sehir2

Mustafa Karaosmanoğlu

Şehir ve medeniyet aynı kökten türemiş iki farklı kavramdır. Medeniyetin de ortak kökü olan “dane” “deyene” kökünden türeyen kavramların önünde “din” kavramı bulunur arap dilbilimciler, dinin etimolojisinde karşılık, itaat etme ve geleneğin bulunduğundan ve dinin de geleneğin de belirleyicilik gibi bir tarafları olduğunu söylemektedirler. Din kelimesinin anlamları arasında “ceza”, “karşılık”, “yasa”, “kanun”, yönetmelik” gibi anlamların bulunduğu, bu kavramların ise şehrin varoluşunda en önemli kavramlar olduğunu bilmekteyiz. Din kelimesinin bir başka anlam öbeğinde “huy” ve “davranış” gibi anlamlar da bulunmaktadır.

Dane veya deyene kökünden türetilen bir kavram da mütedeyyindir. Mütedeyyinin anlamı dini benimseyendir.

Yine aynı kökten tanrı anlamına gelen “ed deyyan” kelimesi türetilmiştir ki bu kelime; idare eden, yönetmesi ve yönlendirmesi bulunan anlamına gelmektedir.

Aynı kökten türetilen kelimelerin arasında “el-medin” kelimesi bulunur ki bu kelime de medine kelimesine çık yakın olup köle veya kul anlamına gelmektedir. Köle yani bir otorite karşısında ram olan. Medin kelimesinin müennesi ‘medine’dir. Ferra ismindeki bir arap dilci medine kelimesinin müennes olduğundan dolayı hem şehir ve hem de cariye anlamları olduğunu ve buradan ise ikinci anlamdan birinci anlama yapılan gönderme gereği egemen olunan bir şey anlamıdır. Yine aynı kökten deyn: borç, idane: borçlanmak, dâyane: karşılıklı borçlanma anlamına gelmektedir.

Medine kavramının zıttı ise bedevidir. Bedevi yeri yurdu olmayan, konar göçerlikle hayatını idame eden demektir.

Bununla birlikte ibn haldun ünlü mukaddimesinde bedevinin karşıtı olarak ve medeninin eş anlamlısı olan hadari kelimesini şehirli anlamında kullanır. Haldun medeni ismini ise mukaddimede şehirli anlamında kullanmaz.

Şehir aslında beşerin insanlaştığı yerdir. İnsan ancak diğer insanlarla belli çerçeveler içinde kalarak beşerden insan haline gelir. Kavramları kelimeleri kullanmayan bir insanın hayvandan pek o kadar da farkı bulunmamaktadır. İlişki alışverişi alışveriş ise tanımı gereği borçlu ve alacaklıya göndermede bulunur.

Yaşadığımız evrende hep bir sebep sonuç ilişkisi içinde ve hep bir döngü dahilinde hayatımızı idame ettiririz. Bu durum kimi zaman bir zorunluluk ilkesi halinde kendini gösterirken kimi zaman da halef selef meselesi olarak kendini gösterdi. Bağlam gereği mercek altına almak durumunda kaldığımız iki adet konumuz bulunmakta bunlardan biri şehir bir fiğleri de medeniyet.

Yaptığımız her işin bizim için bir karşılığı vardır. Biz istesek de, istemesek de her faaliyetimizde sonrası için bir koku, bir iz, fark eden gözlere bir nişan, kısacası başkalarının okuması için bir kitabe yazıp bırakırız. Yapış şeklimiz, niyetimiz, yapımda kullandığımız materyal, içinde bulunduğumuz zaman, zevklerimiz ve faaliyetimizi sürdürürken konumlandığımız yere varıncaya kadar her türlü eylemimiz, yaptığımız işteki işaret taşlarımız olur. Başka bir deyişle, bütün bu edinimlerimiz eşyanın üzerinde bıraktığımız parmak izlerimizdir. Bütün bu yapıp ettiklerimiz faaliyetlerimizin sonucunda bizim zaman ve mekan mirasımızı da nasıl değerlendirdiğimizi geçtişten olumlu veya olumsuz nasıl etkilendiğimizi de ele verir. Bunlar bizim bir anlamda tarihsel sorumluluğumuz ve  zamana karşı verdiğimiz fotoğraflardır ve geleceğin kültür, medeniyet kazıcıları bizi eşyanın üzerinde bıraktığımız bu poz (duruş, iz, koku, dokunuş vb.) İle farkedip diğer hemcinslerimizden ayırd edeceklerdir.

Farklı bir dilde konuşacak olursak insanoğlu, içinde bulunduğu zaman mekan matrisinde bir davranış biçimi, bir arzu potansiyeli, bir perspektif, bir düşünce tarzı, bir tasarlama yöntemi, kültürel bir oluş, bir medeniyet fonksiyonu olarak belirir. Bu bizim için beşer olarak gelmiş olduğumuz bir uğrakta insan olabilme istikametinde tercih ettiğimiz yönü göstermekle beraber, eşyanın her kültüre, her medeniyete, her zamana ve her mekana göre farklı bir biçimlenişi vardır. İşin farklı tarafı ise bu farklılığın eşyadan insana, insandan da eşyaya doğru akan bir yönelimle  her  iki tarafı da besler nitelikte kendini göstermesidir.

Bir medeniyet nelerden oluşur, nerede başlar nerede son bulur, hangi unsurları diri tutarak kendini var kılar, akranlarıyla tutuştuğu bu yarışta bayrağı devraldığı unsur kimdir ve nedir. Medeniyetin bahsi geçen hikayesi bittiğinde ne olur, bir medeniyetin dönemi sona erdiğinde, tarih sanesinden tam anlamıyla çekilir gider mi yoksa kendinden sonra gelen medeniyete bir bakiye bırakır ve sahneyi öyle mi terk eder?

Bütün bunlar çok önemli olmakla beraber haldun’da medeniyet anahtar kavram olma özeliğini haderi kelimesine devreder. Haldun haderi ifadesine hem kültür ve hem de medeniyet kavramının içeriğini birlikte yüklemeden çekinmez. Dolayısıyla haderiyet başlangıcından sonuna değin bütün bir sürecin adı olur.

İnsan yapıcı bir aktördür. Bu yapıcılık doğduğu andan itibaren kendini belirgin bir kapasitenin üzerinden kolaylıkla sürdürür. Süregiden bu yol üzerinde insan için oyun kurmaktan tutun da kültür  üretimine varıncaya kadar devam eder. Terimler üreten, kavramlar ortaya atan yaptığı bir icatla içinde yaşadığı toplumu değiştiren. Üretim araçlarına etki eden bir aktör olarak insan belirgin bir yer eder.

Bir yanıt yazın