Ramazan Notları-3: Stratejik Bağımsızlık İstiyor muyuz?
Bugün Cuma ve Ramazan ayındayız. Manevî ve maddî arınma, yenilenme ve büyük bir enerji yüklenme günlerindeyiz. Aynı zamanda birlikte arınma, düşünme, soru sorma, araştırma ve eleştirel aklı merkeze koyarak varlığın anlam mücadelesini üretebilme noktasında yeniden düşünme günündeyiz.
Topyekûn şu soruyu sormamız gerekiyor: Önümüzdeki yüzyıl, insan aklının ve zekâsının başardığı büyük bir bilimsel devrimin teorik ve pratik sürecinin içinden geçmektedir. Görünmez olanı görünür hâle getiren, bilinmez olanı bilinir kılan ve varlık alanını dönüştüren bir devrimle karşı karşıyayız.
Bu devrim, düşünme zemininin bütün kavramlarını değiştirmiştir. Yaşam biçimlerini, devlet yönetme tarzlarını, aile yönetimini ve şirket yönetim biçimlerini dönüştüren bir sürecin içindeyiz. Velhasıl, insanın kâinatta cansız hiçbir şey yoktur hakikatini doğrudan hissederek ilişki kurabileceği bir noktaya doğru ilerleyen bir devrimin içindeyiz. Artık bütün kavramlar boyut değiştirmiştir.
Bütün meselemiz, bu devrime anlamını verecek anlayışın; Allah, insan, varlık, Kur’an, Hazreti Peygamber ve tarihsel pratik üzerinden Hanif Türk aklı ve ekolü tarafından kazandırılmasıdır.
Aile yönetimi, insanın kendini yönetmesi, şirket yönetimi, devlet yönetimi, dernek yönetimi ve ikili ilişkilerin yönetimi… Velhasıl topyekûn büyük bir dönüşümün içindeyiz. Bu dönüşüm geçmişteki sanayi toplumunun dönüşümüne benzemez; tarım toplumundaki büyük değişime de benzemez.
Çok uzatmadan kritik soruyu soralım:
Gerçekten stratejik bağımsızlık istiyor muyuz?
Ülkemizin stratejik olarak bağımsız olmasını istiyor muyuz?
Ülkemizin küresel ölçekte, yeni zamanın ruhuna, aklına ve eşyasına uygun bir güç merkezi olmasını istiyor muyuz?
Bu soruyu önce akademi sormalıdır. Düşünce dünyası sormalıdır. Siyaset sormalıdır. İlahiyat dünyası sormalıdır. Sivil toplum kuruluşları sormalıdır. Kamu yönetimi sormalıdır.
Yoksa jeopolitik önemimizin küresel güçler tarafından kullanıldığı stratejik bir çöl olarak mı varlığımızı sürdüreceğiz?
Bu mümkün değildir. Bunu asla kabul etmiyoruz. Nasıl ki yedinci ile on dördüncü yüzyıllar arasında bunu başardıysak, bugün de henüz fark edilmemiş fizik kurallarını arayıp bulacak zihinler yetiştirmeye devam edeceğiz. Fikir anarşistleri yetiştirmeye devam edeceğiz. Bununla birlikte bütün insanlığın kesişme noktası olacak, anlamını Hanif Türk ekolünün kazandırdığı bir insanlık medeniyetini inşa edeceğiz.
Kimse ümitsiz olmasın.
Bugün karşımızda yok edici, terminatör akıllı bir yapı vardır. Bu akıl; Epstein Siyonizmi ve onun müttefiki olan Yeni Muhafazakârlık (Evangelist Hristiyanlık) olarak karşımıza çıkmaktadır.
Üç yaşındaki çocuklara tecavüzü meşru gören, kendisinin dışındaki her şeyi yok etmeyi hedefleyen ve yok etmeyi bir emir olarak gören sapkın bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu sapkınlıklarını meşrulaştırma çabasında olan bu yapı, Anadolu topraklarından bizi topyekûn silmek istemektedir.
Bugün Cuma. Hepimiz oturup kararımızı verelim. Bu anlamda Sayın @Jetwell’in “Bir hayal kuralım” yaklaşımına kulak verelim. Siyaset artık ekosistemde beton odaklı yaklaşımları terk etmeli; olup biten gelişmelerden çıkarılacak derslerle yapay zekâ odaklı ve onun ötesindeki yeni bilgileri arayıp bulacak, onları ürüne dönüştürecek modelleri teşvik etmeye ve yönetmeye odaklanmalıdır.
Son bir yıldır bu coğrafyada yaşadıklarımız, veri üzerinden yönetilen savaşların açık örneğidir.
Hâlâ beton merkezli modelde ısrar mı edeceğiz?
Dünya Ekonomik Forumu’nun insanı köleleştirmek için araçsallaştıracağı CBDC sürecini nasıl yöneteceğiz?
Küresel egemenlerin dayatmalarına “evet” diyerek milletimizi bu model üzerinden köleleştirecek miyiz, yoksa köleliğe itiraz eden ve kendimize ait bir model geliştiren bir irade mi ortaya koyacağız?

Metin Külünk
Türk siyasetçi ve mühendistir. 2011-2018 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekilliği yapmıştır.

