469840

Siyasette önemli yerlere gelmiş bir siyasetçi sorulan bir soruya cevap verirken ‘’Ülkeyi okumuşlar bozuyor.’’ demişti. Yerinde bir tespit; dağdaki çobanın, akşam yatsıdan sonra yatıp sabahın nurunda tarlaya giden vatandaşın ülkenin gidişatında ne etkisi olabilir ki birkaç yılda bir kullandığı oy ’un dışında. Muhtemelen siyasetçinin okumuşunu kastediyordur. Suç okuyanda değil
okumakta. Demek ki okumak olmasa insanlar bozulmayacak, memleket de zarar görmeyecek(!)
Okuduğu için bir yerlere gelen, meslek sahibi olan, güç devşiren herkes için bu iddia geçerli mi? Tabii ki hayır. Nietzsche’ nin dediği gibi:”Bu da dahil bütün genellemeler yanlıştır.’’ Genel kabul, içinde yaşadığımız evrenin gidişatı ve de geleceği iyi değil.
Görünürde bütün çabalar insanlığın geleceğini kurtarmak için. Ulusal ve uluslararası örgütlenmelerin, STK’lar, thenk tank lerin, strateji kuruluşlarının yaptıkları Ar-Ge çalışmaları, kongreler, toplantılar… Hepsi iyi bir dünya için. Çare, bütün sorunlar ancak bilimsel bir yaklaşımla çözülebilir. Peki, önce kötü giden nedir onu tespit etmek gerekir? İşte birkaç tanesi: Yan etkisi olmayan ilaç olmadığı gibi bilimin ortaya koyduğu neredeyse bütün verilerin de yan etkileri var. İnsanlığın geldiği yer bilimin yan etkileri ve üretim hatalarının sonucu olmasın?
Küresel ısınmanın doğuracağı sonuçlar bilimsel verilerin ışığında şimdiden belli, bu konuda yapılması gerekenler de belli!
Mevcut su kaynaklarının kaç yıl daha insanlığı idare edebileceği ve sonrasında olacaklar da belli…! Elli yıl önce su kaynaklarına elli yıllık ömür biçilmişti, elli yıl sonra ne hikmet ise ömründen bir eksilme olmadı! Yapılan araştırmalar göstermiştir ki insanlığın yüz yüze kalacağı kıtlık kaçınılmaz hale geldiği gibi, bunun için uzun yıllar beklenemeyecek!
Bilimsel araştırmalar, çare olarak diğer gezegenlerden yaşanabilir olanları tespit ederek gerekli önlemleri almak gerekmektedir. Aynı zamanda verimi yüksek yeni tohumlar elde edilmesi şart!
Son bilimsel çalışmalar göstermiştir ki kadın erkek ayrımı yapılmaksızın üreme yetileri kaybedilmiş, yirmi otuz yıl önce laboratuvar değerleri yüz milyonla ifade edilen değerler bugün on milyona inmiş ve bu normal kabul edilmektedir. Onbeş-yirmi yıl sonrasını düşünmek bile insana ürkütücü gelmektedir.
Bütün bu sorunların çözümü için ilgili uzman kuruluşlara daha çok sermaye aktararak destek olmak gerekir!
Bilim adamı dünyadaki kaynakların insanlığa yetmeyeceği kehanetine inanıyorsa eğer, sipariş üzere laboratuvarda çalışacak, içinde yaşadığı toplumun nüfus yoğunluğunun düşüklüğünün farkında bile olmayacaktır.
Dünya kaynaklarını tüketme anlamında nüfusu yoğun olan ülkelerin payının azlığı da istatiksel bir bilgi olmaktan öteye bir anlam ifade etmeyecektir. Belki bazen bilimsel sempozyumlarda felaket tellallığı yapanların işine yarayacaktır.
Evren ve içindekilerinin tesadüf sonucu var olduğu kehanetine inanların adını ne koymak gerekir bilinmez, bunlar dahi insan vücudunun kendini onarmak ve tehditlere karşı savunma mekanizması geliştirdiği gerçeğinin farkındadırlar. Aynı durumun son bir buçuk yıl içerisinde evren için de geçerli olduğu görülmüştür.
İnsan, kendisi ve içinde yaşadığı evren için en büyük imkan ve tehdittir. İnsana ve evrene zarar veren insan aklının ürettikleridir, tabi ki bu bir genelleme olamaz. Günümüzde bilim denilince anlaşılan (pozitivist yaklaşım) olguların deney ve gözlem ile laboratuvarik sonuçlarıdır. Buraya kadar sorun yok hatta denilebilir en masum bilgi elde etme yöntemi ve türüdür. Pozitivizmin bir özelliği daha var ki felsefi düşünce olarak ‘Metafiziği’ reddeder. Bu bir bakıma insanın insan olma taraflarından birini yok saymak, inkara etmek anlamına gelir ve olgular dünyası ile barışık yaşamasına mani olur.
Kur’an’a göre insanın serüvenine bakıldığında, geçmişte insanlar daha çok birbirlerine karşı ile Allah’ın elçilerine karşı tutum ve hak ihlallerinden dolayı toplu helaklar yaşamışlardır. Tabiatın yapısını bozmaya yönelik bir çaba içine girmemişlerdir. Yine Kur’an’dan anladığımız ki ilk emrinin ‘Oku’ olması ve Bakara suresi 204-205 “İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatı konusundaki sözleri senin hoşuna gider; o, hasımların en yamanı olduğu halde kalbinde olana Allah’ı şahit de tutar. Hâkimiyeti ele aldığında ise ülkede bozgunculuk çıkarıp ürünleri ve nesilleri yok etmeye çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.” ayetleri
çağımızı anlamada ayrı bir öneme sahiptir. Günümüz insanı, bilgi yolu ile((nesli yok etmede) geçmiştekiler gibi insana zarar verdikleri gibi (hars yok etme) tabiata da zarar vermektedirler. Zarar vermek ile yetinmeyip durumu fırsata
çevirerek çözüm adı altında bir zarar daha vermekte ve döngü sistematik bir duruma dönüşmektedir.
Tekrar vurgulamak gerekir ki en masum bilgi deney, gözlem ve laboratuvar sonucu elde edilen bilgidir. Günümüzde bu bilgiye bilimsel bilgi denilmektedir. Fakat bilgiyi üreten insan bir amaca yönelik bilgi üretmektedir. Şu ana kadar görülen insanların ihtiyaç diye bildiği ve hayatını kolaylaştırmak amacına matuf üretim gerçekleştirildiği gibi insana hayatı zindan eden tehdit üretim araçları daha çok geliştirilmektedir. Tehdit araçlarına sahip olanlar ülkeler de küresel güç olarak adlandırılmaktadır. Yukarıda alıntıladığımız ayette ilginç bir tipoloji çizilmektedir. “Dünya hayatıyla ilgili hoşa giden sözler söyler ve buna da Allah’ı şahit tutar (değerlerin istismarı) hakimiyeti ele geçirince de fesat çıkarır ve bozgunculuk yapar.” Ne demek fesat çıkarmak bozgunculuk yapmak? Urettiğine piyasa oluşturmak adına her yol mubahtır. İşte “hasmın en yamanı” dediği de
bu olsa gerek. Buna karşılık Kur’an Alak suresinde bilginin ilk aşaması olan “Oku” emrinin ardından okumanın sınırlarını “Her şeyi yoktan var eden Allah’ın adıyla oku.”diyerek belirler. İnsanın acziyetini ifade eden yaratılışının ilk aşamalarından olan
ve sureye de isim olan “Alak” ile devam eder. Müslümanım diyen biri artık vahyin belirlediği değerler manzumesinin dışına çıkamaz, çıkarsa bunun hesabının sorulacağını bilir. 
Örneğin malının tüketimi için günümüz ekonomi anlayışının vazgeçilmez ilkesi olan sermayesinin bir kısmını reklama yatıramaz. Yapacak olursa “hasmın en yamanı” olur. Ürettiği ilacın daha çok satılması için sermayesinin bir kısmını salgın şartlarının oluşması için finanse edemez.
Bilim, bugün varlığının meşruiyetini savunma derdine düşmüştür. Evrenin ve insanlığın geldiği noktada bilim sorgulanır hale gelmiş insan ve evren “Gölge etme başka ihsan istemem.” aşamasına gelmiştir. İlahiyat karşısındaki zaferini
ve gücünü kaybetmiştir. Bilimin üretim ortamları ve çıktıları için özgür bir ortama ihtiyaç vardır. Örneğin ‘’İnsan sınırsız ihtiyaçlara sahip bir varlıktır.” paradigmasını reddetmeli, vahşi sermaye çevrelerine ürettikleri ile hizmet vermekten kurtarılmalıdır. Bu sebepledir ki artık bilim sonuçları itibarı ile insanlık için faydalı bilgiler üretmek yerine kehanetler üretme noktasına gelmiştir. 19. y.y.dan sonra kehanetler karşısında kazanmış olduğu meşru mevzileri, kaybetme tehlikesi ile karşı
karşıyadır. Bilimin hizmet etmede hedef kitlesi insanlık alemi olduğuna göre, insanı salt biyolojik bir varlık olmasının ötesinde ruhsal ihtiyaçlarına cevap verecek değerler ile beraber hareket etme imkanı sağlanmalıdır. Yüzyıllar hatta binyıllar önce Fizik kanunlarından faydalanarak inşa edilmiş eserler hala varlığını sürdürmekte, o zamanın teknolojisi ile inşa edilen zaman
diliminde bu gününün teknolojisi ile o eserlerin restorasyonu yapılamamaktadır. Aradaki fark, öncekilerin bilimin dili ile“doğa kanunları“ metafizik dilde “sünnetullah” ile barışık ve tabii ihtiyaçlara olan cevap verme çabasıdır. Şimdikiler, sermaye çevrelerinin bitmek bilmez hodbinliklerine hizmet için tabiata vereceği kar-zarar, insanlar için iyi mi kötü mü olduğuna
bakılmaksızın yaptıkları sentezlemelerin doğurduğu sonuçlardır.

Bir yanıt yazın