Kemal ve Olgunluk Örnekleri Peygamberlerle Beraber Olmak

0
images (5)

“Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdirler; bunlar ne güzel arkadaşlardır! Bu lütuf Allah’tandır; bilen olarak Allah yeter.” (Nisâ 4/69-70). Ayet, Allah ve Rasûlü’ne itaat edenlerin ahirette Allah’ın özel lütfuna mazhar olmuş dört seçkin grupla beraber olacaklarını bildirir. Bu dört sınıf, İslâm ahlâkı açısından insanın ulaşabileceği dört farklı kemal örneğini temsil eder.

1). Peygamberler (Nebiyyûn): Temel özellikleri: Vahiy, tebliğ, örneklik ve Allah’a tam itaat. Peygamberler, Allah’ın insanlara gönderdiği seçkin kullardır. Kendilerine verilen ilâhî mesajı insanlara ulaştırır, yaşayarak örnek olurlar. Başlıca özellikleri; Allah’tan vahiy almaları, ilâhî mesajı insanlara eksiksiz tebliğ etmeleri, Güvenilir ve doğru olmaları, günahlardan korunmuş olmaları, sabır ve kararlılık göstermeleri, insanları Allah’ın kulluğuna çağırmaları, söylediklerini kendi hayatlarında uygulamaları. Kur’an, Hz. Peygamber’i müminler için “güzel örnek” (üsve-i hasene) olarak göstermektedir. “Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çokça zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb 33/21). Temsil ettiği değer, ilâhî hakikate rehberlik ve tum insanlığa örnekliktir. Ancak peygamberlik sona erdi fakat O’nun varisleri her zaman var olacaklardır.

“Şüphesiz âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler dinar ve dirhem miras bırakmamışlardır; onlar ilmi miras bırakmışlardır. Kim bu ilmi alırsa büyük bir nasip elde etmiş olur.” (Ebû Dâvûd, Kitâbü’l-İlim, 1, Tirmizî, Kitâbü’l-İlim, hadis no: 2682, İbn Mâce, el-Mukaddime, hadis no: 223). Âlimlerin peygamberlere vâris olması; vahiy almak veya peygamberlik makamına sahip olmak değil, peygamberlerin tebliğ ettiği ilim, hikmet, hidayet ve dinî hakikatleri öğrenmek, korumak ve insanlara aktarmak anlamındadır. Dolayısıyla âlimler, peygamberlik dışındaki konularda, dini hakikatleri öğrenmek, öğretmek, korumak ve insanlara aktarmak anlamında insanlara rehberlik yaptıkları için bu sınıfa girerler. Bu görevi ifa ettikleri sürece peygamberlerin varisleri olmayı hak ederler. “Allah’tan kulları içinde ancak âlimler hakkıyla korkar.” (Fâtır, 35/28). Buradaki korkma sakınma anlamındadır. Allah’ın emir ve yasaklarını önemseme, onları çiğnemekten korkmaktır. Bunlar hakkı bildikleri için işleri de haktır, gerçektir.

2). Sıddîklar: Hakikate tam anlamıyla bağlılık ve doğruluk. “Sıddîk”, çok doğru olan, doğruluğu hayatının temel karakteri hâline getiren ve hakikati içtenlikle tasdik eden kişi anlamına gelir. Sıddîklık yalnızca “yalan söylememek” değildir. Daha geniş anlamda; Allah’a gönülden inanmak, hakikati tereddütsüz kabul etmek, söz ile davranış arasında uyum sağlamak, verdiği sözde durmak, insanlara karşı dürüst olmak, zor zamanlarda bile doğruluktan ayrılmamak, inandığı hakikati hayatında gerçekleştirmektir. Kur’an’da Hz. İbrâhim için; “Şüphesiz o, özü sözü doğru bir kimse, bir peygamberdi.” (Meryem 19/41), Hz. Meryem için de “sıddîka” ifadesi kullanılır (Mâide 5/75). Sıddîklık, peygamberlik ve ilim makamından sonra gelen yüksek bir iman ve ahlâk seviyesidir. Sıddîkların temsil ettiği değer, hakikate ve doğruluğa sadakattir.

3). Şehidler: Allah yolunda hakikate ve davaya fedakârlıkla bağlılık. “Şehid”, Allah yolunda canını ortaya koyarak hak uğrunda mücadele eden kimse anlamına gelir. Kur’an şehidlerin Allah katında özel bir hayat içinde olduklarını bildirir. “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar Rableri katında diridirler, Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği nimetlerle sevinç içindedirler.” (Âl-i İmrân 3/169–170). Şehidlik kavramının merkezinde; fedakârlık, cesaret, Allah yolunda mücadele, hak ve adaleti savunma, canını ve malını gerektiğinde feda edebilme, korkuya rağmen doğru olanı yapma vardır. Burada önemli bir nokta vardır: Şehidlik sadece ölmekten ibaret değildir; şehidliğin temelinde hak uğrunda samimi fedakârlık vardır. Bir kimsenin sırf savaşta ölmesi, niyet ve şartlardan bağımsız olarak otomatik biçimde Allah katında şehid olduğu anlamına gelmez. Temsil ettiği değer, hakikat uğrunda fedakârlıktır.

4). Sâlihler: İmanlarını güzel ve doğru amellerle hayata geçirmek. “Sâlih”, Allah’ın razı olacağı şekilde inanan, davranışlarını düzelten ve çevresine iyilik taşıyan kişidir. Kur’an’da “iman edip sâlih amel işleyenler” ifadesi çok sık birlikte kullanılır. Çünkü İslâm’da iman yalnızca zihinsel bir kabul olarak kalmaz; davranışlara yansıması beklenir. Sâlih kişinin özellikleri; iman sahibi olmak, farz ibadetlere önem vermek, haram ve kötülüklerden kaçınmak, güzel ahlâklı olmak, adaletli davranmak, anne-babaya iyilik etmek, insanların haklarına riayet etmek, kul hakkından sakınmak, günah işlediğinde tövbe etmek, insanlara faydalı olmak, Allah’ın rızasını gözetmektir. “Erkek veya kadın, kim mümin olarak sâlih amel işlerse, işte onlar cennete gireceklerdir.” (Nisâ 4/124). Sâlih kişinin temsil ettiği değer, imanını güzel amellerle hayata geçirmektir.

Bu dört sınıf birlikte neyi ifade eder? Bu dört grubu birbirinden tamamen kopuk düşünmemek gerekir. Aslında insanın iman ve ahlâk yolculuğunun farklı boyutlarını gösterirler. Peygamberler; vahiy alır, aldığı vahyi tebliğ eder ve rehberlik yapar, insanlara örnek olurlar. Peygamberlik sona erdiği için, vahyin öğrenimi, öğretimi ve rehberlik artık bilenler, âlimler tarafından yapılacaktır. Âlimler bildiklerini doğru bir şekilde insanlara duyurmak, onlara öncülük yapmak zorundadırlar. Sıddîklar; kesin iman ve doğruluk, hakikate sadakat eden kimselerdir. Bunlar duydukları, öğrendikleri gerçeklere gönülden bağlı olan ve bildiklerini ihlâs içinde yaşayan, hiçbir şüphe duymayan, Ebubekir misali hakikate susamış kimselerdir. Şehidler; fedakârlık ve mücadele, hak ve adalet uğrunda adanmış kimselerdir. Gerçeklere bütün varlıklarıyla şahitlik ederler. Sâlihler; güzel amel ve ahlâk ile imanı yaşamak için gayret ederler. İyi ve doğrunun temsili için her türlü fedakarlığı yaparlar. İnandığı değerlerin sâdece sözcülüğünü değil, hayatlarında bizzat uygulayarak pratiğe dökerler. Sözleriyle fiilleri birdir, uyum içindedir.

Böylece ayet bizlere adeta şu ahlâkî merdiveni gösterir: Hakikati öğrenmek → hakikate inanmak → hakikate sadık kalmak → hakikat uğrunda fedakârlık yapmak → hakikati güzel amellerle yaşamak. Ayetin sonundaki  “Bunlar ne güzel arkadaşlardır!” (Nisa 4/70) ifadesi özellikle dikkat çekicidir. Burada Allah, müminin sadece kurtuluşa ulaşmasını değil, kimlerle beraber olacağını da göstermektedir. Çünkü insanın arkadaşları ve örnek aldığı kişiler, onun karakterini ve yönelişini de etkiler. Bu nedenle Nisâ 69. ayet, aslında mümine şu mesajı verir: Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederek peygamberlerin rehberliğini, sıddîkların doğruluğunu, şehidlerin fedakârlığını ve sâlihlerin güzel ahlâkını hayatında birleştirmeye çalış.

Bir başka önemli nokta da şudur: Ayet “peygamberler, sıddîklar, şehidler ve sâlihlerden olursunuz” demiyor; “onlarla beraber olursunuz” diyor. Bu, peygamberlik gibi özel makamların insan tarafından kazanılamayacağını; fakat onların yoluna bağlılık sayesinde onlarla beraberlik ve arkadaşlık nimetine ulaşılabileceğini gösterir. Bu nedenle her Müslüman, peygamberlerle beraber olmak için gerekeni yapmalıdır. Öncelikle, peygamberi ve getirdiklerini tanımalı, bilmelidir. Peygamberlerin getirdiği her şeyi tereddütsüz doğrulamalı, o ilkelere canı gönülden bağlanmalıdır. Peygamberler ve ilkelerine her zaman ve yerde şahitlik yapmalıdır. Aynı zamanda peygamberlerin getirdiği din İslâm, sulh, selamet, esenlik olduğu için, kendisi de bu sulhu, barışı, iyiliği hem yaşamalı hem de yaygınlaştırmak için gerekeni çabayı göstermelidir.

About The Author

Bir yanıt yazın