Özgürlüğe Mecbur Olmak
Goya’nın bu tablosu İspanyayı işgal eden Fransız askerlerinin 3 mayıs katliamını anlatmaktadır.tablonun adı “üç mayıs kıyımı” bu yüzden. Bu tabloda katlıma uğrayan halkın yüzü nasıl açık ve seçik verilmişse katliamcı askerlerin yüzü de bir o kadar saklanmış.
Bu tutumla ressam katliamcının kimliğinin pek o kadar önemli olmadığını vurguluyor adeta. Bütün katliamcıların birbirine benzediğini aynı zamanda. Ancak katliamı yapanların tek farkları bunu ya Allah ya vatan millet ya da ulusal menfaatler adına yaptıkların söylemeleri olarak ortaya çıkıyor. Kim ne adına yaparsa yapsın silahsız insanlara yönelik namlular savaşı daha bir kirletiyor daha bir iğrençleştiriyor. Savaşın temizi mi olurmuş diyenleri duyar gibiyim. Elbette olur. Temiz savaş insanlığın düşmanlarına karşı yapılan bir savaştır. Barış için yapılan savaştır. İzzetli kalmak adına yapılan savaştır. Bu savaşta namlular zalimlere şefkat kanatları da mazlumlara yönelir.
Kurban edilecek hayvanın bile güzel kesilmesini emreden bir inancımız var çok şükür. Kuduz köpek bile olsa işkence etmeden öldürülmesini emreden bir öğretiye inanıyoruz. İnsanları öldürmek değil diriltmek çın savaşıyoruz bu yüzden. Bu yüzden yenilgi bilmiyoruz. Bu yüzden insanlığın yüz akıyız diyoruz. Biz çekildikten sonra sahneye çıkanlar dünyayı kana ve gözyaşına boğdular. Şimdi dünyadan bizi de silmek istiyorlar. Onlar bizi köleleştirmek kendilerine benzetmek istiyorlar. Bunu kimi kere ateşli silahlarla kimi kere kimliksizleştirerek kişiliksizleştirerek yapmayı deniyorlar. Kendilerine benzetmeye çalışıyorlar mazlumları. Büyük insan Malcolm X beyaz adamın kişiliksizleştirip aşağılık kompleksine düşürdüğü zencilere “kıvırcık saçlarınızdan utanmayı size kim öğretti, siyah derinizden utanmayı; kalın dudaklarınızdan utanmayı size kim öğretti…” diye haykırıyordu. Mahatma Gandi ile ilgili bir anekdot anlatılır. Kendisi Birleşmiş Milletler toplantısına Hint mahalli kıyafetiyle gittiğinde ona istihza ile bakanlara (özellikle İngilizlere) şu cevabı vermişti “ben bu elbiseler ile benim;ben, ben olmak için sizinle kavga ettim. Ben, size benzeyeceksem sizinle kavga etmemin anlamı var mı?”
Zalimler farklılıklara tahammül edemeyen herkesi kendi anlayış biçimlerine göre hizaya sokarak kendilerine kul köle yapmak isteyen hasta ruhlu kimselerdir. Kendileri beyaz iseler siyah derili olmayı suç addetme tavrında olmuşlardır daima. Hangi elbiseyi tavsiye buyurmuşlarsa herkes o elbiseyi giymek zorundadır bu yüzden.
Onlar kendilerini efendi kendi dışındakileri köle olarak görme eğilimindedirler. Efendi olmak çın onlara benzemek zorundadır köleler. Bütün çiçekleri aynı renge boyamayı, bütün kokuları birbirine karıştırmayı, bütün güzellikleri kendi taktıkları siyah gözlüğe göre renklendirmeyi en büyük vazife addedetmektedırler. Hayatın tadını tuzunu kaçırdıklarını asla anlamaz; çoğu kere de anlamak istemezler. Onlar hayata kendi zanlarını egemen kılmak isterler. Bu yüzden her dönemde izzetli olmayı seçenlerle zalimlerin çıkarları çatışmıştır. Bu çatışmanın uzantıları günümüzde de devam etmektedir.
İçinden geçmek zorunda olduğumuz süreçte; değerlerin altüst olduğu bir ortamda bazı şeyleri anlatmanın kolay olmadığını biliyorum. Ama bütün bu kavgalardan aklımızda şunların kalmasını istiyorum:
Özgürlüğe zorluyorlar bizi dostlar. Kişilikli olmaya; konuştuklarımıza sahip çıkmaya, değerlerimize sahip çıkmaya zorluyorlar bizi. Başarmaya zorluyorlar bizi. İyi ki zorluyorlar. Zorlamasalar karayla ak nasıl çıkacak ortaya. Özgürlüğe mecburuz dostlar. Hele bizi birilerinin buna zorlamasına şiddetle ihtiyacımız var.

