SADRİ ALIŞIK: Şakayla Karışık
Sadri Alışık’a hürmetle…
tam on altı şiirini saydım
hepsi İstanbul
hepsi bir imparatorluk bakiyesi
kaldırımları Arnavut
çarşıları Rum
cumbaları buram buram Türk’e bakışır
bir Tamburi Cemil taşar pencerelerden
ince belli kızların ellerinde bir sepet
toplanıp köşebaşlarında sokağın
bir ikindi dinlerler vakti saniide
zamandan sarkan
yoksulluğa bakan kelimelerle
konuşur dururlar rengarenk
hem sarıda ve hem kırmızıda karada
minaresi kırık
mihrabı yerinde
o satırlardan
kallavi bir adam çıkarırız bizler burada
ah Sadri Baba
sendeki İstanbul ne kadar kalabalık
yedi tepede yedi minare
nerene baksam Boğaz görürüm
nereye gitsem Üsküdar
birde Erenköy’e yollanan dolmuşlarda
sana el sallayan o sarışın kız
epey bi sevdalı görüntüsüyle
biraz aşka yaslanmış
sırılsıklam tarafından hani
az gitmiş uz gitmiş
biraz ıslanmış
yoksa Müjgan mı demeliydim adına
ofsayta düşürmeden cümleyi
“gözleri dört defa lacivert” tarafından
hani sana olan olmuştu o günlerde
şehri salmıştın üzerine İstanbul diye
Tophane tarafından yaralanmıştın
bir tarafı Yahya Kemal’den iz almış
Fatihe doğru giden bir bulut gibi
takip etmiştin kendini onun yolunda
orası kemiğinin kırıldığı yerdi hayatın
bir kolunda ah heves vardı devranın
sızı diğer kolunda
gitmenin Vefa çekimindesin
şimdi
ne kadarın İstanbul
bunu bilemiyorsun
hem ne kadar eder Beyoğlu
indinde kentsoyluların
İstanbul hangi diyara gitti diye sorsa birisi
bir sokak ötesinde hayatın
Taksim’de mesela
kendine taşkın
birbirine yabancı bir çocuk nereden bilebilir
İstanbul’un bir hayalden başlayıp
Boğaz’dan sarkarcasına Sadri Alışık’a kadar gittiğini
mehtapla beraber eski günlerde
nereden bilirdi bir çocuk
şehrin insandan başlayıp insanda bittiğini
