maxresdefault

Sizi seven birisine karşı borçluluk duygusuna kapıldığınız oldu mu hiç. Bende çok oldu; oluyor hala. Birisinin beni sevdiğini hissettiğimde ona karşı borçlu hissediyorum kendimi; ezik hissediyorum. Bu yüzden sevilmekten korkuyorum çoğu kere. Karşılığını hakkıyla veremem diye belki de; bilmiyorum. Bu borçluluk duygusuyla kimi kere saçma sapan şeyler yapıyorum. Bu yıkıcı merhamet her zaman benden bir şeyler alıp götürüyor.

 Neden sırtımı dönüp gidemiyorum? Neden sevgiye kayıtsız kalamıyorum? Neden bu tutsaklık zincirini gönüllü bir biçimde boynuma asıyorum.

Belki beni sevdiklerini zannettiğim kimseler demeliyim. Çünkü merhametimi çoğu kere zanlarım yaratıyor. Şairler acılarını kendileri yaratır; biliyorum.

Borçluluk duygusu güçlendirme istencinden besleniyor galiba; dengeyi sağlama istencinden kaynaklanıyor. Bir içsel adalet arayışı belki; bütün insanların içinde olup biten bir adalet arayışı.  Sanki sevenin güçsüzlüğünün sorumlularındanmışım gibi geliyor.

Seven insanın bir yönüyle sakat ve zavallı olduğunu mu düşünüyorum? Sanırım onu güçlendirmek adına yapıyorum bunu. Onu güçlendirdiğim oranda rahatlayacağımı düşünüyorum. Bana karşı savunmasız bırakmak istemiyorum onu. Ancak sevildiğimi bilmek beni de savunmasız ve zavallı yapmıyor mu? Asıl ben acınacak hallere düşmüyor muyum? Sevmediğim halde seviyor gibi görünmek işkencesi, sevgisine karşılık vermiş olarak onu rahatlatmak belası beni perişan etmiyor mu? Güçsüz bildiklerime karşı bu borçluluk duygusunun bedeli ağır oluyor çoğu kere. Sevgiye karşılık vermek için yaptığım her hamle beni istemediğim zeminlere çekiyor; istemediğim konumlara itiyor.

Merhametin sırtımda taşıttığı bir sürü sevenimi hatırlıyorum. Daha sağlam bir sırt bulduklarında onun sırtına atlamak için can atan bir sürü sakat; zavallı yaratık. Beni seven ama asla sevdiklerini itiraf edemeyen ve bindikleri yeni sırttan benim ezilişimi seyreden bir sürü özürlü insan. Merhametim onları sırtımdan atmama her zaman engel oldu. Ama onlar çoğu zaman sakatlıklarını (zaaflarını) gösterip bana daha çok acı çektirmek için sırtımdan indiler. Köşe başlarında vücutlarının sakat yerini teşhir ederek merhamet dilenen bir yığın insan gibi.

Acınan insanlar, acıma duygularını yitirirler mi? Kendisini acınacak halde gören insanlar başkalarına acıma duygularını köreltmişler midir? Bu sorulardan yola çıkıp, kendisini acındırarak sevilme borçluluğu duygusundan istifade etmeyi amaçlayanların başkalarına merhamet beslemelerinin çok güç olduğunu sonucuna varıyorum.

Sevmek Bir Zaaf Mıdır?

Beni sevene karşı merhametimin kaynağı acaba sevmeyi bir zaaf olarak görmem olabilir mi? Sevmek bir zaaf mı gerçekten? Ama sevmek bir zaaf olamaz. Çünkü sevmek doğal bir durum. Bütün bir evrende sevmek var. Sevdiğimiz insan için kendimizden ne kadar çok şey veririz. Bütün güzel şeyleri sevdiğimize sunmayı düşünürüz. Bu bir borçluluk duygusu mudur? Sevmenin de bir tür borçluluk hissinden kaynaklandığını söyleyebilir miyiz? Evet, sevmek de borçlanmaktır. Sevginin özünde de bir borçlanma durumu var. . İnsan varlığını sürdürmek için ötekinin bir değer olduğunu idrak yetisi ile donatılmıştır. Bu yüzden Varolan borçlu hisseder kendini. Borçlu hissetmek varolana değer vermektir bu anlamda. Her sevme yönelimi spontane de olsa bir değer verme yönelimidir. Kendi dışımızdakinin bir değer olduğunu teslim etmektir. Bireysel faydaya dönük sevgi bu anlamda varolmanın anlamını unutmak ve saptırmaktır. Sevginin dışa açılmasını engellemek onu hapsedip çürütmektir. Burada bencilce bir fayda beklentisinin hastalıklı bir durum olduğunu bunun sevgi olmadığını söylemek mümkün. Ötekine yansımayan kişide kalan tek kişilik sevmenin sevgi olmadığını da. İnsanın bir değer olduğunu anlaması ancak ötekini bir değer olarak görmesi halinde mümkün. Bu noktada ötekine; dışarıya akmayan sevgi bir değer üretemeyecek ana rahminde ölen cenin gibi çoğu kere kişiye zarar vererek kişiyi bitirecektir.

Merhametin zararlı oluşunun temelinde de ötekinin değil kendinin merkeze alınması yatmaktadır. Zararlı merhametin özünde ötekini değil kendini düşünmek; ötekini değil, kendini bir değer olarak görmek vardır. Zahiren ötekine merhamet gösteriyor görünse de kimi kere farkında olmaksızın insan kendi bencilliğini, kendini ötekine egemen kılma saplantısını merhamet sanmaktadır. Kendini aşamayan sevgi gibi kendini aşamayan özsel merhamet de bir değer olmayıp, bir değer üretemeyecektir. Ötekini temele oturtan her sevgi varlığın anlam ve değerini büyütmekte; ötekine taşmayan her sevgi yönelimi çürütüp bozmaktadır. Sevgi ve merhamet ötekini esas almıyorsa ötekini merkeze oturtmuyorsa aslında bir sevgi ve merhamet olarak da öne çıkamayacaktır. Kişide kalan sevgi yetisi; sevgi yönelimidir. Sevgi yöneliminin sevgiye dönüşmesi ve bir değer olması ötekine yansıması ötekinde vücud bulması ile mümkündür. O zaman mutlak ve asli sevgi yeti olmaktan çıkmış değer olabilmiştir. Sevgi ve merhamette ötekini merkeze alan her eylem kişiyi değerli kılıp geliştirecektir.

Varoluşun farkına varmanın varoluşu değerli görmenin sonucudur bu.

O halde ötekine yansımadığını anladığımız her sevgi gösterisinin sahte bir durum olduğunu anlamamız mümkün. Her sahte durum bir değerden beslenmediğinden bir üst değer olan borçluluk duygusunu da üretemeyecektir.

Çünkü sevmekte kimi kere bencilce bir fayda beklentisi bulunabilir. Seven kimi kere elde etmek ister. Elde etmek için sevmenin asli bir sevme olup olmadığını da ayrıca düşünmeliyiz. Öznel fayda beklentisi sevme durumunu bozarak sevgiyi ötekinden kendine yönlendirebilir. Sevmek ötekinden koptuğu an sevmek olmaktan çıkar. Çünkü sevmek için iki ayrı varlık gereklidir. Tek kişilik sevgi sevgi olamaz. Tek kişilik sevgi özsel; asli, katışıksız olmaktan çıkar ve tersine bir değer içerir. Bencillik olarak öne çıkar bu. Ya da biz bunu bencillik olarak nitelendiririz. Bir değer biçerek bu nitelemeyi yaparız.

O zaman sevgi ve merhametin varlığın özünde bulunduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu iki yönelim hem yapıcı hem de yıkıcı eylemlere kaynaklık edebilmektedir. Ötekine dönük olduğunda yapıcı, öznel olup kişiden dışa taşmayınca tahripkâr olabilmektedir.

Bir Değer Denkleminde Sevmek Ve Sevilmek

Hastalıklı olan merhamet ötekini esas almadığından sürece tabi anlık duygulanımlara dayalıdır. Ötekinden çok kendin rahatlatma ve içsel baskıdan kurtulma çabasıdır. Bu içsel baskının kaynağı varlığın özünde bulunan borçluluk durumunun olmasıdır.[1] Oysa asli merhamet her zaman temelli, sahici ve asli değerden beslenmektedir. Asli merhamet hayatı ıslah etmeyi esas alırken, anlık duygulanımlara dayalı merhamet yıkıcı ve tahrip edici olabilmektedir.

İnsanlara güvenimizin sarsılışının, hayat karşısında çaresiz kalışımızın bir sebebi de bu, değerden beslenmeyen hastalıklı merhamet anlayışımız değil midir? İnsana güvenin sarsılması bizi hayat karşısında çaresiz bırakan en önemli yıkımdır oysa. Belki konuyu anlaşılır kılmak için farklı kavramlara başvurmamız gerekmektedir. Bu noktada hastalıklı olana acımak, diğerine ise merhamet diyebiliriz. Bunu yaparsak belki konunun anlaşılmasını daha da kolaylaştırabiliriz.

Acımanın temelli ve ilkeli olmaktan ziyade tamamen anlık hislenmelere dayandığını, oysa merhametin sürekli bir durum olduğunu; birine acımanın o anki öznel duygulanımlara hizmet etme yönelimi, merhametin ise bir ıslah etme yönelimi olduğu söyleyebiliriz.

Asli merhamet hayat söz konusu olmadıkça aldatmamayı, yapmacık olmamayı, kendini her derde çare görmemeyi, mütevazı olmayı ve en önemlisi de Tanrı olmadığını bilmeyi gerektirir.

Böyle mi bitmeliydi bu yazı…

 

[1]-Her tapınma eylemi varolmanın özündeki borçluluk duygusundan kaynaklanmaktadır Paganın(putperestin) put üretmesi de bu borçluluğun sonucudur. Paganın putu çoğu kere faydaya dönüktür. Bu fayda elbette salt ekonomik bir fayda değil içsel huzur arayışı gibi manevi bir fayda da olmuştur. Ancak her paganist yönelim çürütücü, bozucu ve hastalıklıdır.

Bir yanıt yazın