Korku mudur İbadetin Sebebi
Namaz veya Salat ne derseniz, özünde dua, sığınma, arınma, bir yönüyle kişinin rabbiyle kıyam, kıraat, rükû ve secde ile buluşması, söyleşmesi, bağ kurması yani müminin miracı, rabbine yükselişidir.
Korku mudur itici güç yoksa gönülden bir yönelim midir?
Namaz kıl yoksa cehenneme gidersin mi, yoksa “namaz seni yaratanınla iletişime geçiren bir yükselişi ifade eder, Allah ile bağını koparma” mı demek gerekir?
İbadet; insanın cennetini, yaşarken inşa etme yöneliminde adımlardan bir adımı ifade eder ve Allah’ın hoşnutluğunu, rızasını, sevgisini kazanmaya matuf atılan doğru, kitabın ruhuna muhalif olmayan bütün adımlar ibadettir düşüncesindeyim.
Namazımı eda ediyorum çünkü yaptığım diğer işler gibi bu ibadet ile de “Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan razı” denilen güzel insanlardan olmayı ümit ediyorum. Bir korkum varsa o da Allah’ın sevgisinden, rızasından, onayından, merhametinden mahrum kalma korkusudur. Bunun için de bütün hayatımı bir ibadet duyarlılığıyla yaşamak isterim. Namazı, içi boşaltılmış sadece şekil şartı ile yerine getirmekten korkarım.
“Namaz dinin direğidir”, bana ne anlatıyor?
Bu hadisi öteden beri, dinin bütününü, insanı en zor şartlarda menziline ulaştıran bir gemiye benzeterek ele alırım. Namazı bu geminin ana, belirleyici, görünün direği olarak değerlendiririm. Gemi bu direkten ibaret değildir. Ahlak, adalet, merhamet, aldatanlardan olmamak, yalan söylememek, iffetli olmak, kamu malını uhdesine geçirmemek, başkasının malını çalmamak, kimseyi aşağılamamak, nifaktan kaçınmak ve diğerleri de bu geminin omurgasını oluşturur. Gemi direği tek başına yeterli değildir; onun görevi yelkeni açmak ve rüzgârın o yıkıcı gücünü gemiyi yürüten bir itme kuvvetine (enerjiye) dönüştürmektir.
Namazsız (salatsız) din olmaz ifadesini söylendiği ortam itibariyle önemli görürüm; Müslüman olmayı kabul eden ancak “bizden bir süre namazı isteme” diyen kabileye verilen bir cevaptır. Namaz bu geminin, görüneni ve denge direğidir. Allah resulünün Sakif kabilesine verdiği “namazsız dinde hayır yoktur” karşılığını “Siz direksiz bir gemi istiyorsunuz. Direği olmayan bir gemi, denize açıldığı ilk an fırtınada alabora olmaya mahkûmdur. Direği sökülmüş bir gemi artık gemi değildir; namazı olmayan bir din de din değildir” diye anlarım.
Cehenneme gitmekten korktuğum için mi namaz kılarım?
Hayır, kişi bu dünyadan giderken ateşini veya cennetini beraberinde götürür inancımın bir sonucu olarak, cennetimi inşa etme amellerinden biri olarak gördüğüm için namazımı eda etmek isterim. Gayesi cennetini inşa etmek olanın psikolojisi ile cehennem korkusundan yola çıkarak bir şeyler yapmak isteyenin psikolojisi farklıdır. Olumsuzdan yola çıkarak güzel işler yapma niyeti bile olumludan yola çıkarak güzel işler yapmaktan farklı sonuçlar doğurur diye kabul edenlerdenim. Bu yönüyle bir hatibin, sürekli öfke, kızgınlık ve belki hakarete varan üslup ile cehennemden bahsedip topluluğa seslenmesinin doğru bir psikoloji üretmeyeceğini düşünürüm.
Efendim kişi namaz kılıyor ama hak yiyor, merhametsiz, adaleti gözetmiyor, iffet sorunu var, bu gemiye ne demeli?
O gemi su alıyor, denge direğinin o gemiye yapacağı bir şey olmaz. Kaldı ki “namaz fahşadan (her türlü kötü yönelimden) alı koyar” ayetinin işaretine göre, yukarıda sayılan o kötü hasletler şekil şartı olarak namaz kılan bir kişide görülüyorsa, namazın ruhundan yoksundur. Tıpkı tesettürün takva örtüsüne dönüşmesinin asıl önemli olduğunu anlamamak gibi…
Cehennem korkusunun iyiye yönlendirmesinden bahsedemez miyiz?
Cehennem bir sonuçtur, cennet de… Her ikisinin inşası da yaşarken başlar. Cehennemin de bir netice olduğunu unutmadan, bütün gayretimi cenneti inşa etmeye versem, cehennem inşasına zaman ayıranlardan veya onlara taraf olanlardan olmasam daha iyi olmaz mı?
Beni yaratan kendisinden başka ilahlar edinmemi, adaleti gözetmemi, merhametli olmamı, namazla (kıyam, kıraat, rükû ve secdeyle) kendisine sığınmamı istiyor.
Bu kadar net!
“Hayat durağan değil, sürekli dalgalanan, fırtınaları eksik olmayan hırçın bir denizdir. İslam bu denizde yol alan bir gemi ise, namaz o geminin beton gibi donmuş statik bir kolonu değil; dalgalara meydan okuyan, gemiyi alabora olmaktan koruyan, yelkenleri ayakta tutan dinamik denge direğidir. Direği sağlam olan gemi, deniz ne kadar öfkeli olursa olsun, rotasından sapmadan limana varacaktır.”
Konu başlığı itibariyle daha geniş alınabilir. Şimdilik meramımı bu kadarıyla ifade etmiş olayım.
