KİMİN ŞEHRİ BU
Şehir yoruyor. Şehrin insanları da… Onca kalabalık… Onca dağdağa… Onca girift ilişkiler… Çoğunlukla yüreksiz… Varsa yoksa beden… Çıkara ayarlı ilişkilenmeler… Ruhsuz… Her yer beton…
Her şey betona dönüşmüş… Matematiğe indirgenmiş dostluklar… Hesabi… Hasbilik, küsüp gitmiş… Hesabilik padişah olmuş… Hasbilik, sürgün ve yalnız…
***
Selamın günaydına dönüştüğü, hatta günaydının bile çok görüldüğü beton mekanların yüreği yok. Ruhu yok. Huzuru yok.
Şehirle beraber her şey betonlaşmış… Kaçacak yer mi yok? Sığınacak?
Kaçtığın her yer, sığındığın her belde, bir süre sonra kalabalıkların istilasına uğruyor. Bir bakıyorsunuz orası da zamanla şehir olmuş.
Şehir(!) denilen bu ruhsuz canavar tarafından istilaya maruz kalmamış hiç bir yer kalmayacak bu gidişle…
Tabiatın yüreğindeki o yeşil mantolu köyler bile şehre dönüşmeye başladı.
***
Köyleri mahallelere dönüştürdük ne yazık ki. Şehrin bir parçasına… Köy kalmadı…
Köyde kalanlar da yozlaşmaya türedi şehirlere özenmeye onlara benzemeye başladı… Oysa köy önemli. Köy kültürü çok önemli. O kültürün içinde tutmasını bilmeliydik insanlarımızı.
Köy içinde şehirleşmeden, istilacı şehir kültürünü oraya taşımadan köylerimizi o bakir tabiatıyla beraber cazibe merkezlerine dönüştürebilmeliydik… Köylülükle alay ettik. Köylerimizi şehrin mahallelerine dönüştürdük.
Ne oldu? Ne şehir şehre benzedi, ne köy köye. Köylü saflığı şehirde yitip gitti
Kültür medeniyet yerini rekabet ve çekişmeye bıraktı..
***
Kurduğumuz ilkesiz ranta dayalı şehir, bizi bizden uzaklaştırıyor.
Değerli olanı yalnızlaştırıyor. Bizi bize yabancılaştırıyor. Kendimizi içimiz olmaktan çıkartıyor. İçi-dışı farklı olan insan yığınlarına dönüştürüyor.
Yüreğimizi söküp alıyor. Sadece vücudumuzda duran bir et parçasına dönüştürüyor. Ruhumuzdan eser bırakmıyor. Bizi biz olmaktan çıkartıyor.
Sadece bizi değil, evlatlarımızı da başkalaştırıyor.
Haydi köyümüze geri dönelim demiyorum. Desem de bu imkansız zaten. Köyümüzü şehre taşıyalı beri kültürümüzü de zamanla yitirdik.
Bu halimizle köyümüze dönersek kendimize dönmüş olmayacağız. Bu şehir bizi kendine benzetti.
Biz de döndüğümüzde köyü kendimize benzeteceğiz.
Çünkü döndüğümüz köyü beğenmeyeceğiz. Köye beyaz adam gibi dönmüş olacağız.
Beton adam… Kibirli adam…
Şehre uymak için nasıl ki ranta dayalı anlayışı, rekabeti çatışmayı özümseme gereği duyduysak, döndüğümüz köyü de şehirden getirdiklerimizle dönüştüreceğiz.
Kültür giderek tekdüzeleşiyor bu yüzden. Hayat tarzları… Kendini zenci gibi hissedenler beyaz adam olmak için can atıyor.
O yüzden beyaz adamın şehri kazanıyor. Beyaz adamın kültürü egemen oluyor.
Beyaz adamın ilişkileri, kazanıp yükselmek için tek geçer yol kabul ediliyor. Değerlerimiz giderek yalnızlaşıyor.
Bedenen iktidar olsak bile yüreğimiz ve ruhumuz giderek bizden uzaklaşıyor.
Beyaz adama dönüştükçe içinden çıktığımız kültürü sadece lafta savunan veya o kültürün sadece lafını eden bir yere savruluyoruz.
Yüreğimiz ve ruhumuz bedenimizden kopuyor. Fiziken değil ama manen kopuyor.Yüreğimiz ve ruhumuz bedenimizin içinde yalnız kalıyor.Üşüyor…
Değerleri için yalnız kalmayı göze alanları küçümsememizin bir sebebi de bu…Onlara bizim gibi olamadıkları için kızmamızın bir sebebi de bu…Oysa biz biz olmaktan çıktığımızı fark edemeyecek kadar beyazlaştık…Şimdi de hâlâ kendileri gibi kalmak isteyenleri beyaz adam edasıyla sorgulama gereği duyuyoruz…
Bu dünyada kendisi gibi kalmak isteyenlere yer yok mu…
Yani kendi değerleriyle kalmak isteyenlere…Zencilik bir deri meselesi olmaktan çoktan çıktı.Derisi siyah olanlar da beyaz adama dönüştü.
Korkma ey beyaz adam!
Sen ideolojinle, kültürünle ve hayat tarzınla dönüştürdün hepimizi. İktidarda zencilerin olması, asıl iktidarın sende oldu gerçeğini değiştirmiyor.
Senin yerine hâlâ sana benzememek isteyenleri değiştirmeye çalışan bizler varız… Şehir senin…
Ülke senin…Önce şehirleri fethettin. Kan dökmeden. Bizi kendine dönüştürerek…. Sonra köylerimizi şehre dönüştürerek yaptın bunu…
Bize akıllıca sen yaptırdın…Bize akıl verenlerin aklı senin aklında çünkü…
Hepimiz şehirde olduk. Şehrin insanı olduk. Gururla…
***
Şehre karşı mıyım?
Beyaz adamın şehrine karşıyım. Çünkü benim kültürüm orada mahpus. Beyaz adamın şehri bana ait değil. Benim kültürüme ait değil…Biz kaç zamandan beridir kendimize ait değiliz. Kendimize gelelim ve kendimiz gibi olalım diyenler ise beyaz adamın gözünde cahil ve gerici. Köylü.
Beyaz adamın içimizden devşirdikleri de, yani Aytmatov’un deyimiyle mankurtlaştırdıkları da öyle diyor.
En üzücüsü: Mankurtları eleştirirken bile onları değerli görmemiz. Onları değerli katlara taşımamız…
***
Nerden başladım nereye geldim…Şehirden kaçış yok anlaşılan…
Zihnimiz de şehrin labirentleri ve kıvrımları gibi…Çetrefil…Karışık…Gittiğimiz her yer şehre dönüştürülmüş…Şehrin istilasına uğramamış bir tek yer kalmayacak bu gidişle…Sığındığımız her yer, bir süre sonra terkettiğimiz yere dönüyor.
Sürekli göç edip duruyoruz…Kendi yüreğini, kendi ruhunu kendi bedeninde tutmak isteyenlerin yerleşik hale gelebileceği bir köy bulunmazsa o yüreği ve ruhu şehirde yaşatacak yeni mahaller inşa etmek şart.,,Farklılıklara ve çeşitliliklere saygı…
Ama Gettolaşmadan…
***
Hava güzel…
Sabah ezanı, üşüyen yüreğimizi ve ruhumuzu sımsıcak ısıtıyor… Namaz için camiye gelen bir avuç insanın dışında kimse yok…Sabaha kadar uyumayan şehirliler ne vakit uyanırlarsa artık…
Boy boy, cins cins köpekler, yürüyüş yolunun tek sakinleri bu saatte…
Yürüyorum aklıma üşüşen bu düşüncelerle…Yürüyüşüme eşlik eden denizin sahile vuran dalgaları ritmik bir melodiyle huzur veriyor…Ve ben aklıma üşüşen bu düşünceleri ve duyguları daldan dala da olsa siz okurlarımla paylaşma gereği duyuyorum…
Kabul ola…
Kurban Bayramı’nız da şimdiden kabul ola…
Sürç-i lisan ettiysek affola…

