Babısor’un Suyu Gibi: Mardin’den Filistin’e Bir Vicdan Çığlığı
Bir tel çektim Mardin’den…
Yüreklerden kopup Filistin’in mazlum topraklarına uzanan bir tel.
Babısor Çeşmesi’nin çağlayan sularında insanlığın gözyaşı yankılandı. Müslüm Baba’nın o dizeleri, bu yazıyı yazarken bile dilime dolandı: “Babısor suyu gibi, yaş gelir gözlerimden.”
Bu yıl 25’incisi düzenlenen Uluslararası Beytülmakdis Akademik Sempozyumu için Mardin Artuklu Üniversitesi’nin daveti, vicdanımıza “Kalk, harekete geç!” diye haykıran bir çağrıydı. Soykırımın gölgesindeki mazlumlara bir adım daha yaklaşma umuduyla koşa koşa gittik.
Her adımımız insanlığa bir saygı duruşu, vicdanımıza “Sakın geride kalma!” telkiniydi.
…
Mardin’e iner inmez şoförümüz Erkan’ın radyosunda Hozan Hamit Karadeniz’in nağmeleri, bu toprakların ruhunu fısıldayan renkli bir şölen gibiydi… Ama otel lobisine girer girmez, bu renk Tarkan’ın “Her Neredeysen”iyle dağılıverdi.
Yahu, Mardin’desin! Taş sokakların, medreselerin, türkülerin şehrindesin! Popun o yavan nağmeleri gönlümüze erişebilecek mi? Biz, Mardin’in sesini ararken, çoğunlukla Erkan’la sohbete daldık. Mardin’i bir de ondan dinledik…
…
Bir şehri anlamak için onda kaybolmak gerekir.

Sempozyumdan arta kalan vakitte, Mardin’in tarihi sokaklarında kaybolduk. Bu kayboluş, bize nice hikâyeler sundu. Asker arkadaşım Hâkim’in tarif ettiği Muhtar’ın dükkânının yanındaki Babısor Çeşmesi’ne (Sur Kapısı) vardık mesela. Kana kana su içtik, serinledik. Daha sonra Erkan’a çeşmeyi anlatınca, “Hiç görmedim” dedi, ama Müslüm’ün o şarkısını hatırladı:
“Bir tel çektim Mardin’den, Bin ah çektim derinden… Bab-ı sor suyu gibi, Yaş gelir gözlerimden”..
Sanki Filistin’in acısı, o suların çağlayışında, insanlığın gözlerinden akıyordu.
Bir türkü, bir çeşme, bir soykırım… Hayat, bazen böyle iç içe geçiyor.
…
Kasımiye Medresesi’nde, ezgiler taş duvarlara çarpa çarpa geceye karıştı. Orada, hemşerim, Yeni Şafak yazarı Prof. Dr. Yusuf Dinç’le buluştuk. Medresenin güvercinleri bile sohbete ortak oldu, sanki bir doğu masalının içindeydik. Biraz Mardin’den, biraz gençlerden, bolca umuttan konuştuk. Yusuf Hoca, sempozyumda küresel vicdanın küresel korkuyu yenmesi için İslâmî finansın rolüne dikkat çeken bir konuşma yaptı. Yeni dünya düzeninde paranın değil, vicdanın konuşması gerektiğini tartışmaya açtı.
…
Sempozyum, “Akademi ve Siyonizm: Siyo-Soykırım, Uluslararası Toplum ve Küresel Vicdan” temasıyla, vicdanları sarsan bir manifesto gibiydi. İki gün boyunca 150’ye yakın bildiri sunuldu, İsrail’in Filistin’deki vahşeti akademik bir mercekle masaya yatırıldı. Eşim, Necmettin Erbakan Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Mimarlık Fakültesi Öğretim Görevlisi Gülşah Köseoğlu’nun sunumu ise sanatla direnişin kapılarını araladı. Tüm sanatçıları, insanlık paydasında birleşmeye çağırdı.
Tüm konuşmalar ve bu konuşmalara mukabelede bulunan alkışlar, yüreklerde yanan ateşin dışa yansımaydı. Sanat, akademi, vicdan…
Hepsi Filistin için birleşirse, dünya yeniden insan olabilirdi.
…
Mardin Artuklu Üniversitesi’nin bu yıl ikincisini düzenlediği Cesaret Ödülleri Töreni, Özgür Filistin umutlarımıza taze bir nefes kattı. Güney Afrika ve İspanya halklarından Prof. Dr. Abdulfettah El-Awaisi’ye, Al Jazeera’dan Anadolu Ajansı’na, Mehmet Akif Ersoy’dan Fulya Öztürk’e, Şehit Ayşenur Ezgi Eygi’den Celtic’in “Yeşil Tugay” taraftarlarına kadar, vicdanın ve cesaretin neferleri ödüllendirildi. El-Awaisi’nin, “Bizim de arkamızda büyük bir güç var, o da Allah’tır” sözlerini hatırladık, birbirimize hatırlattık. Tören sonrası El-Awaisi yanına vardık, tebrik ettik, zafer ve umut dileklerimizi sunduk. Gözlerinde Filistin’in direniş ruhunu gördük; sanki bize, “Sakın pes etmeyin” diyordu.
…
MAÜ Rektörü Prof. Dr. İbrahim Özcoşar, sempozyumun ruhunu öyle güzel özetledi ki: “Burada sadece akademik bir toplantı yapmıyor, insanlık vicdanını uyandıracak bir uyanışa katkı sunuyoruz. Filistin’deki vahşet karşısında sessiz kalan uluslararası toplumun tutumu kabul edilemez. Üniversiteler, bu zulmün karşısında dimdik durmalı.” Özcoşar’ın sözleri, akademinin sadece bilgi değil, vicdan ve adalet üretmesi gerektiğini hatırlattı. Hani Ölü Ozanlar Derneği’nde geçer ya: “Henüz vaktin varken tomurcukları topla.”
İşte, Mardin’de o tomurcukları topladık; vicdanla, umutla, direnişle.
…
Kampüsteki Gazze Sokağı, bu uyanışın kalbiydi. İHH’dan Anadolu Gençlik Derneği’ne, Cansuyu’ndan TÜGVA’ya, onlarca sivil toplum kuruluşu, panellerden atölyelere, kitap dağıtımlarından sanatsal etkinliklere bir farkındalık şöleni yarattı. Gazzeli çocuklar için yazılan mektuplar, boyanan brandalar, Kudüs temalı tabu oyunları, karikatür sergileri… Her biri, Filistin’in direniş ruhunu kampüsün sokaklarından içimize taşıdı. Güzel Sanatlar Fakültesi’nin alçı boyama atölyesi, Gazze’nin yaralarına sanatla dokundu; İlim Yayma Cemiyeti’nin tabloları, vicdanlara seslendi. Bir stantta uçurtmalar gökyüzüne yükseldi, bir diğerinde öğrenciler “Boykot!” pankartlarıyla haykırdı. Sanki Gazze, Mardin’de yeniden nefes alıyordu.
…
Mardin’den ayrılırken, Babısor’un suyu gibi çağlayan gözyaşlarımız, Filistin’in acısıyla birleşti. Ama içimizde bir umut bin umut yeşerdi: İnşallah insanlık, sanatla, akademiyle, vicdanla ayağa kalkacak. Biz, Mardin’de kalabalıklaştığımızı gördük; vicdanla, umutla, direnişle. Ve bir gün, Özgür Filistin’in güneşinde, hep birlikte gülümseyeceğiz.
Bab-ı sor çeşmesinin gürleşen suyu, tüm bentleri yıkacak!
