Hüzün’ün Mahiyet ve Sebepleri
Hüzün [1), Nefsani bir elemdir ki sevilen şeyleri bitirmek ve kaybetmekten, aranılan ve istenilen şeyleri bulamamak ve elde
edememekten ileri gelir. Hiç bir kimse yoktur ki bu sebeplerden yakayı sıyırabilmiş olsun. Çünkü sevdiği şeylerden bir şeyi
bitirmemiş ve zayi etmemiş, veya aradığı ve istediği şeylerin hepsini elde etmiş hiç bir kimse bulunamaz. Zira insanın şu alemdeki sevdiği şeylerin hepsi zevale ve bozulmaya maruzdur. Ve hiç birisi sabit değildir. Dünyaya aid talepleri de yine böyledir.
Onlardan sevdiği şeyler gibi zeval(batmaya) ve fesada(bozulmaya) maruzdur (uğrar). Çünkü insanın dünyevi matlubatı (istekleri) her durumda fani (geçici) ve zail(batıcı) olan şeylerdir.
Amma sabit ve daim olan umuru akliye ye gelince ; o biç bir vakit bitirilmez, gaib(yokolmaz) ve zayi olmaz. Zira umuru akliye’yi (akılsallık ve maneviyatı) gasp edecek ne bir elem vardır ve ne de ona bir afet arız olabilir.
Lakin herkesin alakadar olduğu(peşinden koştuğu) umuru dünyeviye (Umuru akliyenin aksine) ki onu korumak asla mümkün olmaz. Bozulmasından, zevalinden, değişmesinden emin olunmaz.
O halde kendisine (hüzün) arız olmamasını isteyen kimse şunu yapmalıdır :
Dünyaya ait sevdiği ve dünyaya ait aradığı ve istediği şeyleri olduğu gibi zevale mahkum ve bozulmaya müsait ve merhun(rehin ) olarak tasavvur etmek ve bunların tabiatlarında olmayan sebat, beka, ve devam gibi vasıfları bunlardan beklememek ve aramamak ve belki mahbubat ve matlubatının (sevilen ve istenilenin) peşinde iken onların tebdilini (değişebileceğini), intikal ve kuvvetlerini görünce isti’zam etmemek (gözünde büyütmemek) ve çok görmemek.
İşte bu halet kendisinde tahakkuk eden(ortaya çıkan) kimse sevdiğini bitirmek ve kaybetmekten mahzun; aradığını ve istediğini elde edememekten mağmum(kederli) olmaz. Belki sevdiği ve istediği şeyleri hacet miktarı(ihtiyacı kadar) alır. Ve onları zayi ettiği ve bulamadığı zaman da müteselli (teselli bulur) olur.
İstediği ve aradığı şeyleri, istediği zaman, sür’atli ve haris bir isteyiş ve büyük bir temenni ile karşılamaz. Ele geçiremediği
ve zayi’ettiği zaman ise fikrini meşgul etmez. Bu tarz-ı haraket büyük Padişahların ahlakındandır ki onlar her bir geleni karşılamazlar, ve her bir göçüp gideni teşyi’ etmezler (uğurlamazlar).
Bunun zıddı küçük insanların ve furumayelerin (sütü-mayası bozukların) ahlakıdır ki her bir geleni’ istikbal(ağırlar) ve her bir göçüb gideni teşyi'(uğurlamaya layık görüp) ederler.
Ve yine {Hüzün) den kurtulmayı arzu eden kimsenin şunu da tasavvur etmesi lazımdır ki : Bir şey için mahzun olmak lazım gelince mahzuniyetten kurtulmak imkanı olmaz. Bazan mahzun olmak lazım gelir.
Şöyle ki : İnsanın sağlığında ve yaşadığı günlerinde hiç bir halet (hal ve an) yoktur ki onda sevdiği şeylerden bir şeyi kayıp ve zayi etmemiş olsun. Veya arzu ettiği bir şeyi elde etmemiş olmasın.’ İşte bu durum da bize bildirir ki insanın her zaman mahzun olmaması ve hüzün eleminden kurtulması için çoğu kere içinde bulunduğu her bir hale razı olması lazımdır
____________________________________
l-Hüzün kelimesinin mukabili öz dilimizde Tasadır .
Dilimize çeviren
Murad molla kitab sarayı Şef Mehmed Hazmi Tura
sadeleştiren: post-truthdergi

