BİR KUTSAL AYDINLANMA HAMLESİ ÜZERİNE

0
indir-1-14

İslam’ı tanıdığımız ilk yıllarda devam ettiğimiz bir dernekte İslam adına yönetime gelindiğinde bize hırsızın elinin nasıl kesileceği zina edenlerin nasıl recm edileceği anlatılırdı. İslam olarak anladığımız bize benzemeyen; bizim algımıza uymayanı yargılamak ve cezalandırmak idi. Bu yaklaşımlar bize büyük diye bilinen alimlerin eserlerinden ve fıkıh kitaplarından aktarılıyordu.

Hayatımız boyunca kesif bir siyasi tartışma içinde büyüdük. Bütün sorunlarımızın kaynağında bir rejim sorunu olduğu fikri empoze edilmişti. 

Üniversite yıllarında Kuran ile tanışma imkanı bulduğumda fıkhı da farklı yorumlama konusunda bir usül edinmiştim. Artık bana İslam adına sunulan her şeyi kabul etmiyor biraz da meselelerin arka planına, problemlerin ortaya çıkış koşullarına bakmaya çalışıyordum. Dinin siyasal olduğu kadar epistemolojik, etik ve estetik boyutları olduğunu da kavramaya başlıyordum.

Tabii bu bir yönüyle Modernizm olarak algılansa da Modernizmin ortaya çıktığı zemin bir tür fanatizmden kurtulma hamlesi olan Aydınlanmaya dayanıyordu ki bu da bizim yönelimlerimiz ile örtüşüyordu.

Batı ve beyaz adamın üstünlüğünü kabul eden, rasyonalizm ve bilimi putlaştıran bir Modernizm değildi bizim anlayışımız.

Çünkü materyalist temele dayalı bir Aydınlanma paradigması aslında Aydınlanmanın zemininden kopmuş ve kutsala savaş açan bir duruma evrilmişti. Oysa biz  Aydınlanmayı insanı önceleyen dini de insan için; insanın mutluluğu ve refahı için gören bir anlayış olarak algılıyorduk..Okuduğumuz kutsal kitap bunu öğretiyordu.

Basmakalıp fetvaları sorguladıkça sorgulanmaya ve lanetlenmeye de uğruyorduk.Fikirlerimizden, kıyafetimizden davranışlarımızdan dolayı katlimize fetva  verenler eksik olmuyordu.

Sapık damgası da yemiştik..Hatta bir büyük cemaat lideri bizim gibi Kuran diyen gençlerin “okun yaydan çıktığı gibi dinden çıktığını bu yüzden devlet yetkililerinin bizleri öldürmesi gerektiği” fetvasını veriyordu…

Eğer devletin gücü olmazsa dinsel alanda söz söyleyen farklı şeyleri dile getiren insanların akıbeti ne olurdu bunu düşünmek bile istemiyordum. 

**

Ezcümle

Bu ülkede laik denilen kesimlerin endişelerini anlamak gerekiyor.  İslam düşmanı çevrelerin bu endişeleri kullanarak toplumsal kutuplaşmayı hedefledikleri  bir gerçek olsa da bu endişelere hamasi tepkiler vererek nefret dili ile yargılamak asli sorunlarımızı unutturma işlevi görmekten başka işe yaramayacaktır.

Buna alet olmamak; nefret dili ile hareket etmemek gerekir diye düşünüyorum.  Tepkisel söylemler toplumsal kutuplaşmayı artıracağından burada dil ve üsluba dikkat etmek gerekiyor. İslam düşmanları biraz da buradan kazanıyor. Bir toplumun hassas noktalarıyla sinir uçlarıyla oynuyorlar.

Ama şunu da unutmamak lazım  bir dinsel fanatizm zemini daima bulunmaktadır. Bu dinsel fanatizm laik Müslüman herkesi vurmaktadır. Bu ülkede güçlü bir devlet geleneği olmasa idi biz de birbirimizi Allah adına yoketme yolunu seçiyor olacaktık. Bu devlet geleneği M.Kemal’in laiklik yorumu ile ortaya çıkmış bir  gelenek değildir. Çok kültürlü, çok dinli bir toplumsal yapıyı yüzyıllardır bu topraklarda yaşatan köklü bir devlet geleneğinden sözediyorum. “Laiklik olmasaydı şöyle baskı olurdu, böyle fanatizm olurdu” gibi yaklaşımlar hem tarihten hem de toplumdan habersiz gafillerin söylemidir.

Bu gafiller her problemi toplumsal kutuplaşmayı keskinleştirmek için fırsat biliyorlar. Laiklik kavramı ekseninde üretilen fanatizm ile dinsel alanda üretilen fanatizm aynı zihnin ürünü oysa.

O halde Müslimanlar karşıdaki insanın -İslam düşmanı bile olsa- hangi kaygılarla hareket ettiğini anlamak zorundadır. Beri yandan İslam düşmanı çevrelere alet olan insanlar da Müslümanların hassasiyetlerine dikkat etmelidir.

Bu kısır döngüye yuvarlanmanın önüne kendimiz ile yüzleşmek ve karşı görüneni tanıma çabası geçebilir ancak. Herkes için Aydınlanma buradan başlayabilir.

Bunun için de öncelikle kutsal bir Aydınlama hamlesinin bütün toplum katmanlarına yayılması için çabalamak gerekmektedir.

Müslüman dünyanın bilimsel, ahlaki ve entellektüel geçmişinden üretilen fikirler ile Batı dünyasının entellektüel tecrübesinden kendimize özgü bir Aydınlanma yaratmamız mümkündür.

Taliban ya da IŞİD gibi örgütler uzaydan gelmediler. Hatta Hz. Ali efendimiz bile fanatik dinsel algılar ile şehit edildi. Ortada bunlar yokmuş gibi şunu bunu suçlamaktansa, kendimize dönüp sağlam bir dinsel algıya ulaşma noktasında çaba harcamak ve İslam’ın hayat veren sahih mesajını Ona ekmek su gibi muhtaç olan insanlara sunmak boynumuzun borcudur.

Bir yanıt yazın