ÇAKMA ATEİZM VE “DÖNDÜM” DİYE ORTADA GEZENLERİN HALİ PÜR MELALİ
Son zamanlarda İslam Kur’an ve Aziz peygamber Muhammed Aleyhisselam ile ilgili şüphelerini ortaya seren insanların dalalet ilanlarını görüyoruz. Bu dalalet süreci nasıl başladı hangi yollardan devam etti bu konuda bir bilgi sahibi değiliz. Allah’ın dininden uzaklaştıklarını ifade edenlerin bir kısmı bunu yeni bir din yorumu olarak sunsa da aslında temelinde karanlık bir inkar bataklığı bulunuyor.
İman ontolojik bir yönelim olsa da, inkar kimi zaman bir ontolojik sapmayı ifade eder..Samimi inkarın temelinde ise derin bir iman bulunur her zaman. Bu yüzden din samimiyettir.
İnkar çok ciddi bir iştir ve iman kadar samimiyeti gerektirir. Bu bağlamda inkarında samimi olanlar saygıyı da hak edebilirler.. Bu samimiyet aslında inkar edenlerin derin bir ontolojik imandan beslendiği gerçeğini ortaya koyar. Örneğin Nietzsche ömrünü kutsalın sahte yüzünü ortaya koymaya adamış; din adına ortaya konan ahlak ilkelerinin en büyük ahlaksızlık olduğunu belirtmiştir. Bunu yaparken elbette kilise teolojisinin bütün argümanlarını ortaya serme gibi bir yaklaşımı pratize etmiştir. Onun en büyük özelliği sahtelikle mücadele etmek gibi bir samimiyete sahip olmasıdır. Bu hamlesi aslında çok ciddi bir ahlaki hamledir. Ancak vardığı sonuç tam anlamı ile kendisi ile ve insan gerçeği ile çelişmek olmuştur.
Oysa şu an piyasada gördüğümüz Müslüman mahallesinde boy gösteren türedi dönmelerde ne zerre kadar samimiyet, ne zerre kadar bilimsellik, ne zerre kadar varoluş sancısı görüyoruz.Bundan 30-40 sene önce yazılan ve defalarca çürütüle çürütüle artık paçavraya dönmüş Turan dursun’un İlhan Arsel’in yalan ve palavralarını Müslüman mahallesinde pazarlama gibi bir düşüklük sergiliyorlar. En rijit İslam düşmanı müsteşriklerin fikirlerini sanki hiç kimsenin bunlardan haberi yokmuş gibi kendi yaklaşımları olarak, kendi dalalet serüvenlerinin bir gerçeği imiş gibi ortaya koymaları da ayrıca trajikomik bir durum arzediyor.
Bu türedi dönmelerin temel vasfı samimi olmamaktır. Bunların hakikate ulaşmak gibi asil bir tavırları yok sadece kendi basit ve yetersiz algılarını temellendirecek argümanlar bulma gibi bir işleri vardır.. Yani Aziz din ve onun temsilcisi ile olan problemlerini kendi fikirsel çabaları ekseninde değil, şuradan buradan tırtıkladıkları kendilerinin de belki yeni fark ettikleri yalan ve iftiralara dayanarak ortaya koymaları söz konusudur..
Onlara söylenecek en net söz, “bize bilmediğimiz bir şeyden sözedin” cümlesidir.
Varoluş sancısı çekmek ayrı, mukallit olmak ayrıdır. Çakma, ucuz ve kestirmeden dalalet ontolojik iman ile savaşmak gibi bir zavallılığın uzantısıdır
