Müslümanlardan Terörü Kınamalarını İstemeyi Bırakın!
Neden Müslümanlar hakkında sorduğumuz soruları korku değil de dostluk yönlendirmelidir?
Batıda ne zaman terör olayları meydana gelse, içler acısı bir tablo ortaya çıkar.Hemen hemen birçok tanınmış kişi aynı sorunun varyasyonlarını soruyor: “Müslümanlar neden terörizme karşı sesini yükseltmiyor?” Cevabın açık olması gerekiyordu – Müslümanlar sesini çıkarmaz. Çünkü bu soru aslında bir soru değil, İslamı örtülü bir biçimde bir kınamadır.
Müslümanlardan terörü kınamalarını istemeyi bırakmamızın zamanı geldi. Soru yanlış bir şekilde İslam’ın terörizmin arkasındaki itici güç olduğunu varsayıyor. Müslümanların bir bütün olarak, doğası gereği şiddet içeren bir dini reform yapmadıkları, kendi dindaşlarının günahlarının kefaretini ödeyemedikleri ve dinlerinin benzersiz korkunç şiddet tarihi ile uzlaşmaya varamadıkları yönündeki yanlış bir varsayımdan dolayı suçlu kabul ediliyor. Bu suçluluk karinesi, ırkçı bir günah keçisi yapratma alıştırmasıdır. Kendi haksız şiddet tarihimizle veya şiddet içeren bir dünya düzeninde kendi suç ortaklığımızla uzlaşmamıza gerek kalmaması için giriştiğimiz bir çaba. Kendi eksiklik, ihmal ve günahlarımızı Müslüman “Öteki” üzerine yansıtmamızı sağlayan bir tür hedefsiz tatmin..
Kendi dinimiz söz konusu olduğunda çoğumuz narsistiz. Sadece diğer dinlerin kusurlarını ve başarısızlıklarını fark ederken onu en iyi şekilde düşünüyoruz. Bu, İslam’ın yaygın Hıristiyan görüşleri söz konusu olduğunda kesinlikle doğrudur. “Bizim” en iyimize bakma ve onu “onların” en kötüleriyle karşılaştırma eğilimi, özellikle barış ve şiddet örnekleri söz konusu olduğunda güçlüdür. Hristiyanlığın, Martin Luther King Jr. ve Rahibe Teresa gibi şiddet içermeyen barışçılara veya Kurtuluş Ordusu gibi insani yardım kuruluşlarına sahip olduğunu iddia edebiliriz. İslamı dile getirdiğimizde ise bize örnek olarak Usame bin Ladin gibi teröristler veya IŞİD gibi acımasız örgütler örnek gösterilir.
Bu tür karşılaştırmalarla her zaman karşılaşıyorum, ancak bunlar açıkça haksız ve etik değil. Hristiyanlığı mümkün olan en iyi ışıkta sunarken, İslam’ı mümkün olan en kötü ışıkta yansıtmaya yönelik kasıtlı girişimleri yansıtırlar. Böyle yaparak bizi hakikatten uzaklaştırırlar. Her iki dinde de kötü adamlar ve alçaklar, adaletsizlikler ve toplu vahşet örnekleri vardır. Ancak her ikisi de sosyal adalet ve barışı sağlama hareketlerinde kahramanlardan ve rol modellerinden de çok sayıda örnek sahibidir.
İslam’ın kendi Martin Luther King’ine sahip olup olmadığını bilmek istiyorsak, cevap, “Kim Kimdir”‘in Müslüman aşırılık yanlıları ve teröristler listesini çıkarmak değil, şiddet içermeyen barış ve sosyal adalet çalışmalarına katılan Müslüman örneklerini belirlemek ve yükseltmektir. Ödevlerimizi yapmalı ve barışa ve ortak iyiliğe katkıları İslam’a rağmen değil, onun sayesinde yükselen olağanüstü insanlar hakkında kendimizi eğitmeliyiz.
Yakın zamanda Nobel Barış Ödülü kazanan Müslümanlarla başlayabiliriz. Bangladeşli bir ekonomist olan Muhammed Yunus, 2006 yılında yoksullara ve özellikle yoksul kadınlara mikrofinansman olarak bilinen bir finansal borç verme sistemi geliştirdiği için ödülü kazandı. Yunus, İslam’ın finansal kâr için yoksulların sömürülmesi konusunda derin bir endişe duyduğundan, sistemin İslami finansın gerçek ruhunu yansıttığını savundu.
Gazeteci ve “Zincirsiz Kadın Gazeteciler”in kurucu ortağı olan Tawakkol Karman, 2011 yılında Arap Baharı öncesinde ve sırasında, memleketi Yemen’de demokrasiyi ve kadın haklarını teşvik etme çabalarından dolayı ödülün sahibi oldu. Ödülü kazanan ilk Arap kadındı. Karmen, Yemen’i ve Ortadoğu’yu daha barışçıl bir hale getirmek için gösterdiği çabalara Kuran’ı, özellikle de “Ey iman edenler, bir an önce barışa girin” (K. 2:208) ayetini gerekçe gösteriyor.
Otuz iki yaşındaki Karman, Nobel Barış Ödülü’nü kazanan en genç kişiydi – ta ki üç yıl sonra ödülü on yedi yaşındaki Malala Yousafzai kazanana kadar. 2012’de memleketi Pakistan’da Taliban silahlı adamları tarafından düzenlenen bir suikast girişiminden sağ kurtulan Yousafzai, kendisini Taliban hedefi haline getiren, kızların eğitim hakkı için savaştığı için ödüle layık görüldü. Karman gibi, O da İslam’ın barış ve eğitim çalışmalarına ilham verme yollarına dikkat çekiyor. Bu, Hz. Muhammed’in başkalarına zarar vermeme emrini, Kuran’ın öldürme yasağını ve Allah’ın Muhammed’e verdiği ilk emir olan oku ( ikra ) emrini içerir
Yunus, Karman ve Yousafzai buz dağının sadece görünen kısmıdır. Dünyanın her yerinde merhamet ve şefkat eylemlerinde bulunan, barış için çalışan ve sosyal adaleti teşvik eden ve bunu İslam’dan aldıkları ilhamla yapan çok daha fazla Müslüman var. Hikayelerini CNN veya BBC’de sık sık görmeyeceğiz veya New York Times’ta onları okumayacağız , ancak çalışmaları barışı sağlamak için aynı derecede önemli ve hayatidir. Bu kişilerin hepsi İslam’ın en iyilerini temsil etmektedir. Ve Müslüman komşularımızla dostlukları ve onlara saygıyı geliştirirken, dikkatimizi çok daha fazla hak eden İslam’ın en iyi olanları olmalıdır.
Bu makale Todd H. Green’in yakında çıkacak kitabından uyarlanmıştır. (Fortress Press), türkçesi posttruth

