“Keşke” Ya da Fayda Vermeyen Pişmanlığa Dair
İnsan hayatında bazen yaptığı bir işten dolayı “Keşke yapmasaydım”, bazen de yapmadığı bir iyilik veya fırsat için “Keşke yapsaydım” der. Bu duygu pişmanlık, özlem ve muhasebe duygularını içinde barındırır. İslâm, insanın geçmişten ders çıkarmasını teşvik eder; ancak kişiyi ümitsizliğe sürükleyen, kaderi inkâr ettiren veya şeytanın vesvesesine kapı açan pişmanlığı hoş görmez.
Kur’ân-ı Kerîm’de “keşke”, hasret, pişmanlık, geri dönme arzusu ve gerçekleşmesi mümkün olmayan temenniler çeşitli ifadelerle dile getirilmiştir. Kur’ân’da “keşke” anlamı en açık şekilde “yâ leyte” ifadesiyle dile getirilir. Bunun yanında “lev”, “yâ hasretâ” ve “yâ veyletâ” gibi ifadeler de pişmanlık, özlem ve geri dönüşü olmayan kayıplar karşısında kullanılan “keşke” anlamlı üsluplardır. Kur’ân’da bu ifadelerin büyük çoğunluğu, insanı dünyada iken iman etmeye, salih amel işlemeye ve pişmanlık duymadan önce Allah’a yönelmeye teşvik etmek amacıyla zikredilmiştir. Bu âyetlerin büyük çoğunluğu, özellikle ahirette duyulacak pişmanlıkları, yanlış arkadaş seçimini, şirkten dolayı duyulan üzüntüyü ve Allah’a itaat etmemenin sonucunu anlatır. Kur’ân’ın verdiği mesaj şudur. “Keşke” demeden önce doğru yolu seçmek gerekir.
1). Ahirette Namazı ve İtaati Terk Edenlerin Pişmanlığı.
“(Cennet ehli, cehennemliklere:) ‘Sizi şu Sekar’a (cehenneme) sokan nedir?’ diye sorarlar. Onlar derler ki: ‘Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksulu da doyurmuyorduk. Batıla dalanlarla birlikte biz de dalıyorduk. Ceza gününü de yalanlıyorduk.’ Nihayet ölüm bize gelip çattı.” (Müddessir 74/42-47). Bu âyetlerde cehennem ehli, uğradıkları azabın sebeplerini bizzat itiraf etmektedir. İlk saydıkları günah “namazı terk etmek”tir.
2). Salih Amel İşlemeyenlerin Pişmanlığı.
“Nihayet onlardan birine ölüm gelip çatınca, “Rabbim! Beni geri gönder de, geride bıraktığım dünyada iyi işler yapayım” der. Hayır! Onun söylediği bu söz boş laftan ibarettir. Önlerinde, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.” (Mü’minûn, 23/99-100). “Onlar”dan maksat, özellikle öldükten sonra tekrar dirilmenin imkânsız olduğunu savunan inkârcılardır. Âyette, hayatları son bulup dünya ile ilgili bütün bağları kopan, arzu ve tutkuları tükenen ve ancak bu noktada akılları başlarına gelen inkârcıların ümitsizlikleri, tükenmişlikleri ve pişmanlıkları dile getirilmektedir. “Yüzleri ateşe çevrildiği gün, “Keşke Allah’a itaat etseydik, Rasûlü dinleseydik” diyecekler. (Ahzâb 33/66). Ancak iman ve İbadet dünyada iken bir anlam ve değer ifade eder. İş işten geçtikten, gerçekler ortaya çıktıktan sonra iman etmek ve salih amellerde bulunacağını söylemek bir değer ifade etmemektedir. İman gaybe inanmaktır. Görülen bir şeye inanmak iman değil, zorunlu olarak gerçeği kabullenmektir.
3). Malını Allah Yolunda Harcamayanların Pişmanlığı.
“Her birinize ölüm gelip, “Rabbim! Ne olur bana azıcık daha süre tanısan da gönüllü yardımlarda bulunsam ve iyi kişilerden olsam!” diye yalvarmadan önce size verdiğimiz rızıklardan başkaları için de harcayın.” (Münâfikûn, 63/10). İnsan kendisini dünya telâşının anaforuna kaptırırsa, âhiret için bir şeyler yapmak gerektiğine inansa bile, henüz önünde uzun bir ömür bulunduğunu düşünüp varlık amacına ilişkin görevlerini ileriye erteleme gibi yanılgılara kapılır. Değişmez gerçek olan ölümle yüz yüze geldiği zaman ise kendisine ek süre verilmesi için yalvarır. Ama sınav süresi dolmuş, artık sonuç değerlendirmeye kalmıştır.
4). Yanlış dost edilenlerin ve dünyaya aşırı meyledenlerin pişmanlığı.
“Kārûn gösterişli bir şekilde kavminin karşısına çıkardı. Dünya hayatını arzulayanlar, “Keşke Kārûn’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi! Doğrusu o çok şanslı!” derlerdi. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle derlerdi: “Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlar için Allah’ın mükâfatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.” Sonunda biz onu ve evini barkını yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı ona yardım edecek adamları olmadığı gibi, kendi kendini kurtarabilecek durumda da değildi. Daha dün Karun’un yerinde olmayı isteyenler bu defa, “Yazıklar olsun bize! Demek ki Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol, dilediğine de ölçülü veriyormuş. Allah bize lutufta bulunmuş olmasaydı, bizi de mutlaka yerin dibine geçirmişti. Vah ki vah! Demek inkârcılar iflâh olmazmış!” der oldular.” (Kasas 28/79). “Sonunda o kişi bize gelince -şeytana hitaben- “Keşke seninle aramız doğu ile batı kadar uzak olsaydı!” der. Ne kötü arkadaş! (Zuhruf 43/38). “İzleyenler şöyle derler: “Ne olurdu, bize ikinci bir fırsat verilseydi de, şimdi onlar bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık!” Böylece Allah onlara yapıp ettiklerini kendileri için pişmanlık sebepleri olarak gösterir. Onlar artık ateşten çıkacak değillerdir. (Bakara 2/167). Bu âyetler insanlara yarın pişman olmamaları için önceden, bu dünyadayken yapmaları gerekenleri hatırlatmaktadır.
5). Salih kişilerin kavimleri hakkındaki temennileri.
“Ona, “Cennete gir” denildi. “Rabbimin beni bağışladığını ve güzel biçimde ağırlananlardan eylediğini keşke kavmim bilseydi!” dedi. (Yâsîn 36/26-27). Sâlih insanın farkı her zaman net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Diğerleri sadece kendilerini düşünüp, karşısındakini suçlayıp kötülerken, sâlih ınsan kavmini düşünmekte ve onlara üzülmektedir. Keşke kavmim “Rabbimin beni bağışladığını ve güzel biçimde ağırlananlardan eylediğini keşke kavmim bilseydi!” temennisinde bulunmaktadır. Müslüman başkalarının kaybetmesini, cehenneme gitmesini istemez, istememelidir. Aslında Allah kullarının küfrünü, inkar etmesine razı değildir. (Zümer 39/7). Ancak kullarını serbest bırakmıştır. Dileyen iman eder, dileyen de küfreder. (Kehf 18/29). Müslüman hidayeti bulduğu gibi başkalarının hidayeti bulmasına yardımcı olur. Bir kişinin hidayetine vesile olmanın çok önemli ve değerli olduğunu bilir.
