DİNDAR OLMANIN DAYANILMAZ YÜKÜ
Allah rahmet etsin. .
Yaşar Nuri ÖZTÜRK kendinden çokca sözettirmiş, kimileri tarafından kucaklanmış kimileri tarafından taşlanmıştır.. Ancak konu hep dinsellik ve dindışılık ekseninde ele alınmıştır. Oysa bu meseleyi dinsel zeminde değerlendirmek bence büyük yanılgı. Yaşar Nuri Öztürk Türkiye’deki dindar entelektüel profilini anlamada yardımcı olabilecek bir prototip..Bu yüzden meseleyi dinsel değil psişik ve sosyolojik zeminde ele almak gerekli..
**
Yıllar önce Konya merkez İmam Hatip Lisesinde kız sınıfına derse girmiştim. Altmışa yakın kız öğrenci vardı. Velilerin çoğu kızlarını içleri rahat etsin diye gönderiyordu İmam Hatibe. 28 Şubata az kalmıştı. Konya İmam Hatibin 17 bine yakın öğrencisi olduğu söyleniyordu.
Bir gün dersim olan kız sınıfında yoklama alırken dışarıdan bir müzik sesi geldi.. Aniden “Pop sever misiniz?” diye sordum..”Haşaaaa”..diye koro halinde bir ses yükseldi sınıftan. “Hadi bırakın bunları, bana numara yapmayın; ben biliyorum sizlerin neler dinlediğini” dedim. Yavaş yavaş döküldüler. Bir tanesi “hocam odamda Burak Kut’un posteri var; üstüne seccade asıyorum böylece babam görmüyor ama onu ve şarkılarını çok seviyorum” diyor.
Bir başkası bir arkadaş toplantısında imam hatipli olarak tanıtıldığı için kendisini dışlanmış hissettiğini bu yüzden kendisine “hangi tarz müziği seversin?” diye sorulduğunda “hocam utandım ben de onlardan ayrı olmamak için bilinen bir yabancı şarkıcı ismi vererek onu çok sevdiğimi söyledim; aslında hiç dinlememiştim” diyor.
Dışlanmışlık ve gariplik duygusu ile yetişir dindar genç.. Hep kendini ispatlama gibi bir görevi vardır. Farklı olmadığını; zararlı olmadığını, aslında herkes gibi olduğunu ispat etmeye çalışır durur.
Hep “sen Fatihin İstanbul’u fethettiği yaştasın, maneviyatçısın; sen yapmazsın, yapmamalısın” diye en meşru işlerin bile yasaklandığı biridir. Ömür boyu hep kendinden yaşça çok büyük adamlarla oturmak ve onlarla yaşamı paylaşmak zorunda kalan biridir bu yüzden. Çünkü Ona insanları kurtarma gibi bir misyon biçilmiştir. İçinde bulunduğu ortam genelde orta yaşını çoktan geçmiş insanlarla muhatap olduğu bir ortamdır.
O halde dindar ne yapar?; ya bu hali kabullenir; ya da kendisine çizilen sınırı aşmaya çalışır. Sınırı aşarken bu kez çok başka yerlere savrulur. Bu yüzden zaman zaman medyada “Rockcu imam”, “Futbol takımı kuran imam” Ya “The İmam” filmi ile dayatılan imam algısına temelli bir tepki olarak karşımıza çıkar.
Kimi kere kendi mahallesine karşı amansız bir öfke ve nefret besler. Ahmet Hakan olur Yaşar Nuri olur. Ya da kendine başka mahallerden dost tutarak bir biçimde bu kısır döngüden kurtulmaya çalışır. Kendini doğru tanımlama çabasının uzantısıdır bunlar; kendine çizilen kalıpları aşma hamlesidir.
Çünkü dindar algı kendinden olana asla değer vermez. Cemaatlerin parlatıp cilaladıklarını ise başka kimseler adamdan saymaz. Şairler, yazar ve düşünürler öteki mahalleden olmadıkça çok fazla teveccüh görmez dindarların mahallesinde..
Bir dönem “soldan dönme” lerin bu mahallede çokça teveccüh görmesinin sebebi budur. Dindarların mahallesinde kaldığın sürece ağzınla kuş tutsan ne önemli bir düşünür, ne önemli bir sanatçı olarak kabul edilirsin. Zenciler birbirine saygı duymaz çünkü..
Ezilenlerin temel reflexi budur, beyaz adama benzemek ve beyaz adam nazarında değerli olmak.
Sorun ne ondadır ne ötekinde sorun dindarlık bağlamında üretilen algı ile ilgilidir. Kendini toplumdan izole eden bir din ve ahlak algısı ile heba edilen bu gençler “Minyeli Abdullah” gibi “Huzur Sokağı” gibi romanlarla “öz yurdunda garipsin” edebiyatı ile kendini boyundan büyük bir misyonun taşıcısı olarak bulur. Bu misyonu kabullendiğinde kendinden ve kendi kişisel sorunlarından sözetmekten uzaklaşır; kendini tanıma şansını kaybeder.
İmam Hatipler kurulurken yeni kuşağın dinden habersiz yetişmemesi hedeflenmişti. Çok haklı bir sebepti bu; emeği geçenleri burada saygıyla anmak gerekiyor. Ancak biz ve öteki denklemi ile dayatılan devlet algısına karşı İmam hatipli yaşadığı toplumu anlamaktan çok onu dönüştürmeyi hedefleyen bir ruh hali ile yaşar. Mütevazi bir Din tedrisi, yerini Vatan kurtaran ve insanlardan ayrı ve farklı biri olduğu vehmine kapı açan bir algıya bırakır.
Ne yapmalı peki…
Benim önerim öncelikle “mega anlatılar” ve “üst tasavvurlar”la insanları asla olamayacakları bir kimlik edinmeye zorlamaktan vazgeçilmelidir. İmam Hatip Liseleri adını kaldırıp “Sosyal Bilimler Liseleri” içinde “Din Bilimleri Bölümü” olarak isteyenin o bölümde okuduğu bir yeni Lise yapılanmasına gidilmelidir.
Evet böylesi daha iyidir..
