Özgür-Birey-ve-Özgür-Toplum-644x362

Yerliler ve İktidar

Bizim kuşak kitap okur, dergi çıkarır, kahvehane, kitapevi, cadde, durak nerede olursa kendisini bir hakikati birilerine ulaştırma ile görevli bilirdi.

Sadece okuyan yazan birileri değildi bizim kuşak. Odunu olmayana odun, aşı olmayana aş, işi olmayana iş bulma noktasında da gayret sahibiydi. Bu yüzden bizler birbirimizin abisi, ablası, kardeşi yoldaşı, sırdaşı idik. Bizim kitaplarını okuduklarımız da büyüklerimiz üstadlarımız idi. Onlar hem mütefekkir, hem dava adamları olarak bize örnek olurlardı.

En ücra köylere bile sırtında kitap kolileri taşıyan insanlardan oluşurdu bizim kuşak. Hiçbir dernek, parti ve örgüte bağlı değil, sadece bireysel ilişkilere bağlı bir mücadele fıkhı geliştirmiştik. Doğruyu söylemek; hakikati taşımak tam bağımsız olmayı gerektirmekteydi çünkü. Bu yüzden yönetimdeki iktidar aygıtının bütün baskı ve ötekileştirme çabalarına karşı hiçbir beklenti taşımadan yürürdük doğru bildiğimiz yolda.

Uzatmayayım.

Bu çabalar varolan bütün dengeleri altüst ederek yerlilerin iktidarının önünü açtı sonunda.

Yerlilerin iktidarında bizim kuşağın yer alması mümkün olmadı. Bu tam bağımsız olmanın paradoksu idi. Bağımsızlık kurumsal iktidarı kurumsal iktidar ise bağımsızlığı kaldıracak durumda değildi.

Bu önemli bir durum değildi ama daha sonra bu kuşağın yerini (dava adamı, mütefekkir, bilge kişi, tam bağımsız hareket) yerli iktidarın etrafında palazlanan danışmanlar, gazeteciler, Tv ciler, akademisyenler almaya başladı. STK lar, vakıflar, dernekler mantar biter gibi bitmeye başladı..16 sayfalık dergi çıkarmak için çekmediğimiz sıkıntının kalmadığı dönemlerden onlarca gazete, TV kanalı, dergiye sahip olunan dönemlere gelindi..Kimilerinde bağımsızlık ile güç yer değiştirdi.

Bir kısmı ciddi anlamda savruldu ve Tanrıya karşı bile bir bağımsızlık tavrı geliştirdi.

Sonuçta ortaya çıkan aydın zümrenin vasıfları şöyle şekillendi..

Kolaycı, Ucuzcu ve Sahte..

Bu yeni tür’ün uzandığı yer için ödediği bedel kendisi için yaşadığı iç çelişki ve toplum için yarattığı tekinsiz ortam oldu. İnsana ve hakikate inancın sarsıldığı bu ortamda ya Marx gibi hakikatin değil, çatışmanın esas olduğuna inanarak sürekli bir güç kavgasına gireceksiniz ya da Ruhbanlar gibi dünyadan el etek çekmeyi seçerek yenilgiyi kabulleneceksiniz. Her iki durumda da yine insanlık adına yenilmiş olacaksınız. Marxist bakışaçısı ile hakikati, Ruhbani bakışaçısı ile hakikat kavgasını kurban etmiş olacaksınız.. Yine döndük başa..

**

Hasılı; siyasi erke ulaşmak istiyorsan bağımsızlığa ,bağımsız olmak istiyorsan siyasi erke uzak oluyorsun..Bunu nasıl aşarız hala bilmiyorum. Önceleri umursamaz işime bakardım ama çevremde siyasi erke mensup insanların makam ve mansıp sahiplerinin her tür iğrençliği utanmadan yaptıklarını görünce bu makamların; bu erkin onlarda bulunmasının büyük zulüm olduğunu anladım.
Siyasilere bu durumu arzetmeye bile utanmamın sebebi benim de bir erk ve makam peşinde koşacağımı düşünmeleri korkusu oldu. Böyle düşünmelerinden neden mi korkuyorum; şundan: en ilkesiz insan bile memlekette bir kaç pazarlıksız ve beklentisiz insanın hala varolduğunu bilmeli..

 

 

Bir yanıt yazın