RADİKALİN TRAJEDİSİ

0
images
İnsanların acizliklerini gizlemek için “yüceltme”de bulunmaları yeni bir şey değildir. Çok korkak bir insanın çok cesur görünmeye çalışması, çok silik bir insanın zaman zaman fevri çıkışlarda bulunması hep bildik şeylerdir.
Anlamsız katılıklar temelsiz sivriliklerin zemininde çoğu kere bir acziyet durumu bulunmaktadır. Bu acziyet durumu bir müddet sonra kişinin hayali bir dünyada yaşamasını da getirmektedir. Yani acizlik duygusunu gizlemek için ürettiği yüce kavramlar ve ortaya koyduğu pratikler bir müddet sonra aklının üstünü de örtmekte ve yaptığı şeyleri de çok büyük işlermiş gibi ortaya koymaktadır. Dostoyevski’nin Ecinniler kitabında tamamen böyle bir tip konu edilir.
Kendine yabancılaşan bu insanın seçtiği yol zahmetsiz rizikosuz bedelsiz bir yoldur. Bu yol Aslında ruhsal arınmanın da önünü tıkamaktadir. Çünkü bedel ödemeden ruhsal arınma mümkün değildir.
Asıl söylemek istediğim şuydu:
Mahallesinde, çalıştığı kurumda, sokakta, otobüste, trende bulunan münkerle, yanlışlıkla zulümle haksızlıkla mücadele etmeyen adamların konferanslar, seminerler “kahrolsun Amerikalar” “kahrolsun Avrupalar” “emperyalizmler” vesaire gibi süblimasyonlarla kendilerini bir yalancı dünyaya hapsetmeleri tam anlamıyla bir trajedidir.
Cevheri Hareket
Güçsüzlüğün ürettiği eylemsellik ile ilkelerin ürettiği eylemsellik  görünüşte birbirine benzeyebilir ama altında çok derin bir insani fark vardır. İlkelere yaslanan harekete “cevheri hareket” diyebiliriz. O halde  insan hareketleri iki boyutta kendini gösterir; birincisi cevheri hareket, diğeri sosyolojik ve psikolojik verilerin yönlendirdiği hareketlerdir.
Cevheri hareket sosyal ve pisişik yapıların üstüne çıkan bir harekettir. Bu yüzden maddeyi; dış dünyayı aşıp bütün insanların ortak problemlerini çözmeye yönelir. Öteki ise sadece kendi bireysel problemleri ekseninde meselelere eğilir ki çoğu kere bu hareketler bir menfaatten pay alma yönelimi olarak öne çıkar.
Aristoteles “iyi” yi üç boyutta ele alır, haz fayda ve erdem. Ona göre erdem (mutlak iyi) insan doğasının dayandığı temeldir. O, haz ve faydayı da iyi kabul eder ama bunların mutlak iyi olmadıklarını belirtir. Çünkü haz ve fayda bizi diğer varlıklardan ayıran ontolojik bir durum değildir. Bizim Ontolojimiz ilkeye dayanmaktadır. İlkeli hareket etmek ise hazzı da faydayı aşabilmektir.  Aristoteles açlık saikiyle; karın doyurma eylemiyle ortaya konan hareketin aç eşeklerde de bulunacağını belirtir. İlkeye dayanmayan her hareket bu bağlamda kişiyi insan ontolojisine yani kendine yabancılaştırmaktadır.  Çünkü insanlık tarihi haz ve faydayı aşan hareketleri alkışlamıştır. Bunun temel sebebi  insani yönelimdir. Biz de insan olarak yemek yiyeni değil, yemeğini paylaşanı üstte tutarız. Dolayısıyla ilke’yi nerede bulacağız sorusunun cevabı da buradadır. Yani İlke hazzı ve faydayı aşan yönümüzdür  ki bizi biz yapan da budur. Hem kendi içsel yönelimiz hem de insanlığın tarih içinde üstte tuttuğu temel değerler neyse bizim ontolojimiz de budur..
O halde cevheri hareket insanın içsel yönelimine ve insanlığın tarih içinde üstte tuttuğu değerlere uygun harekettir….

Bir yanıt yazın