Mafyatik yapılanmaların olmadığı devletler sadece meleklerin yaşadığı devletler olabilir. Mafyatik yapılanmalar güçsüz Devletlerde daha çok illagal, güçlü devletler de ise legal boyutlarda varlığını sürdürür. Şu doğal bir sonuç ki pastanın olduğu her yerde sadece pasta peşinde koşanlar’ın bir biçimde çeteleşme faaliyeti bulunacaktır.
Çoğu zaman hukuk devleti hukuk içinde sorunlarını çözmekte zorlandığında hukuk dışı güçlerden yardım isteyecektir.
Tartışılması gereken mafyatik yapıların varlığı ya da yokluğu değil, bu yapıların nereye ve ne kadar söz ve etki sahibi olduğudur.
Sadece kendi menfaatini düşünenlerin elde ettiği her güç bir tür mafyatik yapılanmaların önünü açacaktır. Erdemli devlet kendini korumak istiyorsa vatandaşını da korumak zorundadır.
Eğer hukuk devre dışı kalırsa güç, istediğini yaptırabilir. Bu durumda ahlaklı ve memleketini seven insanlar güç tarafından ezilebilirler ve hatta memlekete aidiyet duygusunu kaybedebilirler. Ki zaten güç kullanma ve hukuk çiğneme eylemlerinin bir amacı da güvene dayalı aidiyetleri ortadan kaldırmaktır. Bu durumda ahlaklı ve namuslu insan ne yapacaktir, ya gücün problemleri çözdüğüne inanacak, ya da güce boyun eğecektir. Yani ya kendisi de bir taraf olarak kendini koruma refleksi ile bir güç alanı oluşturacak, ya da baskı yapan güce sessiz kalacak ve hatta çoğu zaman onun yanında saf tutacaktır. Bu anlamda hukukla çözülmeyecek meseleleri kendi yöntemleri ile çözmeye çalışacaktır..
Bu yüzden erk sahipleri hukukun ve adaletin mutlak hakimiyetini sağlayacak; herkesin iyisini talep etmenin üstte tutulduğu bir ahlaki tavır almak zorundadır. Güç, kaba kuvvetten öte bir durumdur. İnsan ontolojisinden beslenmesi hasebiyle en büyük güç ahlaksal güçtür . Adaleti ve ahlaki olmayı güç olarak görmeyenler tarihin kirli sayfalarında lanetli bir biçimde yer alacaklardır.
Bu yüzden devletin malını bir pasta olarak ortada durmasına engel olacak gücü ve iradeyi halkın genel menfaati ekseninde kullanacak bir ahlaki yapılanma hem güç sahipleri, hem de teba için her zaman kurtuluş sunacaktır. Bunun bir çok yolu bulunmaktadır ki en başta Devletin kurumlarının küçültülmesi gelmektedir.
“Mal belli bir zümre arasında gezen bir güç olmamalıdır..”
Hukukun ve ahlakın sorun çözmesi birlikte ele alınmalarına bağlıdır. Çünkü her ne kadar hukuk ve ahlak ideal olsa da, ne hukuk ne de ahlak hiçbir yerde hiçbir zaman tam olarak gerçekleşmez. İnsan doğasının ikili yapısının ürünüdür bu. Sürekli hareket ve değişimin olduğu bir dünyada insan davranışları ve algıları da değişir. Özgürlük; özgür irade sabit bir yerde kalmanın imkanı olmadığını bize söyler. Yani dün öyleyizdir bugün böyleyiz..
İnsanı ahlaklı ve hukuk sahibi yapan değişim ve hareket yasalarının üstünde olmayı başarmasıdır. Kemalat öyle bir şeydir. Kemalat insanın anlam dünyası ile maddi olmayan metafizik bağıyla alakalıdır.
Kemalatın olduğu yerde hukuk olur, ahlak olur, adalet olur…
Ancak Dünya kemalatın bütünüyle gerçekleşebileceği bir yer değildir. Hukuk ve ahlak nutukları ile insanların köleliği ortadan kaldırılamaz; insanların haksızlığına engel olunamaz..Hukukun sorun çözmediğini anlayan insanda aidiyet duygusu da aşınmaya başlar. Burada gücün ahlaka hükmetmesi ile (ki Marx böyle söylemişti) ahlakın gücü yönetmesi arasında çelişki ortaya çıkar.. Eğer ahlaksal temel (ahlaki yargılar demiyorum kastım herkes için en iyinin gerçekleşmesi) gücü yönetebilme ataklığını gösterirse hukuk çalışır. Hukuk çalışmadığında bir biçimde bunu çalıştırmak için harekete geçmek de ahlaki bir sorumluluktur.
İşte burada güç ve kudret devreye girer.. güç ve kudret çoğu kere bir terbiye aracıdır..
Gücü hukuk adına, adalet adına kullanmadığınız sürece ne mafyayı eleştirme hakkınız olur, ne de kendinizi mafyatik ilişkilerden uzak tutma imkanınız olur. Hukuk yoksa mafya vardır; ve siz de onun bir parçası olarak varlık kazanmışsınızdır..
Hukuk ve ahlakın anlamını yitirdiği toplumlarda mafyatik yapılanmalar palazlanır. Hukuk ve ahlakı hayata geçirmeye güç yetiremeyenler mafyatik yapılanmaların kanatları altına girerler. Ya devlet mafyalaşır ya mafya devletleşir. Devletin kurumları bile bizzat çeteler tarafından işgal edilir.
Bu çeteleri ortadan kaldırmak da hukuk ve ahlak nutukları atarak olmaz. Çünkü her şeyi hukuk çözmez.Şikayet ettiğin makam ile şikayet edilen arasında bir çete ilişkisi varsa hukuk ile hangi sorunu çözeceksiniz..
**
Rivayet olunur ki İskender Anadolu’da fetih yaparak ilerlerken konakladığı yerde çadırından birkaç parça eşya çalınır.Ufak tefek şeylerdir bunlar; şamdan kap-kacak vesaire..İskender bu cesur hırsızı merak eder ve huzura getirmelerini söyler. İskender Hırsıza çaldığı malları ima ederek “bu kadar küçük şeyler için kendini riske attığına değer mi” anlamında bir şeyler söyler. Hırsız; “Kralım” der “benim gücüm bunlara yetti, eğer senin kadar güçlü olsaydım Anadolu’yu talan ederdim.”
Diyojen bir gün sokakta giderken hâkimlerin, devlet hazinesinden bir küçük şişe çalmış bir adamı işkence yapmak üzere götürdüklerini gördü ve dedi ki: “İşte, büyük hırsızlar bir küçük hırsızı yakalamış götürüyorlar.”