dostluk-kardeslik-uhuvvet

Müminler kardeştirler, öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız.” (Hucurât 49/10). Bütün müminler kardeştirler. Zira hepsi ebedi hayata sebep olan iman esasında birleşir din kardeşidirler. Onun için iki kardeşin arasını düzeltin, gerek iki fert, gerek iki mümin topluluk bozuştuklarında hemen aralarını bulup barıştırın, dinde kardeşliğin gereği budur. Ve Allah’tan korkun, yani bu düzeltme ve kardeşlik takvadandır. Bozuşmaktan korunun, müminlerin kendi aralarında barış ve iyilik bulunmazsa, kardeşlikleri kuvvetli olmazsa kâfirlere karşı mücadele edemezler, Allah’ın azabından iyi korunamazlar. Onun için Allah’tan korkun, bozuşmayın, bozuşursanız, barışmaktan, barıştırmaktan kaçınmayın, her işinizde takva yolunu tutun ki rahmete erdirilesiniz. (Elmalılı, c.7, s.201).

 “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.“(Al-i İmran 3/103). Allah’ın ipi”nden maksat, Kur’an ve İslâm’dır. “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışmak”, hep birlikte İslâm dinine inanmayı, onu kabul etmeyi ve gereklerini yerine getirmeyi ifade eder. Hz. Peygamber Kur’an’ı, “Allah’ın gökyüzünden yeryüzüne sarkıtılmış ipidir” diye tarif etmiştir (Müsned, III, 14, 17; İbn Kesîr, II, 73). Allah’a karşı gereği gibi saygılı olmak ve müslüman olarak ölebilmek için Allah’ın ipine toptan yapışarak tevhid inancında birleşmek, ayrılıktan uzak durmak ve hayatın sonuna kadar imanı korumak gerekir. İslâm dini inançta ve amelde birliğe büyük önem verir. Bunun içindir ki inanç alanında Allah’ın birliği, tevhid ilkesini getirdiği gibi, ibadet alanında da hac ve namaz gibi insanları bir araya toplayarak müslümanların birliğini sağlayacak prensipler koymuş, amelî tedbirler almış, vahdet ilkesini belirlemiş, müslümanların bir ve beraber olmalarını istemiştir. Fert olarak veya bölünmüş gruplar halinde yaşayanların dinlerini ve milliyetlerini korumaları kolay değildir.”Müminlerin gönüllerini birleştiren de O’dur. Dünyanın bütün servetini harcasaydın onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını düzeltti. O izzet ve hikmet sahibidir.” (Enfâl 8/63).

Kur’an kardeşlik kavramını üç ayrı kategoride ortaya koymaktadır. 1). Nesep ilişkisi. Miras, evlenme gibi konuları düzenlerken kardeşlik ve kardeşlerden bahseder. Hz. Adem’in oğullarından Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesinden bahseder. (Mâide 5/27-31). Yine Hz. Yusuf’un kardeşleri tarafından kuyuya atıldığından söz eder. (Yûsuf 12/8-15). Bazı âyetlerde müslümanların putperest, kâfir akraba ve kardeşlerini dost edinmemeleri istenir. (Tevbe 9/23-24; Mücadele 58/22). 2). Aynı soya ve kavme mensup olma. Geçmiş kavimlerden bahsederken peygamberlerin kavimlerinin kardeşleri olduğunu söyler. (Ar’âf 7/65, 73, 85). 3). İnanç, amaç ve davranış birliği. Kur’an müslümanları birbirinin kardeşleri olarak görür. (Ali imrân 3/103. Tevbe 9/11, Hucurât 49/10). Kur’an’a göre kafirler ve münafıklar birbirlerinin kardeşleridir. (Ali imrân 3/156, 168; Ahzab 33/18). Yine Kur’an’da münafıklarla Ehl-i kitap ta kardeş olarak nitelendirilir. (Haşr 59/11). Aynı zamanda savurganlar şeytanların kardeşleri olarak tanımlanmaktadır. (İsrâ 17/27; Ar’âf 7/202)

İslâm dininde kardeşlik, bütünüyle akide, inanç temeline dayanmaktadır. İslam’da kardeşlik akide temeline oturtulduğu içindir ki, mü’minlerin arasını bozacak her türlü sunî ayrımlar ve böbürlenmeler de haram kabul edilmiştir. Irk, soy, cins vs. türünden cahilî değerler yerine takva kriteri getirilmek suretiyle toplumsal kardeşliğin ve ahengin bozulmaması sağlanmıştır. Bu konudaki âyeti kerime her türlü tartışmayı sona erdirici niteliktedir: “Hiç kuşkusuz, Allah katında en üstün olanınız, takvaca en ileride, en üstün olanınızdır.” (Hucurat, 49/13). Mü’min erkekler ile mü’min kadınların, akide ve takva temelinde birbirleriyle yardımlaşmaları kardeşliğin bir gereği olarak zikredilmektedir. Bu yardımlaşma, bireysel ve toplumsal hayatta iman ve takva ilkesinin egemen olmasını sağlamak için gerekli görülmektedir. Nitekim bu amaçla biraraya gelen kimselere Allah’ın rahmet edeceği belirtilmektedir: “Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler, dostlarıdırlar. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah’a ve Rasûlüne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği kimseler bunlardır…” (Tevbe, 9/71).

Kardeş olmak, arkadaş ve sadık dost olmak; sevinçte ve kederde beraber olmayı göze almak demektir; bunu fiili olarak göstermek, sevmek, saymak, güvenmek, merhamet etmek, yardımlaşmak ve dayanışmak demektir. Bunlar olmadan kardeşlik iddiasının bir anlamı olmaz. Kur’ân’ın öngördüğü kardeşlik, bütün bunları içeren bir muhtevaya sahiptir. Bir hayat biçimidir İslâm’daki kardeşlik. Dinde kardeşliğin en güzel örneğini Peygamber çağında Peygamberle birlikte yaşayan seçkin sahabeler ortaya koymuşlardır. Muhacir-Ensar ilişkisi, kardeşliğin ne anlama geldiğini bizlere gösteren son derece mükemmel bir örnekliktir. Medineli Ensar, Mekkeli Muhacir kardeşlerini kendilerinden daha aziz tutmuşlar, onları hiçbir konuda yalnız, yardımsız ve yardımcısız bırakmamışlardır. “Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı da içlerinde bir ihtiyaç, bir burukluk duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, işte onlar, felah bulanlardır” (Haşr, 59/9).

Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Kim kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir.” (Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58). Müslümanlar kardeştirler. Her halükarda müslümanların yanında olmalı. Müslümanların vahdeti, birliği farzdır. Tevhîd ilkesinden sonra en önemli ilke vahdettir. Birlik olmadan güç olmaz. Güç olmadığı zaman başkalarının istek ve arzularına göre yaşamak zorunda kalır. Izzet ve şerefi zedelenir, hatta yok olup gidebilir. Ayrıca Müslüman kardeşini kendi gibi aziz bilmeli ve korumalıdır, “Sizden biri kendisi için istediğini, din kardeşi için de istemedikçe (gerçek) iman etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân 7; Müslim, İmân 71, 72). “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerini korumakta bir beden gibidir. Bedenin bir organı rahatsızlandığında diğer organlar da onun acısına ortak olur.” (Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66). İslâm kardeşliği bunu gerektirir. Kardeşini kendi gibi bilmek, hattâ bazen onu kendine bile tercih etmektir. Böyle bir anlayış hâkim olduğu zaman, gerçek anlamda vahdet gerçekleşmiş olur. Müslümanlar birlik ve beraberlik içinde onurlu, izzeti bir şekilde yaşamaya devam edeceklerdir. “Ey iman edenler! Bir düşman birliği ile çatıştığınız vakit sebat ediniz ve Allah’ı çokça anınız ki zafer sizin olsun. Allah ve rasulüne itaat edin, birbirinize düşmeyin, sonra zayıflarsınız ve zaferi elden kaçırırsınız. Sabredin, kuşkusuz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl 8/45-46).