Orta Sınıfın “Altın Kafes”inden Cinnet Nöbetlerine

images (3)

Tarihi; efendiler ve köleler, zenginler ve fakirler, ezenler ve ezilenler gibi o çok sevilen, dramatik ama bir o kadar da sığ uçlar (maksimler) üzerinden değerlendirmek, hakikatin o devasa ve girift gövdesini görmezden gelen bir basitleştirmedir. Bu tür ikili karşıtlıklar, tarihsel devinimi bir siyah-beyaz film estetiğine indirgerken, asıl mahrekiyeti, yani grinin binbir tonunu ve o uçların arasındaki muazzam boşlukları ıskalamaktadır. Tarih, bu keskin uçlarda değil, “arada seyreden” çok daha karmaşık ve dolambaçlı ilişkiler silsilesinde gizlidir.

1. Tarihin Gizli Motoru: “Aradakilerin” Huzursuzluğu
Sosyolojik bir perspektifle bu iddiayı derinleştirdiğimizde, karşımıza tarihin doğrusal değil, “ara tabakaların huzursuzluğu” üzerinden yürüyen döngüsel ve dikey bir mücadelesi çıkar. Tarihi sadece ezen ve ezilen arasındaki bir kutuplaşmaya indirgemek, toplumsal yapının esas taşıyıcı kolonlarını, yani eşikte duranları görünmez kılar.

Antik tarihe bakıldığında, belirleyici çelişkinin sanıldığı gibi efendi-köle aksında değil, daha çok patriciler (soylu imtiyazlılar) ile köle olmayan, hür, fakat doyurulmadığında imparatorluğun altını üstüne getirebilecek olan plebler arasında cereyan ettiğine dair sayısız alâmet vardır. Bu, kabaca yukarıdakiler ile aşağıdakiler arasındaki o kanlı kavgadan ziyade, yukarıdakiler ile ortadakiler arasındaki gerilimdir. Tarihe asıl mânâsını ve dinamizmini kazandıran, bu aradakilerin hem yukarıdakilerle olan hesaplaşmaları hem de kendi aralarındaki bitmek bilmeyen rekabetleridir.

2. Modern Plebler: Burjuvazinin Doğuşu ve Dönüşümü
Modern toplumsal şekillenmelerde de durum farklı değildir. Tarihe istikamet veren asıl aktörler, ortada veya arada kalan burjuvalardır; yani modern plebler. Onları antik atalarından ayıran temel fark, kapitalizmin o devasa iş bölümü içerisinde meslekî, sınaî, fennî ve artistik becerilerini geliştirecek vasatlar bulmuş olmalarıdır. Burjuvazi, saray toplumlarının kıyısında, girişimci bir ruhla kapitalist birikim süreçlerine dâhil olmuş; kompleksi oranında yaratıcı, huzursuzluğu nispetinde de dönüştürücü bir sınıf olarak tarih sahnesine çıkmıştır.

Asır, bu sınıfın özgüven patlamasının ve yaratıcı dehasının şahikasıdır. Ancak modern Avrupa tarihi, 16. asırdan 19. asra kadar kuvvetle aristokratik bir karakter taşırken; 20. Asır, modernleşme süreçlerinin kesin olarak “burjuva karakterini” ortaya koymuştur. Lakin bu zafer, beraberinde hazin bir sönümlenmeyi de getirmiştir.

3. Orta Sınıflaşma: Bir Zihniyet Hadımı
Asrın ikinci yarısı, burjuvazinin o hırçın, sistem karşıtı ve yaratıcı dinamiklerinin kapitalist iş bölümü içerisinde “teskin edildiği” bir döneme işaret eder. İşte “orta sınıflaşma” tam olarak budur: zihnen ve rûhen hadım edilmiş burjuvalar kuşağı. Kapitalizm, ruhu huzursuz olan o eski yaratıcı sınıfı; gelirlerini artırarak, sosyal devlet korumasıyla geleceklerini garanti altına alarak ve onları birer “tüketim öznesi” haline getirerek etkisizleştirmiştir.

İdeal toplum, artık beli ince, zarif bir silüet değildir; aksine, orta tarafın, yani “göbek nâhiyesinin” şiştiği, tombişleştiği bir grafiği vardır ideal toplum pazarlamasının. Bu, bir tür ruhsuzlaşma ve fikirsizleşme projesidir. Kapitalizm, ruhen ve zihnen huzursuz olan, kompleksli ve o nispette de yaratıcı olan burjuvaları rahatlattı; dahası, aşağıdakilerin, yani işçi sınıfının hatırı sayılır bir kısmını da bu orta sınıflaşma potasında eritti.

4. Jeokültürel Farklar: Avrupa’nın Uyurgezerleri ve Amerika’nın Saadet Masalı
Bu süreç farklı coğrafyalarda farklı sosyolojik tezahürler bulmuştur:

Avrupa: Orta sınıflaşma, bürokratik bir disiplin içerisinde gerçekleşti. On yıllar boyu rutinleşmiş, adeta uyurgezer gibi yaşayan, devletin garantisi altında silikleşmiş bir “memur kafalı” sınıf türedi. Avrupa’daki orta sınıf mensubu, Amerika’nın dev boyutlu mühendislik harikaları karşısında yaşadığı şokla kendi farkını anlar.

Amerika Birleşik Devletleri: Aristokratik geleneklerden kopuk olan bu coğrafyada, orta sınıflaşma çok daha küt ve derinliksiz yaşandı. Anglosakson püritan zihniyeti, teknik becerileri parlatırken fikrî ve sanatsal tarafları en kör olan çevreyi temsil ediyordu. 1950-1980 arası dönem, bu sığ başarının “Amerikan Rüyası” olarak tüm dünyaya pazarlandığı altın çağdı. Hollywood’un beyaz dişli, mutlu aile tabloları, aslında hiçbir iç ve dış engele çarpmayan, ancak zihinsel donanımı bir o kadar zayıf olan “başarılı” orta sınıfın masalıydı. Burada özgürlük tek bir mânâya sahiptir: Fırsatçılık. Şansını dene, kaybedersen bu senin sorunundur.

5. Ontolojik İnfılak: Tüketim Açlığıyla İmtihan
Bugün şahit olduğumuz şey, bu orta sınıf kalesinin çöküşüdür. Sosyolojik açıdan asıl büyük tehlike, mülksüzleşmekten ziyade “gördüğü günden geri kalmaktır.” Hiçbir şeyi olmamış olanların sükûneti ile sahip olduğu konforu kaybedenlerin hıncı asla bir değildir. “Allah kimseyi tüketim açlığıyla imtihan etmesin” dememizin sebebi budur; zira bu açlık, insanı radikalizmin en karanlık dehlizlerine sürükler.

Günümüzün radikalizmleri, bu orta sınıf tortularının savaşıdır:

Dolaylı Radikalizm: Nefretini “duyarlılık” ve “acıma nesneleri” (dezavantajlılar) üzerinden kusan, aşırı alıngan, kırılgan ama bir o kadar da başkalarını yargılayarak kendini var etmeye çalışan orta sınıf artıkları.

Doğrudan Radikalizm: Kaybettiği konforun hıncını doğrudan yabancıya, göçmene ve sistemin kendisine yabancılaştırdığı her şeye kusan, kırıcı ve yıkıcı kalabalıklar.

Netice itibarıyla; tarihi maksimler üzerinden okumak, bir mimariyi sadece çatısı ve temeli üzerinden anlatmaya benzer. Oysa binayı ayakta tutan ve hayatın aktığı yer, katlar arasındaki merdivenler ve koridorlardır. Kapitalizmin o bir zamanlar konforla dindirdiği burjuva ruhu, bugün karnı doyurulamayan ve geleceği çalınan bir canavara dönüşmektedir. Artık o bembeyaz dişli gülümsemelerin yerinde, “sahip olduklarını kaybetme” korkusunun verdiği o çiğ ve vahşi hırs sırıtmaktadır. Modern toplumun göbek nâhiyesi artık şişkin değil, iltihaplıdır. Sosyolojik hakikat, o siyah ve beyazın çarpıştığı sınır hattında değil; her iki tarafa da benzeyen ama ikisi de olmayan o geniş, karmaşık ve huzursuz orta gövdenin içindedir.