiğini en iyi şekilde Allah Rasulü’nün (sas) anlatımından öğrenmekteyiz.
Abdullah b. Mes’ud (r.a.); Hz. Peygamber (s.a.s.) bir gün yere düz bir çizgi çizdi ve etrafında toplanan sahabeye şöyle dedi: “İşte bu Allah’ın (c.c.) dosdoğru yoludur.” Sonra da bu düz çizginin sağ ve sol taraflarına başka çizgiler çizerek, “Bunlar da diğer yollardır ki her birinin başında bir şeytan bulunmakta ve kendi yollarına çağırmaktadır.” dedi ve “İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır.” (En’am, 6/153.), ayetini okudu. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/435).
Yukarıda anlatılanlardan hareketle diyebiliriz ki sırat-ı müstakim, kendisinde hiçbir hata ve yanlışlık barındırmayan ve yolcusunu güvenli bir şekilde hak ve hakikate ulaştıran en güvenilir ve kısa yolun adıdır. Gerek nüzul açısından gerekse Mushaf’taki diziliş sırası göz önünde alındığı zaman sırat-ı müstakim ifadesinin Kur’an’da ilk olarak geçtiği yer Fatiha suresinin şu ayetleridir: “Bizi dosdoğru yola; kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapıklarınkine değil.” Burada sırat-ı müstakim, kendilerine nimet verilenlerin yolu olarak nitelendirilmektedir. Namazını hakkıyla eda eden bir mümin her gün farz namazlarda on yedi, sünnetlerle birlikte ise toplam kırk defa Fatiha suresini okuyarak sürekli sırat-ı müstakim üzere olmayı Rabbinden istemektedir. Aslında Rabbimizin bizlere öğrettiği bu dua O’nun kullarına bir irşat ve uyarısıdır.
“Eğer insan kendi kendisine yeterli olsaydı, doğru yolu görmesi ve bulması için bir başkasına ihtiyacı olmazdı. Allah Teala bu talimatı verdiğine ve çok tekrar ettiğine göre kula düşen, ilahî irşada kulak vermek, insani bilgi ve kabiliyetlerini bu irşat doğrultusunda kullanarak her adımını doğru atması için O’nun tarafından sağlanan imkânları gerektiği gibi kullanmaktır.”
Allah Teala, En’am suresinde müminlere şöyle hitap etmektedir: “İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.” (En’am, 6/153.) Rabbimizin, ‘Benim gösterdiğim dosdoğru yol işte budur; size düşen de bu yolda yürümektir.’ dediği bu dosdoğru yolun belli başlı dinî ve ahlaki ilkeleri aynı sure bağlamında şu şekilde sıralanmaktadır: Hiçbir şeyi Allah’a şirk koşmamak, anne-babaya iyi davranmak, fakirlik endişesiyle çocukları öldürmemek, zina vb. çirkinlikleri açık ya da gizli işlemekten uzak durmak, haksız yere bir cana kıymamak, yetimin malını yememek, ölçü ve tartıda dürüst olmak, yakın akrabaya karşı bile olsa adil olmak ve verilen sözde durmak. (En’am, 6/151-152). Kısacası Allah’ın bütün emirlerine uyup yasaklarından sakınmak, sırat-ı müstakim üzere olmanın ta kendisidir. Bir de hak ve hakikate ulaştıran dosdoğru yolun dışındaki yollar vardır ki onların hepsi de eğridir, yamuktur ve yolcusunu arzulanan hedefe ulaştırmaz. (Bir Kur’an İfadesi Olarak Sırât-ı Müstakīm Doç. Dr. Şahin GÜVEN).
Cenâb-ı Hak, kullarından her an “istikâmet” üzere bulunmalarını, “emrolundukları gibi dosdoğru” olmalarını istemektedir.(Hud 11/112). Bunun için de insanlara örnek alacakları en doğru şahsiyetler olarak peygamberleri göstermiştir. O peygamberleri güzel ahlâkın zirve tezâhürleriyle donatmıştır. Nitekim peygamberler tarihine bakıldığında, hiçbir peygamberde bir ahlâk zaafına rastlanmaz. Çünkü onlar; doğruluk, sadâkat ve fazîlette, insanlığa numûne-i imtisâl (en güzel örnek) olmak üzere gönderilmiş seçkin şahsiyetlerdir. Cenâb-ı Hak, Rasûlullah (sav)’i de, daha peygamberliğinden önce, ilâhî terbiyesiyle yüce bir ahlâka mazhar kıldı. Kırk yaşına geldiğinde ise O’nu, hayatın her safhasında “güzel ahlâkı tamamlamak” ve onu hâkim kılmakla vazifelendirdi. Yine O’nu, “üsve-i hasene” yani “emsalsiz bir örnek şahsiyet” kılarak kıyâmete kadar gelecek bütün insanlığa armağan etti.
Sırât-ı müstakîm, tevhîd yoludur, O’na hiçbir şeyi ortak koşmadan dosdoğru gidilen yoldur. “Deki! Ey ehl-i kitap! Sizinle aramızda ortak olan bir söze, şu ortak noktaya gelin: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allâh’ı bırakıp da birbirimizi Rab edinmeyelim.” (Âl-i İmrân, 3/64). Dolayısıyla sırât-ı müstakîm; “(Rabbimiz!) Ancak Sana kulluk eder ve yalnız Sen’den yardım dileriz.” (Fâtiha, 1/5) diyerek O’na tam bir teslîmiyet ve kulluk içerisinde olabilmektir. “Şüphesiz Allah; benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse artık O’na kulluk edin. İşte en doğru yol budur.” (Al-i İmrân 3/51). Sırât-ı müstakîm üzere olmak, yolların en doğrusu ve en güzeline sahip olan Hâtemü’l-Enbiyânın yoluna ittibâ edip sünnete uygun bir hayat yaşamaktır. Çünkü hadîs-i şerifte de ifade buyurulduğu üzere; “Sözlerin en güzeli, Allâh’ın kelâmı; yolların en doğrusu, Muhammed’in yoludur.” (Buhârî, Edeb, 70).
Neticede sırat-ı müstakim, sınırlarını bizzat Allah Teala’nın çizdiği dinin adı olan İslam’dır. Sırat-ı müstakim, bütün peygamberlerin yürüdükleri ve insanları da kendileriyle birlikte yürümeye davet ettikleri yolun adıdır. Sırat-ı müstakim, Rableri tarafından kendilerine nimet verilen kimselerin yoludur. Bu yol, özü sözü bir olan sıddıkların, hak ve hakikat uğruna hayatlarını ortaya koyan şehitlerin ve devamlı iyi işler yapan salihlerin yoludur. Sırat-ı müstakim, kendisinde hiçbir hata ve yanlışın olmadığı, pürüzsüz ve dosdoğru yoldur. Sırat-ı müstakim, iki nokta arasındaki en kısa yoldur ve yolcusunu güvenli bir şekilde hak ve hakikate ulaştırır. Evet, istikamet üzere olmak, her türlü aşırılıktan uzak, dengeli, kararlı ve hak yol üzere istikrarlı bir hayat yaşamanın adıdır. “Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da istikamet üzere olan, Allah’a itaatten hiç şaşmayan kimseler geleceklerinden korku duym az ve geride bıraktıklarına da üzülmezler. Yalnızca bunlar melekler tarafından cennetle müjdelenir ve onların dostu olabilirler.” (Fussılet, 41/30.).
