İSLAMCILARA VE AK PARTİYE KIZANLARIN DURDUĞU YER
Gençlik hareketlerinde genellikle böyle olur. 20sinde dünyayı değiştirmeye 40’ında ise dünyadan daha fazla kam almaya çalışır bir kısım insan.
AK parti ve dindarlara ilişkin hayal kırıklığı yaşayanların Türkiye’deki muhalefet görünümlü oluşumların yanında yer almaları nasıl bir ruh haliyle ilişkilendirilebilir, anlamakta zorlanıyorum..Üstelik yanyana oldukları adamların hayat algıları, durdukları yer, dünya ölçeğindeki ilişkileri ve en önemlisi geçmişte bu topluma yaşattıkları gözönüne alındığında bunlara arka çıkmanın; birlikte olmanın, ortak düşman olarak mevcut hükümeti görmenin izahını yapmaya yol bulamıyorum.
Üstelik bu adamların içerisinde ömür boyu tefsir, hadis sohbeti yapmış alaylı kimseler olduğu gibi, profesör titri taşıyan mektepliler de bulunuyor.
O halde bu durumu nasıl anlamak gerekiyor.
Muhalefeti Tanıyalım
Türkiye’de AK parti karşısında nasıl bir muhalefet var. AK parti karşısındaki muhalefetin zihin dünyası, kıblesi ve arkasındaki motivasyon nedir?
Öncelikle Türkiye’de muhalefetin bir kısmı 19. Yüzyıl pozitivizminin; buna paralel diyalektik materyalizmin ve dünyada artık savunulacak tarafı; savunacak bir elemanı da kalmamış anlayışları temsil ettiğini unutmamak gerekir.
Biraraya gelenlerin sıfırı tüketmiş menfaat çeteleri, can çekişen ve Müslüman dünyada istenmediği için kendini Amerika’nın kollarına bırakan kanlı örgütler, girdiği bütün seçimlerde partisine kaybettirmiş; son kaybediş ile koltuğunu da kaybedeceğini bilen liderler, artık Müslümanlar arasında hiçbir destekçisi kalmamış mirasyedi dinciler, ülkenin her köşe başını tuttukları halde memlekete ihanet eden kendi halkına tankla, uçakla saldıran din maskeli çeteden oluştuğu düşünüldüğünde bu muhalefetin yanında durmanın hangi ruh halinin dışa vurumu olduğunu anlamak gerçekten imkansızdır.
3-Dahası bu ittifakın, ırkçılığın, ötekileştirmenin, İslam düşmanlığının tavan yaptığı Avrupa ile; girdiği her yere kan ve gözyaşından başka bir şey bırakmayan taş üstünde taş bırakmayan Amerika tarafından desteklendiği gerçeğine bakınca bu ittifakın yanında İslami hassasiyet sahibi bir kimlik ile saf tutmak daha korkunç bir trajik durumdur.
Muhalefetin diğer kısmı da fosil dinsel anlayışlar ya da kavmiyetçilik cehaletinden beslenen geçmişte de vatan millet gibi değerler ekseninde güç devşirmiş kendisine statü sağlamış kesimlerden oluşmaktadır..
AK PARTİ ile bunları kıyaslamak bile gereksiz ve anlamsızdır.
O halde AK Partiye kızarak Muhalefet
mahallesine geçen İslami kimlik sahibi bilinen kişilerin bu halini nasıl yorumlamak gerekiyor.
1-Öncelikle bunların sağlıklı bir zihin dünyasına sahip olmadıkları ve toplum üzerinde de gürültülerine kıyaslanacak etkileri olmadığı anlaşılıyor.
Kendilerini takip edecek insan bulmakta zorlanmaları yetiştirdikleri bir kuşak olmadığını da gösteriyor.
2-Dünyevi hedeflere sahip oldukları akla geliyor. Sekülerleşmeye söverken bile seküler amaçlar taşıdıkları gerçeği ortaya çıkıyor.
3-Her şeyin karmakarışık olduğu, değer ve değersizliğin birbirine karıştığı; yani tam bir dalalet durumunun hâkim olduğu, toplumun kamplaştırılarak insanların birbirine nefretle bakmasının zemininin hazırlandığı bir ortamda bir Müslümanın nefret pompalayan kutuplardan birine arka çıkması, taraftar olması, ille de bir şebekeye üye olma ihtiyacı olarak da değerlendirilebilir.
Oysa ne kadar samimi olursanız olun durduğunuz yer söz söylemeye elverişli olmalıdır.
4-Aslında en temelde derin ilişkilere sahip oldukları da düşünülebilir. Benzemez görünen bir çok oluşumun aynı çatı altında birleşiyor olması aslında hepsinin bir üst irade adına görevli olduklarını düşündürebilir.
AK PARTİye kızabiliriz; Müslüman kılıklı münafıklara kızabiliriz. Hatta en çok Müslümanlardan zarar görmüş olabiliriz.. Bunun yolu birey olarak“la ilahe illallah de sonra dosdoğru ol” ilkesine sarılmak olmalıdır.
Çatışarak yaşamak değil yaşayarak çatışmayı esas almaktır. Şunu unutmamak gerekir ki Müslümanlardan uzak kalmak ile sorunların çözümüne katkı sunacağına inanmak apayrı bir trajik durumdur.
Bunları yapmayıp akademik, sosyal ve siyasal alanda geçmişte konferans, kitap ve seminer kuşlarının Türkiye’de muhalefet denilen kökü ve kıblesi belli yapının yanında saf tutmalarından çıkarılacak sonuç şudur.
Allah bu Ümmeti bu tür aymazların, bu tür sahtekârların bu tür çapsızların, bu tür omurgasızların, bu tür ilkesizlerin, bu tür temelsizlerin etkisinden kurtardığı için şükretmek gerekmektedir.
Çünkü bu insanlar aslında farkedilmese de Müslümanların arasında da her zaman problem teşkil etmişlerdir. Müslümanların ilme, fikre değer verdiği ortamda prim yapmış bu adamlar, farklı şeyler söyleme dışında toplumsal yapının gelişimine, sağlam bir zihin ve ruh dünyasının oluşmasına katkı sunamamıştır.
Varılan nokta bu olmamalıydı diyeceğim ama acaba varılan nokta buradan başkası olabilir miydi?
“Horasan yolunu tutmuşsun ey bedevi Kâbe’ye nasıl varacaksın”
Okuma Parçası
– Peygamber (s.a.v)’in hanımı Hz. Âişe (r.anhâ)’dan rivayet edilmiştir: “Resulullah (s.a.v.), Bedir tarafına doğru yola çıkmıştı. Harratu’l-Vebera’ya varınca, ona, cesur ve yiğit olduğu söylenen bir adam yetişti. Bu sebeple Resulullah (s.a.v.)’in sahabiler, o adamı görünce sevindiler”. Bu adam, Resulullah (s.a.v.)’e yetişince, ona: “Sana tâbii olmak ve seninle beraber yaralanmak için geldim” dedi. Resulullah (s.a.v.) ise bu adama: “Allah’a ve Resulüne îmân ediyor musun?” diye sordu. Adam: “Hayır!” dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.): “Öyleyse geri dön! Ben asla bir müşrikten yardım alamam!” buyurdu. Âişe der ki: “Sonra bu adam gitti. Ağacın yanına vardığımızda o adam Resulullah (s.a.v.)’e yine yetişti ve ona ilk defa da söylediğini söyledi. Peygamber (s.a.v.)’de ona ilk defa söylediğinin aynısını söyleyip: Öyleyse geri dön! Ben asla bir müşrikten yardım alamam!’ buyurdu. Sonra adam geri
döndü. Adam tekrar Resulullah (s.a.v.)’e Beydâ’da yetişti. O da ilk defa dediği gibi: Allah’a ve Resulüne imân ediyor musun?” diye sordu. Adam:
“Evet!” diye cevâp verdi. Resulullah (s.a.v.), ona: “O halde bizimle birlikte yürü bakalım!” buyurdu. (Müslim)

