Emerging,From,A,Dark,Tunnel,,A,Man,Walks,Towards,A

Emerging from a dark tunnel, a man walks towards a bright light, symbolizing hope and new beginnings, overcoming challenges and finding success, inspiring viewers with faith and motivation

Gayb, sözlükte “gizli olmak, görünmemek, kaybolmak” anlamlarına gelir. Terim olarak ise insanın duyu organları (görme, işitme vb.) ve aklıyla doğrudan ulaşamadığı, bilgisi Allah’a ait olan alanı ifade eder. Gayb, insan bilgisinin sınırlarını gösteren önemli bir kavramdır. İslâm’a göre insan her şeyi bilemez; bilgi mutlak değil, sınırlıdır. Bu nedenle gayb kavramı, insanın Allah karşısındaki konumunu hatırlatır.

Kur’an-ı Kerîm’de gayba iman, müminlerin ilk vasfı olarak zikredilir:

“Onlar gayba iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.” (Bakara, 2/3)

Bu ayette geçen gayba iman, Allah’ın bildirdiği fakat henüz görülmeyen gerçekleri tereddütsüz kabul etmektir. İman sadece görülen ve bilinen şeylere değil, vahiy yoluyla bildirilen hakikatlere yöneliktir. İman, doğru ve güvenilir bir kimsenin verdiği haberlere görmeden inanmaktır. Buna karşılık gözle görülen ve kesin olarak bilinen bir şeyi kabul etmek artık iman değil, müşahedeye dayalı bilgi olur. Çünkü kişi onu inkâr edemez hâle gelmiştir.

Ahiret açısından da durum böyledir. Dünyada Allah’a, meleklere ve ahirete inanmak imandır. Ancak ölümden sonra melekleri, cenneti veya cehennemi gördüğünde artık iman etme zamanı geçmiş, gayb şehâdet âlemine dönüşmüş olur.

Gayb alanına giren başlıca konular şunlardır: Allah’ın zatı ve sıfatlarının mahiyeti, melekler, cinler, ahiret hayatı, cennet ve cehennem, kaderin ayrıntıları, kıyametin ne zaman kopacağı, ruhun mahiyeti vb.

“Sana ruhtan sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.” (İsrâ, 17/85)

Bu ayet, insan bilgisinin sınırlı olduğunu açıkça ortaya koyar.

İslâm âlimleri gaybı iki kısımda ele almıştır:

a) Mutlak Gayb

Sadece Allah’ın bildiği gaybtır. Hiçbir varlık bunu kendi başına bilemez. Kıyametin tam vakti, kaderin tüm ayrıntıları ve gelecekte olacak olayların kesin bilgisi bu kapsama girer.

“Gaybın anahtarları Allah’ın katındadır; onları O’ndan başkası bilmez.” (En‘âm, 6/59)

b) Nisbî (İzâfî) Gayb

Bazı insanlar için bilinmeyen, ancak başkaları tarafından bilinebilen şeylerdir. Kapalı bir odanın içi veya uzak bir yerde olan bir olay buna örnek verilebilir. Bu tür gayb mutlak değildir; şartlar değişince bilinir hâle gelebilir.

İslâm’a göre peygamberler gaybı kendiliklerinden bilmezler. Onlar gaybı ancak Allah’ın bildirdiği kadar bilirler.

“De ki: Ben gaybı bilmem.” (En‘âm, 6/50)

Bu ayet, peygamberlerin bile gayb bilgisine bağımsız olarak sahip olmadıklarını açıkça ifade eder.

Fal, kehanet, burçlardan gelecek okuma ve medyumluk gibi uygulamalar gaybı bilme iddiası taşır. İslâm’a göre bu tür iddialar dinen geçersiz ve yanlıştır. Gayb bilgisi yalnızca Allah’a aittir. İnsanların bu alanda kesin bilgi iddia etmeleri tevhid inancına aykırıdır.

Gayba iman, insanı tevazuya yönlendirir, Allah’a güveni artırır ve imanın samimiyetini gösterir. Çünkü gayba iman, görmeden inanmayı ve Allah’ın bilgisine teslim olmayı gerektirir.

Gayb, İslâm inancının temel kavramlarından biridir. İnsan aklının sınırlarını gösterir ve Allah’ın mutlak ilmini kabul etmeyi öğretir. Mümin, gaybı inkâr etmez; Allah’ın bildirdiği kadarıyla kabul eder ve iman eder.

Kur’ân-ı Kerîm’de gizlilik mânası taşıyan hafâ, sır, hab’, tehâfüt, butûn, setr, künûn, ketm ve cin gibi bazı köklerin gayb kelimesinin bir kısım anlamlarını ifade edecek şekilde kullanıldığı görülmektedir (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Mu‘cem, ilgili maddeler).

Bu kullanılışlar ışığında Kur’an’da gayb kelimesinin belirttiği hususları; geçmiş tarihî olaylar, gizli ve sır olan şeyler, bir şeyin veya olayın iç yüzü, fizik dünyada başkalarınca görülemeyen nesneler ve genel olarak görülmeyen, bilinmeyen her şey şeklinde özetlemek mümkündür. Ayrıca Allah, melek, ahiret ve cin gibi varlıklar da gayb alanına dâhildir.

Kur’an’da gayb kavramının sadece fizik ötesi âlem şeklinde bir anlamı bulunmamaktadır. Her ne kadar Kur’an’da sidretü’l-müntehâ, arş, kürsî, melekût (En‘âm 6/75; A‘râf 7/185; Mü’minûn 23/88), cennetü’l-me’vâ (Necm 53/15) ve mele-i a‘lâ (Sâffât 37/8; Sâd 38/69) gibi bazı metafizik kavramlar geçmekteyse de bunlara dayanarak Kur’an’ın gayb telakkisini yalnızca felsefî bir metafizik kavram olarak kabul etmek mümkün değildir (DİA).

Kur’an sürekli olarak gaybın yalnız Allah tarafından bilinebileceğini anlatır:

“Göklerde ve yerde Allah’tan başka hiç kimse gaybı bilemez.” (Neml, 27/65)

“Gayb Allah’ındır.” (Yûnus, 10/20)

“Gaybın anahtarları O’nun yanındadır; onları Allah’tan başkası bilmez.” (En‘âm, 6/59)

Ayrıca Hz. Peygamber’e de:

“Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem.” (En‘âm, 6/50)

demesi emredilmiştir.

Kur’an, gaybın Allah’tan başka hiç kimse tarafından bilinemeyeceğini belirtmekle birlikte peygamberleri ayrı tutar:

“Allah sizi gaybe muttali kılacak değildir; ancak Allah, rasûllerinden dilediğini seçer.” (Âl-i İmrân, 3/179)

Aslında burada peygamberlerin gaybı bilmesi, kendilerinde var olan bir özellik ve yetenek değil, Allah’ın bildirmesi sayesinde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla Allah’tan başkası gaybı bilemez.

İslâm âlimleri gaybı ikiye ayırarak birincisine “mutlak gayb”, ikincisine ise “izâfî gayb” adını verirler. Mutlak gaybı Allah’ın zatı, meleklerin mahiyeti, kıyamet, ahiret, cennet ve cehennem gibi insanın kendi imkân ve yetenekleriyle hiçbir şekilde bilgisine ulaşamayacağı alan oluşturur. İzâfî gayb ise yer, zaman, imkân ve yetenek gibi sebeplerle bazı insanların bilgisine ulaşamadığı, buna karşılık başka insanların bilgisi içinde bulunabilen olay ve olgulardır.