HAYVANSEVERLERE İTHAF OLUNUR
Kırsalda tabiat ile barışık yaşayan insanların evlerinin girişinde, eyvandan önce bir de teras vardır. Öylesine özgürdür ki bu insanlar bir tarafı açık üç tarafı kapalı olan eyvanlara sığmazlar. Dünyaya daha da açık olan terasta zamanlarının çoğunu geçirirler. Eyvanları daha çok hava muhalefetinin olduğu zamanlarda yaşamak ve de yemeğini, ekmeğini pişirmek için kullanırlar. Kullanırlar yerine kullanırlardı demek daha doğru bir ifade olacak! Köylerimizde de kalmadı böylesine yapılar. Kırklı yaşın üstünde olan insanlar için tasvir etmeye çalıştığımız resmin bir anlamı olur da altındakiler için bir şey ifade etmeyebilir.
Güneşin karşıki tepenin ardına gizlenmesi için az bir zaman kala rahmetli Şeyho amca şapkasını batan güneşe karşı siper etmiş, şehirlerde ancak çay ocaklarında rastladığımız kürsüde ayak ayak üstüne atarak oturmuştu. Kürsüde ayak ayak üstüne atarak oturmak için bir dirhem yağınızın olmaması gerekir!
Mevsim, koyunların ve keçilerin yavruladığı mevsimdir. Güneşin ardına gizlenmeye çalıştığı tepenin yamacından yüzlerce koyun, keçi, kuzu ve oğlakların melemeleri birbirine karışmış şekilde, köyün içine doğru var güçleri ile koşarak dağıldılar. Köy evlerini ağılsız düşünmek mümkün mü? Terasın altı ahır, önü de ağıl olmak zorundadır. Ağılda gerekli hazırlıklar yapılmış, yassı taşların üstüne tuz serpiştirilmiş, yeterince su kovaları yerleştirilmiştir. Su kovalarına sabotajı her zaman oğlaklar yapar ve kovaları devirirler. Bunun için de tedbirler alınır, yerine hemen yenileri konulmak üzere hazır bekletilir. Tam da bu esnada dönüp baktım, Şeyho amcanın ağzı kulaklarında, zevkten dört köşe…
Nahl Suresi’nin ilk altı ayeti ve devamında evrenin, insanın ve hayvanların var olma hikmetinin serüveni anlatılır: “Allah’ın emri gelecektir. Artık onun acele gelmesini istemeyin. Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir. (1) Allah, ‘Benden başka ilah yoktur. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının.’ diye (insanları) uyarmaları için emrini içeren vahiy ile melekleri kullarından dilediğine indirir. (2) Allah, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden yücedir. (3) İnsanı nutfeden (bir damla sudan) yarattı. Böyle iken bakarsın ki o, Rabbine açık bir hasım kesilmiştir. (4) Hayvanları da yarattı. Onlarda sizin için bir ısınma ve birçok faydalar vardır. Hem de onlardan yersiniz. (5) Onları akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken de sizin için bir güzellik vardır.” (6)
Bu manzara karşısında Şeyho amcanın yüzünün aldığı hal altıncı ayetin ta kendisidir. Hatta denilebilir ki bu güzellikten aldığı zevki onların etinden, sütünden, yağından yerken de veya onları satarken de alamaz. Halil Cibran’ın ifadesi ile: “Şimdi kalbinize sorun, bizim için iyi olan hazla zararlı hazzı nasıl ayırabiliriz? Kırlara, bahçelere çıkın; öğreneceksiniz ki çiçeklerden bal toplamak arının hazzıdır, balını sunmak ise çiçeğin… Çünkü arıya göre çiçek yaşamın kaynağıdır. Ve çiçek için arı sevginin ulağıdır.” Yani haz: maddi bir etkileşimden hissedilen duygunun adıdır. Şeyho amcanın kendi hayvanlarının etinden, sütünden, yağından yiyerek hissettiği duygunun adı haz, satarak elde ettiği duygunun adı mutluluk, ayetin resmettiği duygunun adı güzel (cemal)dir.
Felsefenin temel problemlerinden bir tanesi de estetik (sanat) problemidir. İslam ilim disiplinlerinden Felsefeye en yakın olan Kelam ilmidir. Felsefenin problem olarak gördüğü ve cevap aradığı alanlara vahiy ışığında cevap arar Kelam ilmi. Estetik açısından güzel-çirkin diye adlandırılan konu, Kelamda (Arapça ifadesi ile) Hüsun- Kubuh denir. Dile hâkimiyeti olanlar bilir, bu ifadelendirmede bir sorun yoktur. Her iki dildeki ifade birbirini karşılamaktadır. Ancak Türkçedeki iyi-kötü, yanlış-doğru kavramları, güzel ve çirkin yerine kullanıldığı görülmektedir. Bazen yakın anlamlar ifade etmesine rağmen aynı şeyler değildir.
Nahl altıncı ayette bu ayrımda yapılmıştır. Hayvanların etinden, sütünden, yağından, derisinden faydalanmak, ticaretini yapmakta dinen yanlış bir şey yoktur. Ekolojik dengeyi bozacak bir durumda yoktur. Hayvanlardan insanların faydalanması olayı vahiy bilgisinin olmadığı topluluklarda da vardır. Felsefe ve Kelamın problem olarak ifade ettiği Türkçede ‘güzel -çirkin ‘Arapçada da’ Hüsun ve Kubuh’ diye ifade edilen, ayette, ‘cemal’ kelimesi ile karşılanmıştır. Cemal, Arap dilinde salt güzellik demektir. Güzel olan şey çirkini iktisap ettiğinde kendi doğasını bozar. Ne gibi? “Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatan, demiş” deyişinde söylendiği gibi. Kim ki bülbülü kafese koyarsa bilsin ki ona iyilik yapmıyor. Canlılar ancak yaratılış amaçları paralelinde yaşadıkları zaman huzur bulurlar, gerisi eziyettir. Hayvanları evcilleştirmenin de seçiciliği ve doğasını korumanın sınırı olmalıdır.
Meşhur hikâye, padişah vezirine sorar: “Asıl olan eğitim midir, cibilliyet (soy, sop, asalet) midir?” Vezir, “Cibilliyettir” cevabını verir. Padişah ilan verir, altı ay içerisinde kediye tepside sunum yaptıracak biri varsa gelsin. Biri talip olur. Altı ay sonra divan toplanır. Eğitici ile kedi gelir. Kedi divandakilere tepside tek tek sunum yapmaya başlar. Sıra vezire gelince padişah tekrar sorar: “Asıl olan eğitim mi, cibilliyet mi?” Hazırlıklı olan vezir cübbesinin altında tuttuğu fareyi kedinin önüne atar. Kedi tuttuğu tepsiyi atıp fareyi yakalar. Vezir, “Asıl olan cibilliyettir.” diye cevap verir.
İlginçtir, bu örneği insanların asaletine uyarlayanlar var. Burada vurgulanmak istenen, siz, hayvanları yaradılış amacı dışında ne kadar eğitseniz de fıtratı ile yüzleştiği an kazandırdığınız davranışı terk ederler. Çünkü hayvanlar iç güdü ile hareket ederler. Kediyi ve köpeği veya başka bir hayvanı, hele de süs amaçlı besleyip kediyi fareden, köpeği koruyuculuk duygusundan (bekçilik) mahrum etmek kediye ve köpeğe haksızlık, eko sisteme de ihanettir. Bunun tersi hayvanları insanların egosuna hizmet ettirmektir. Hayvanlara fıtratlarına göre yaşama fırsatı vermek onları aşağılamak veya ona zulmetmek anlamına asla gelmez.
İşte bu Hüsun yani güzeldir. Tersi Kubuh yani çirkindir.
Buyrun, inin okyanusların derinliklerine görün oradaki eko sistemi. Belki yüreğiniz dayanmayacaktır koca ağızlı köpek balıklarının yaptıklarına. Gücünüz karşısında aciz olan hayvanları kendi egonuza ve kibrinize göre muamele etmek hayvan severlik değildir. Hayvana eziyet etmemek, yediğinden, içtiğinden, yaratılışına uygun ortamlarda yaşama fırsatından mahrum etmemek ona yapılabilecek en büyük iyiliktir.
Dünyaya açılan tek penceresi balkon olan apartmanlara mahkumsanız, bırakın bari onlar özgürce yaşasın!
