image003124

MÜSLÜMAN DÜNYADAKİ KAVGANIN MÜSLÜMANLARIN KAVGACILIĞI İLE DEĞİL ZAAFLARI İLE İLGİLİ OLDUĞU SÖYLENMELİDİR…

Giriş

Müslüman dünyasındaki kaosun sebebini İslam düşüncesine bağlama eğilimi ötedenberi var. Bu yaklaşımı İslam dünyasında dile getirenlerin çoğunun İslamla ciddi problemleri olduğunu da biliyorum.
Onlara Hıristiyan dünyasında da kavgalar olduğunu hatta daha fazla kavgalar olduğunu söylediğimizde biraz daha ileri giderek kavgaların kökenini Din ve dinsel anlayışla ilişkilendirmekten çekinmiyorlar. Hatta Dawkins ateistlerin kavgacı olamayacaklarını falan söylüyor.
Hegelden tevarüs eden “bilinç özbilinç olmak için ölme ve öldürme sarmalına girmelidir” anlayışını “Hayatın özü çatışmadır. Bütün teoriler çatışmadan doğar” diyen ateist Marxı, Stalini, Maoyu ve tarihte hiçbir kutsala inanmadığını söyleyen katliamcı bir çok kral ve hükümdarı es geçerek varıyor bu yargıya.
Hatta insanın temel yöneliminin şiddet olduğu söyleyen Freudu da ciddiye almıyor. Herneyse..
Şimdi klişe önyargılardan sıyrılarak meseleye biraz yakında eğilmemiz gerekmektedir.

Savaş ve Terör

Kavga insanın değer duygusu ile ilgilidir ve bizzat insan olmanın gereğidir. İnsanın şiddete yönelmesi salt başına yıkıcılıkla ilintilendirilemez. Yıkıcılık insanın eylemlerinin hareket noktası değil, sonucudur çünkü.
Varolan varlığını korumak ve sürdürmek zorundadır. Varlığı korumak ve sürdürmek asli bir yönelimdir. Varlık kendisini sever. Varlığın ayakta kalması kendisini sevmesine ve kendisiyle barışık olmasına bağlıdır. Bu anlamda varlığa dönük her yok etme eylemi asli değil, arızi bir durumdur. O zaman varlığı ayakta tutmaya dönük güç kullanmalarla onu yok etmeye dönük güç kullanmaları aynı kavramla izah edemeyiz. Yüzeysel olarak birbirine benzese de şiddet diyebileceğim güç kullanma eylemlerinin hepsi yıkıcı ve yok edici değildir. Varolmanın özünde yapmak ve ıslah etmek vardır. Her varlık varolmak zorundadır. Bütün bir değerler dizgesi varolma istencine yaslanır. Varolmanın kendisi bir değerdir çünkü. Bütün değerler anlamını varolmaktan alır. Varolmak asıl olduğuna göre varlığı ortadan kaldırmaya, varlığın varlık koşullarını yok etmeye, varlığın sıhhatini zedelemeye dönük her eylem kötüdür; bozuktur, yanlıştır ve varlığa yabancıdır. O zaman yaşamın yok edilmesine dönük her çaba şiddet; bunu korumaya dönük her çaba ıslah olacaktır. Yoketme bağlamında güç kullanma varlığın varolma durumuna aykırıdır. Varlığın kendisine aykırı düşmesidir. Varolana dönük düşmanca saldırı aslında saldırganın kendisini imha hareketidir. Çünkü yok edici eylemler varlığı tehdit eden en temel yozlaşmadır.
Ancak bu eylemler asli unsurlardan beslenebilir. Yani yaşamı yok etme eylemi bir değerden beslenebilir. Yoketme, düzeltme iddiasıyla ortaya çıkmış olabilir.
Burada sahih bir insani çatışma ile terör arasındaki fark şu şekilde ortaya çıkar.
Varlığı değerden düşürecek her tür eylem şiddet uygulama(terör); varlığı düzelten sağaltan güç kullanmalar ise insani kavga olarak ele alınmalıdır. Gücün teröre alet edilmesi varlığı yozlaştırırken, ıslahı esas alan güç kullanma ise varlığı korumaktadır.
O zaman yaşamın korunması ve sürdürülmesine dönük her çaba ıslah, onu yok etmeye dönük her çaba terördür. 
Özetle söylersek Savaş asil bir insani durumdur. Bir çok biçimi vardır savaşmanın. Yıkmaya yönelik eylemde insani temel yönelim sapmış, terör diyebileceğimiz öznel amaçlar için kullanılan bir durum ortaya çıkmıştır. Terör savaş değildir. Savaş çoğu kere koruma kurtarma ve ıslah etme hamlesidir. Terör saldırma, yoketme ve ümitsizlik üretmeye dönük hastalıklı bir kafa yapısının uzantısıdır. 
Terör çoğu kere belli bir zümrenin çıkarı adına insanlığın temel değerlerini imhayı hedeflemektedir.
Kendini nasıl tanımlıyorsan tanımla , hayata bakışını hangi gerekçelerle temellendiriyorsan temellendir; İnsan ve evreni kendinden bir parça olarak görüyor ve yaşamı korumak için çabalıyorsan savaşçı; kendi dışında herşeye nefretle bakıyor yoketmeye çalışıyorsan teröristsin..

Neden hep Müslüman dünyasında kavga var ve neden Müslümanlar hesaplaşıyor.? Sorusu doğru bir soru değildir..

Büyük uyanışların büyük bedelleri oluyor. 150 -200 yıl öncesi Avrupa din ve mezhep çatışmaları ile tam anlamıyla bir savaş alanıydı. Avrupa son savaşını 1945 de bitirdi..Amerika’yı söylemeye gerek yok. 1600lü yılların sonundan bugünün Amerikasına gelinceye kadar ne bedeller ödendiği herkesin malumu.
Batı bu çatışmaların sonucunda son yarım yüzyılda kısmi bir barış sağlamakla birlikte kendi bütünlüğünü hala kurabilmiş değil. Hatta Batı tekrar çok derin bir kaosun içine sürüklenmiş görünüyor..
İslam dünyası için kaos son yüzyılın ürünü. Topyekün bir kaostan sözediyorum burada.
Aslında Müslüman dünya diyeceğimiz bir dünya yok. Müslümanların yaşadığı toprak parçaları; parçacıkları var. Müslüman dünya diyebileceğim yekpare bir anlayış, ortak bir algı ve güçlü bir önderlik henüz yok.
Müslüman dünya diye bir dünya olsaydı hiçbir Müstemlekeci güç buralarda gezinemez; kaos ve karmaşa egemenlik alanı bulamazdı.
Oysa Tarih boyunca Müslümanların varlığı her zaman bütün insanlık için bir rahmet ve bereket kaynağı olmuştur.
İkinci dünya savaşının hemen bitiminde 1948’lerde Toynbee Müslümanların Doğu ve Batı dışında bir üçüncü yol olarak insanlığı kurtardığını ve Müslüman tektanrıcılığının insanlık için her zaman korunması gereken bir miras olduğunu söylüyordu. İbrahim’in saf öğretisine insanlığı çağıran İslam’ın uyanışa vesile olduğunu belirtiyordu. Benzer şeyleri Auguste Comte de söylemişti.
Batıda ütopya olarak öne çıkan yaklaşımları Müslüman dünya bin yıllar boyunca pratikte göstermiş, daha yüzyıl önce onlarca etnik unsurun bir arada yaşadığı şehirler İslam dünyasında boy vermiştir.
O halde İslam dünyasındaki hâlihazırdaki karmaşayı İslamla; Müslüman dünya görüşüyle ilintilendirmek ya marazi bir cehalet ya marazi bir ihanet ile açıklanabilir.

**

Müslümanların tarih boyunca ürettiği medeniyet pratiğini görmezden gelerek marjinal anlayışların İslam dininden yanlış çıkarımlarını esas alıp Müslüman dünyasını yargılamanın ne bilimsel ne ahlaki bir temeli bulunmamaktadır. 
Zaman zaman iktidar kavgaları olsa da Müslümanlar asla birbirleri ile yaptıkları kavganın öznesi olmamışlardır.
Madem hep Müslümanlar kavga ediyor Halep’te Rusların ne işi var?
Madem Müslümanlar hep kavga ediyor Suriye ve Irakta Amerikan askerlerinin ne arıyor.
Madem Müslümanlar kavga ediyor Afganistan’da çok uluslu güçler neden cirit atıyor.
Madem Müslümanlar kavga ediyor Cihad gurupları olarak ortaya konulan terör yapılanmalarının eleman kaynağı neden Batı dünyası.
Bu sorular çoğaltılabilir elbette..
Müslüman dünyadaki kavganın Müslümanların kavgacılığı ile değil, zaafları ile ilgili olduğu söylenmelidir.
Müslümanların kaos ürettikleri değil, belki kaosa alet oldukları söylenmelidir.
Burada Batıyı suçlamaktan çok Müslüman dünya görüşüne yapılan haksızlığa dikkat çekmek istediğimi de ayrıca belirtmem gerekmektedir.
Çünkü karşılaştığımız her sorunu komplolarla izah etmek ayrı bir açmaz yaratmaktadır. Tarih içinde yaşananları komplolar ile değil, sorunları tespit ederek aşmak mümkündür. Her komplo mutlaka bir sorundan beslenmektedir.
Şunu açıkça söylemeliyim ki; Batı dünyasının İslam dünyasındaki çatışmalara katkısı Müslümanların zihniyetlerinin çatışmaya katkısından fazla değildir.
(Müslüman zihniyetindeki zaaflar ve çözüm önerileri nelerdir? Devam edeceğiz inşallah,)

Bir yanıt yazın