BİR YABANCILAŞMA VE GİZLENME APARATI OLARAK “EYLEM” YANILSAMASI

205356
Bugün sıkça karşılaştığımız bir durum var: eylem vurgusu. Sürekli “bir şey yapmak” gerektiği söyleniyor; fakat bu eylemin mahiyeti çoğu zaman sorgulanmıyor. Gazze gibi uzak ve büyük bir acı, bu noktada birçok insan için güçlü bir referans hâline geliyor. Elbette Gazze’de yaşanan zulüm gerçek ve ağırdır; buna kimsenin itirazı yok. Ancak mesele, bu duyarlılığın ne kadar sahici olduğu sorusudur.
İnsan ister istemez şunu merak ediyor: Bu kadar eylem vurgusu yapan kişiler, hayatlarında gerçekten zulme karşı durmuşlar mıdır? Bir haksızlık karşısında risk almışlar mıdır? Yoksa mesele, daha çok uzaktaki bir acı üzerinden kendini konumlandırmak mıdır?
Somut bir örnek üzerinden konuşursak:
Bir arkadaşım, bulunduğu kurumda Gazze için bir platform kurulmasını öneriyor, mesajlar yazıyor. Fakat aynı kurumda çok ciddi adaletsizlikler yaşanıyor. İnsanlar fişleniyor, özel hayatları izleniyor, sosyal medya hesapları takip edilip dosyalanıyor, yönetime sunuluyor. İftiralar atılıyor, farklı düşünenler sistemli biçimde itibarsızlaştırılıyor. Üstelik bütün bunları yapanlar korunup kollanıyor.
Şimdi şu soru kaçınılmaz: Böyle bir ortamın, zulüm bakımından Gazze’den farkı nedir? İmkân bulsalar, daha ileri gitmeyeceklerini kim söyleyebilir? Güçleri yetmediği için öldürmüyorlar; ama itibar suikastı yapıyorlar. Bu da bir tür zulümdür.
Burada asıl problem ortaya çıkıyor: Uzakta olan bir mesele daha kolay sahipleniliyor, çünkü risk yok. Yakında olan ise görmezden geliniyor, çünkü bedel var. Oysa hakikat şudur: Mümin sadece Gazze’de yaşamıyor; zulüm sadece orada gerçekleşmiyor. Yaşadığımız her yer, her an, bir imtihan alanıdır. Bulunduğumuz her ortam, bizim için bir mücadele sahasıdır.
Eğer bir insan bulunduğu yerdeki haksızlıklara karşı sessiz kalıyor, ama uzaktaki meseleler üzerinden yüksek sesle konuşuyorsa, burada bir tutarsızlık vardır. Bu, çoğu zaman bir vicdan tatmini üretir; fakat gerçek bir adalet mücadelesi değildir.
Nitekim o arkadaşıma da şunu sordum: “Aynı şey senin başına gelseydi ne yapardın?” Cevabı şu oldu: “O zaman iş değişir.”
Oysa iş değişmez. Eğer ilke varsa, her durumda geçerlidir. Eğer zulüm kötüyse, her yerde kötüdür. Eğer bir müminin hakkı savunulacaksa, o hak Gazze’de de, burada da aynıdır.
Dahası, bu tür bir tutum, zalimlere de alan açar. Çünkü onlar, büyük ve uzak meseleler üzerinden kendilerini gizleyebilirler. Gazze üzerinden konuşan, ama kendi çevresindeki zulmü görmeyen bir dil, farkında olmadan bu çürümeyi örtmüş olur.
Sonuç olarak şunu söylemek gerekir: Zulüm nerede olursa olsun, tavrımız aynı değilse, ortada sahih bir duruş yoktur. Yakındaki haksızlık karşısında susup uzaktaki acı üzerinden konuşmak, çoğu zaman bir eylem değil, bir kaçıştır. Gerçek mücadele ise insanın bulunduğu yerde başlar.”