9a09OLMdoo6UH6

Eğitim, bireyin kendisini geliştirmesini, topluma faydalı bir insan olarak yetişmesini ve sosyal hayatta hak ettiği yeri almasını sağlayan en önemli araçlardan biridir. Bir toplumun kalkınması, adaletli ve huzurlu bir yapıya kavuşması büyük ölçüde eğitim sisteminin niteliğine bağlıdır. Ancak eğitim imkânlarının toplumun tüm kesimlerine eşit şekilde sunulmaması, fırsat eşitsizliğine yol açmakta ve sosyal adaleti zedelemektedir. İslam; eğitim hakkını temel insan haklarından biri olarak görmüş, ilim öğrenmeyi kadın-erkek her Müslüman için farz, zorunlu bir görev olarak kabul etmiş ve insanların eğitim imkânlarından mahrum bırakılmasını doğru bulmamıştır. Eğitimde fırsat eşitliği; bireylerin cinsiyet, ekonomik durum, sosyal sınıf, etnik köken, coğrafi bölge veya engellilik durumu gibi farklılıklardan bağımsız olarak eğitim hizmetlerinden eşit biçimde yararlanabilmesidir. Bu anlayışa göre: Her çocuk kaliteli eğitime ulaşabilmelidir. Fakirlik eğitim hakkının önünde engel olmamalıdır. Kırsal ve şehir bölgeleri arasında eğitim farkı azaltılmalıdır. Kız ve erkek çocuklar eşit eğitim imkânına sahip olmalıdır. Engelli bireyler için uygun eğitim ortamları hazırlanmalıdır.

Adalet, herkese aynı şeyi vermek değil, herkese ihtiyacı olanı ve hak ettiğini vermektir. “Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder.” (Nahl, 16/90). Bir diğer ayette; “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu takvaya daha yakındır.” (Mâide, 5/8). İnsan ilişkilerinde en temel esas adalettir. İnsanlar arasındaki tüm ilişkilerde adalet gözetilmedir. Eğitim alanında adalet; öğrencilerin başarılarını belirleyen şartların mümkün olduğunca dengelenmesi ve herkesin potansiyelini geliştirebileceği ortamların hazırlanması anlamına gelir. Dolayısıyla toplumun her ferdinin eğitim imkânlarından mümkün olduğu ölçüde faydalanması gerekir.

Kur’ân’ın ilk emri “Oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku.” (Alak, 96/1) emridir. Bu emir, eğitimin ve bilginin İslam medeniyetinin temel taşı olduğunu göstermektedir. Bir başka ayette “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 39/9) buyurulmuştur. Allah Teâlâ ilim sahiplerinin derecesini şöyle belirtir. “Allah sizden iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.” (Mücâdele, 58/11). Bu ayetler, bilgiye erişimin insanın gelişimi için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur. “İlim talep etmek her Müslümana farzdır.” (İbn Mâce, Hadis No: 224). Hadiste kadın veya erkek ayrımı yapılmamıştır. Bu durum eğitimin herkes için temel bir hak olduğunu göstermektedir. Bir başka hadiste “Kim ilim öğrenmek için bir yola girerse Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır.” (Müslim, hadis no 2699). Hz. Peygamber, Medine’de kurduğu eğitim faaliyetlerinde fakir-zengin ayrımı yapmamış, toplumun her kesiminin eğitim almasına önem vermiştir.

Eğitimde Fırsat Eşitsizliğinin Sebepleri

1). Ekonomik Eşitsizlik

Ailenin gelir düzeyi eğitim başarısını etkilemektedir. Ders materyallerine erişim, özel ders imkânları, teknolojik araçlar, ulaşım ve barınma şartları fakir öğrencilerin dezavantaj yaşamasına neden olmaktadır. Kur’ân’da servetin belirli ellerde toplanması eleştirilmiştir. “Servet yalnızca zenginler arasında dolaşan bir güç olmasın.” (Haşr, 59/7). Ayrıca zekât ibadeti ile toplumda denge sağlamaya çalışmıştır. “Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.” (Zâriyât 51/19).

2). Bölgesel Farklılıklar.

Kırsal bölgelerde; öğretmen eksikliği, fizikî imkân yetersizliği, teknolojiye erişim sorunları eğitim kalitesini olumsuz etkileyebilmektedir. 

3). Cinsiyet Temelli Engeller.

Bazı toplumlarda kız çocuklarının eğitimden mahrum bırakılması önemli bir adalet sorunudur. Oysa İslam ilim öğrenme sorumluluğunu kadın ve erkek için ortak kabul etmiştir. Hz. Peygamber döneminde kadın sahâbîler eğitim faaliyetlerine aktif olarak katılmıştır. Hz. Aişe bunun en güzel örneğidir. İslâm’ı bizzat Peygamberimizden öğrenmiş, bir çok yanlış anlayışı düzeltmiş, en çok hadis rivayet eden sahâbîlerden birisi olmuştur.

4). Engelli Bireylerin Eğitimi.

Adalet, dezavantajlı bireyleri görmezden gelmek değil; onların ihtiyaçlarına uygun imkânlar oluşturmaktır. Bu nedenle; erişilebilir okul binaları, özel eğitim desteği, uygun materyaller eğitim adaletinin gereğidir.

Eğitim kurumlarında; kayırmacılık, torpil, adam kayırma, ayrıcalıklı muamele adaleti zedeler. “Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder.” (Nisâ, 4/58). Bu ilke eğitim kurumlarında öğrenci kabulünden akademik yükseltmelere kadar her alanda liyakat esasının korunmasını gerektirir. Her türlü görevlendirme ve atamalarda ehliyet ve liyakat gözetilmedir. Bunun için âdil kriterler belirlenmelidir ve atamalar buna göre yapılmalıdır.

Eğitimde adalet sağlandığında: Sosyal hareketlilik artar. Fakirlik döngüsü kırılır. Toplumda huzur güçlenir. Üretken insan kaynağı yetişir. Suç oranları azalır. Toplumsal birlik kuvvetlenir. Huzur, mutluluk ve güven duygusu gelişir. Güvenli toplumlar her konuda kendini geliştirir ve uzun yıllar yaşamaya devam ederler.  

Eğitimde fırsat eşitsizliği ise: Yoksulluğun kalıcılaşmasına, sosyal çatışmalara, beyin göçüne, umutsuzluğa, huzursuzluğa ve güvensizliğe zemin hazırlar. Güven duygusunu kaybeden toplumların uzun süre yaşaması da mümkün olmamaktadır. Eğitimde fırsat eşitliği herkesin akademik eğitim yapması anlamına gelmez. Önemli olan fertleri yetenekleri doğrultusunda eğitmek ve bireyleri meslek sahibi yapabilmektir. Herkesi zorunlu eğitime mecbur tutmak doğru ve âdil değildir.

İslam tarihinde birçok vakıf; fakir öğrencilere burs sağlamış, kütüphaneler kurmuş, medreselerde ücretsiz eğitim vermiş, yol ve barınma desteği sunmuştur. Özellikle Selçuklu Veziri Nizâmülmülk tarafından 11. yüzyılda kurulan Nizamiye Medreseleri, vakıf sistemiyle finanse edilmiştir. Öğrencilere ücretsiz eğitim verilmiştir. Fakir öğrencilere burs bağlanmıştır. Öğrencilerin barınma ve yemek ihtiyaçları karşılanmıştır. Muallim,  Müderrislerin maaşları vakıf gelirlerinden ödenmiştir. Kütüphaneler kurulmuş ve kitaplar vakfedilmiştir. Mustansıriyye Medresesi, Abbâsî Halifesi el-Müstansır Billâh tarafından 13. yüzyılda kurulmuştur. Burada; Eğitim tamamen ücretsizdi. Öğrencilere aylık burs veriliyordu. Yemek, kırtasiye ve barınma imkânı sağlanıyordu. Medrese zengin bir kütüphaneye sahipti. Kanûnî Sultan Süleyman tarafından kurulan vakıf, eğitim faaliyetlerini desteklemiştir. Medrese öğrencilerine burs verilmiştir. Fakir talebelerin yiyecek ve giyecek ihtiyaçları karşılanmıştır. Kütüphaneler oluşturulmuştur. Müderris ve diğer görevlilerin maaşları ödenmiştir. Talebelere ücretsiz barınma imkânı sunulmuştur. Fatih Külliyesi ve ona bağlı Sahn-ı Semân Medreseleri, Osmanlı’nın en önemli eğitim kurumlarındandı. Ücretsiz yükseköğretim verilmiştir. Fakir öğrencilere günlük harçlık bağlanmıştır. Talebelere ücretsiz yemek dağıtılmıştır. Kütüphaneler oluşturulmuştur. İlim adamlarının yetişmesine katkı sağlanmıştır. Bütün bunlar ve sonraki vakıf sistemleri, eğitim imkânlarının geniş halk kitlelerine ulaştırılmasına katkı sağlamıştır. 

İslam tarihinde vakıfların üstlendiği eğitim hizmetleri, günümüzde sivil toplum kuruluşları (STK’lar), dernekler ve vakıflar tarafından sürdürülebilir. Özellikle ekonomik imkânları sınırlı öğrencilerin eğitime erişimini kolaylaştırmak, bilgiye ulaşımı artırmak ve nitelikli insan yetiştirmek için STK’lar önemli görevler üstlenebilir.

STK’lar şunları üstlenebilir. 

1. Burs ve Eğitim Desteği Sağlamak. 2. Kütüphane ve Etüt Merkezleri Kurmak. 3. Ücretsiz Kurslar ve Eğitim Programları Düzenlemek. 4. Dezavantajlı Bölgelerde Eğitim Faaliyetleri Yürütmek. 5. Öğretmen ve Eğitimci Yetiştirmek. 6. Manevî ve Ahlâkî Eğitimi Desteklemek. 7. Dijital Eğitim Fırsatlarını Yaygınlaştırmak.

Geleceğini inşa etmek isteyen toplumlar eğitime gereken önemi vermelidir. Unutmayalım ki; bilgi her zaman en etkili ve kalıcı silahtır.

Günümüzde Yapılması Gerekenler

Eğitim yatırımlarının adil dağıtılması.

Dezavantajlı bölgelerin desteklenmesi.

Fakir öğrencilere burs ve materyal desteği verilmesi.

Teknolojiye erişim imkânlarının artırılması.

Öğretmen niteliğinin güçlendirilmesi.

Liyakat esaslı eğitim yönetimi.

Engelli bireyler için kapsayıcı eğitim politikaları.

Kız çocuklarının eğitimine yönelik engellerin kaldırılması.

Eğitimde fırsat eşitliği, yalnızca pedagojik veya ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda ahlâkî ve adaletle ilgili bir sorundur. Kur’ân’ın adalet emri ve Hz. Peygamber’in ilme verdiği önem, her insanın eğitim hakkına sahip olduğunu göstermektedir. Bir toplumun gerçek anlamda kalkınabilmesi, eğitim imkânlarının belirli bir zümrenin ayrıcalığı olmaktan çıkarılıp bütün bireylere ulaştırılmasıyla mümkündür. Eğitimde adaletin hâkim olduğu toplumlarda yetenekler ortaya çıkar, liyakat güçlenir ve toplumsal huzur sağlam temeller üzerine inşa edilir.