happiness-332x452

Hayatta kazanman için sadece senin kazanma isteğin yetmez, yanında en az iki üç arkadaşının da senin kazanacağına inanması gerekir. Böyle arkadaşların/dostların varsa kesinlikle kazanırsın.

60 ın 70 in 80 in çocukları bunu bilirler. Çocuklar hep dışarda idi. Yanına iki arkadaşını aldın mı diğer mahalleye kavgaya giderdin. İkiye üçe karşı belki beş belki on kişiye kafa tutardın. Kafan gözün kırılırdı ama sıkıntı olmazdı. Dayağı yesek bile kazanmış edasıyla mahalleye dönerdik. Karada ölüm yoktu bize. O günlerin çocuklarının muhakkak kaşı, başı, kolu bir yerlerinden kırılmıştır. Kaşında, kafasında, kolunda muhakkak bunların izleri duruyordur. Hatıraları vardır.

Çocukluğumuzda fakir değildik.  Aslında gelir düzeyimiz bugünkü gelir düzeyine göre fakir sayılırdı ancak, biz kendimizi fakir olarak görmezdik. 6 kardeş anne baba ve büyükanne ile 9 nüfus, babam Tekelde bekçi, aldığı belli ama biz kendimizi fakir olarak görmedik, görmüyorduk. Çoraplarımız yamalı idi ama biz fakir değildik. Bugünkü çocuklarınınki gibi oyuncaklarımız yoktu kendi oyuncağımızı kendimiz yapardık ama biz fakir değildik. Mahalledekilerin hepsi bizim gibiydi. Farklı değildik.

Kahvaltıda zeytin bulsak peynir olmazdı, peynir olsa zeytin olmazdı, olan zeytin tek ısırıkta değil 3-4 ısırıkta yenirdi, çünkü 9 nüfus her birimiz 5 adet zeytin yesek neredeyse 250 gr eder. Haftada 2 kg zeytin nasıl alabilirsin. 200 gr şeker, 100 gr zeytin alınırdı. Kimse yadırgamazdı.

Et ayda bir iki olurdu. Öyle her yemeğe et mümkün değil. Sanırım bu sebeple TIRŞİK  diye bir yemeğimiz vardı. Domates, biber, patlıcan tencerede pişir yeter. Şimdiki Tava (güveç)nın etsiz olanı. En çok yenen yemek tırşik.

Öyle öğle yemeği falan mümkün değil. Çocuklara salça ekmek, kadınlar biraraya gelir, soğuk küfte(köfte) veya kısır. İkisi aynı mı farkı nedir tam bilemiyorum.

Varsa oyuncaklarımızı, elbisemizi, ayakkabımızı kısacası hayatımızı öyle çabuk tüketmezdik. Kıymetli idi hepsi. Çünkü zor bulurduk.

Okulda herkes tek tip, aynıydı. Özellikle ilkokulda. Herkes siyah önlük, beyaz yaka, altına ne giyersen giy. Fakir, zengin ayırt edemezdin. Çocuk yokluktan anlamaz. Onun var benim neden yok der ister. Olmayan babanın durumunu bir düşünsenize. Çocuğuna bir şey alamayınca canı nasıl yanar, bilir misiniz.

80 li yıllar üniversitedeyim. Çocukluktan beri folklor ile haşır neşirim. Halk oyunları derneğinde Adıyaman ekibi çalıştırıyorum. Tabii ki parasız. Bir gün bir ilkokulun öğretmeni geldi, ekip kurmak istiyoruz yardımcı olur musunuz dedi. Tabii ki dedik. Tabii ki parasız. Çalışmalara başladık. Ekipte çocuklardan eşofman altlık istedim. Birkaç çocuk getirdi ama çoğunda yok. Özellikle biri var yetenekli onu ekip başı yaptım ama hep pantolonla geliyor. Bir gün kızdım. Pantolonun yırtılacak, bir daha eşofman olmadan gelme dedim. Çocuk çok ağladı, bir şey demeye çalışıyor ama dinlemiyorum. Arkadaşlarından biri yanıma geldi, dedi ki; öğretmenim arkadaşımın babası çöpçü çok fakirler sadece o pantolonu var, başka giyecek birşeyi yok. O zaman kaynar sular başıma döküldü. Çok pişman oldum ama çocuğu çok üzmüştüm. Sonraki hafta çocuk çalışmaya gelmedi. Sonra evine gittim gönlünü yaptım, çalışmalara katıldı. Ekibin tamamının folklor elbiselerini kumaş alarak kendim diktim. (ayıptır söylemesi Şalvarcı Hacı Tümay’ın kalfasıyım. İyi şalvar dikerim.) ve İstanbulda ilkokullar arası folklor yarışmasında birinci olduk.

O zamanlar gerçekten yoktu ama hemen hemen herkeste yoktu. Dert etmezdik.

Mahalle arkadaşlarımız, okul arkadaşlarımız, bibim oğlu, dayım oğlu, emmim oğlu çok kalabalıktık. Arkamızda bize inanan onlarca insan vardı.

Ticaret Lisesi birdeyken bir gün matematik hocası yeni bir konu anlattı. İki tane örnek problem çözdü. Anlattığına göre örneklerden biri doğruysa diğeri yanlıştı. Dedim ki, hocam ikisinden biri yanlış. Hoca sen ne bilirsin ben hocayım konuyu yeni anlattım ikisi de doğru dedi. Ben direttim. Arkadaşlarımdan biri (ki lakabı Kerhane idi) hocam Osman diyorsa doğrudur dedi. O öyle deyince pençede tarafındaki herkes hocam Osman diyorsa doğrudur demeye başladılar. Hoca o sinirle bizim tarafın tamamını sıra dayağından geçirdi. Arkanızdaki size inanan inanca bakar mısınız. Dayak yemek pahasına arkanızda duranlar vardı. Karada ölüm yoktu. Yarım saat geçti herkes suspus, hoca tahtaya baktı baktı dedi ki Osman arkadaşınız haklı. İkinci örnek yanlış. Bizim Kerhana yine durur mu hocam peki biz bu dayağı niye yedik dedi. Hep beraber gülüştük. Çünkü, arkadaşların vardı, karada ölüm yoktu.

Şimdiki gibi tatil gibi bir şey bilmezdik. Yüzeceksek dereler vardı. Oralarda yüzerdik. Tatil oldu yazlığa, sahil kenarlarına, Antalya gibi yerlere gitmek gibi bir alışkanlık yoktu.

Hele hele bayram zamanları mümkün değildi. Herkes ailenin büyüğünün evine gelir, hep birlikte yenir içilir, gülüp eğlenilirdi. Herkes bir ağızdan bağırarak konuşur, dışardan bakan kavga sanırdı lakin iletişim şeklimiz buydu, herkes birbirini anlardı.

Velhasıl Bayramlar varlık zamanımız olurdu. Yok olanı bulduğumuz zamandı. Yeni bir şey alınacaksa bayram beklenirdi. Aldığımızda sevinçten havalara uçardık. Kıymetliydi.

 

Bir yanıt yazın