Gürültü Devri: Modern Enformasyon Çağında Hakikat, Gelenek ve Epistemik Disiplin Sorunu
Bugün dijital çağda yaşıyoruz; modern dönemde herkes fikrini rahatlıkla ifade edebiliyor, yayın yapabiliyor ve bilgiye erişim son derece kolaylaşmış durumda. Ancak tam da bu kolaylık, ciddi bir sorunu beraberinde getiriyor: Tanımadığımız, bilmediğimiz insanlar herhangi bir süzgeçten geçmeden fikir ileri sürebiliyor, çoğu zaman da bunu bir tür “fikir jimnastiği” olarak sunuyor. Oysa büyük filozoflar ve peygamberler hakikati dile getirirken belirli bir disiplin ve gelenek içerisinde hareket etmişlerdir. En ilkel topluluklarda bile düşünceler sosyal ve tecrübi bir süzgeçten geçer, içselleştirilir ve ancak bu şekilde gelenek haline gelir.
Modern dönemin en belirgin vasfı ise kolaycılık, ucuzluk ve hatta sahteciliktir. Bugün önüne gelenin video çekip din hakkında konuştuğu, lafazanlığın bilgelik zannedildiği, aykırı fikirlerin adeta tanrısal bir dille sunulup din yerine ikame edildiği bir ortamdayız. Hiçbir geleneğe yaslanmayan, hiçbir sağlaması yapılmamış fikirler “orijinal” oldukları için değer görüyor; oysa orijinal olmak hakiki olmak anlamına gelmez. Büyük filozoflar ve peygamberler dediğimiz kişiler aslında bir geleneğin taşıyıcılarıdır. Buna rağmen biz, kolay yoldan bilgiye ulaşma arzusuyla zihnimizi kaotik bir hale sürüklüyoruz. Oysa bilgiye ulaşmak ile hakikati kavramak aynı şey değildir; insanlığın ortak hakikat arayışı binlerce yıllık bir birikime dayanır. Bu nedenle mesele, kolay elde edilen bilgi değil, hakikate uygun bilgidir. Yapmamız gereken, bu kısır döngüden çıkmak; kolaycılığa kapılmak yerine insanlığın ortak hakikat arayışına yönelmek ve bu doğrultuda okumayı merkeze almaktır. Ancak burada da neyi okuyacağımız belirleyicidir: Disipline dayalı, zamana direnmiş, geleneği olan eserleri okumak gerekir. Bugün akademik alanda bile herkesin her şeyi konuşabildiği bir ortamda yaşıyoruz.
Öncel (ilkel denilen) insanın en önemli vasıflarından biri kendini sınırlamasıydı; tabular, yasaklar ve ahlaki buyruklar insanı disipline ederdi. Çünkü fikirler son derece güçlüdür; denetlenmemiş, temellendirilmemiş düşünceler hakikat sunmak yerine zihinleri bulandırır. Bugün aklına geleni söyleyen kişiler “filozof” diye sunulabiliyor. Bu noktada sormamız gereken şey şudur: Bu düşüncenin akademik bir temeli var mı, daha da önemlisi ahlaki bir duruşu var mı?

