REKTÖR ATAMALARI BAĞLAMINDA HERKESİN CUMHURBAŞKANI OLMANIN ANLAMI

0
resmi_gazete_de_yayimlandi_erdogan_dan_6_universiteye_rektor_atamasi_h51675_155ca

Atamalar ya da R. Tayyip Erdoğan’ın Herkesin Cumhurbaşkanı Oluşunun Hatırlatılmasına Dair

Eskiden rektör adayları için üniversitelerde seçim yapılırdı. Akademisyenlerden Yardımcı Doçent düzeyinde herkes oy kullanırdı. Rektör adayları projeleriyle seçimden önce yoğun bir ziyaret teatisine girerlerdi. Genellikle çok oy alanlar atanırdı. Bunların istisnası bazı olağanüstü dönemlerde oldu.

 Çok az oy aldığı halde 28 Şubat sürecinde Ahmet Necdet Sezer marifeti ile atanan insanlar olmuştu. Hatta iki oy alan adayın atandığı haberi herkesi vicdanen yaralamıştı. Binlerce yıl sürecek denilen O süreç böyle yaklaşımlarla kendi sonunu çabucak getirdi.
Daha sonra bu seçim uygulaması tamamen kaldırıldı. Rektör olmak isteyen adayların direkt müracaatı ile Cumhurbaşkanı uygun gördüğünü atamaya  başladı.
Ancak burada Cumhurbaşkanının atama kriterinin ne olduğu yolunda çok ciddi bir belirsizlik ortaya çıktı. Duyumlara göre Cumhurbaşkanı üniversitenin bulunduğu şehirdeki kimi sivil toplum kuruluşlarına, iktidar partisi milletvekillerine soruyordu. Bu konuda kendine yakın danışmanları tarafından da bilgilendiriliyordu. İşin Emniyet ve istihbarat kısmının olduğu da söylenebilir elbette.  
Ülkenin ne tür badireler atlattığı düşünülürse atamaların anlaşılabilir ; haklı zemine sahip olduğu da kabul edilebilir.  Ancak bu durum istisnai olmaktan çıkıp kurala dönüştüğünde eğitim öğretim gibi ülke ve millet için hayati önemi olan bir alan çürümeye terkedilmiş olur..
Bu durum, rektör adaylarının siyasi ilişkileri ve iktidar partisine yakın olma durumuyla seçilmeye başladıkları bir süreci başlatır. 

Akademisyen Ve Öğrenci Ne İfade Eder?

Sivil Toplum Kuruluşları ve Milletvekillerine rektör adayı seçmek için danışan Cumhurbaşkanının üniversitede çalışan, emek veren hiçkimseyi muhatap almaması normal bir durum olarak değerlendirilebilir mi??
Bir üniversiteye rektör atamak şehre vali atamaktan önemlidir oysa. Sayın Cumhurbaşkanı rektör atarken ne akademisyeni, ne oradaki öğrenciyi ve çalışanı dikkate almayarak aslında bu atamanın eğitim ve öğretimle değil, siyasal ve ideolojik yönelimle yapıldığını itiraf etmiş olmuyor mu?
Cumhurbaşkanının genel kabul ekseninde dikkate almadığı akademisyeni, öğrenciyi, üniversite çalışanını “atanan rektör” neden ciddiye alsın?
Atamalar siyasi ve ideolojik ise üniversiteden  eğitim ve bilimsel başarıda ileri gitmesi nasıl beklensin.
Atanan rektör üniversitedeki problemlerle neden ilgilensin? Akademisyen ve öğrencilerin sorunlarını neden çözsün?
Sadece siyasi erkin desteği ile rektör olan şahsın meşruiyet sorunu yaşamaması mümkün mü?
Sonuç olarak atanan şahıs kendisine bir iktidar alanı yaratarak varolmayı seçecek ve bu durum da çeteleşmeye kapı açacaktır. Akademisyenler de iktidara yakın ve uzak olanlar diye nitelenerek üniversiteler bilim yuvası olmaktan çok bir iktidar/rant zeminine dönüşecektir.
Hiçbir akademisyene hesap vermek zorunda olmayan yöneticiler kendine yakın gördükleri ile bir ekip oluşturarak siyasal erkin desteği ile her tür usulsüzlüğü pervasızca yapmaktan çekinmeyebilecektir..
Üniversite ve eğitim için zaten bir çaba harcamasına da gerek kalmayacaktır. Çünkü üniversite ve çalışanları ile herhangi bir irtibat ve ilişki zeminine sahip olmayacaktır.. Çünkü böyle bir rektörün akademisyenler nazarında da herhangi bir meşruiyeti bulunmayacaktır. Bu yüzden bu durumdan memnun olmayan akademisyenler iktidarın değişeceği günü sabırsızlıkla bekleyeceklerdir. Bu da üniversite içinde aidiyet duygusunu yitirmiş, heyecanı ve duyguları örselenmiş, hoşnutsuz çalışanlar üretecektir. Bunun öğrenciye yansıması da daha yıkıcı sonuçlar doğuracaktır. 
***
Rektörlerin Cumhurbaşkanı tarafından atanmasının ancak adalet ve hakkaniyet duygularını zedelememesi bağlamında anlamlı olduğu söylenebilir. Bunun yolu da  üniversiteyi yönetecek adayların akademisyenlere öğrencilere ve muhalif sivil toplum kuruluşlarına da sorulmasından geçmektedir. Hatta bu konuda yasal düzenlemeye de gidilmelidir.
Cumhurbaşkanının herkesin başkanı olduğu; herkesi temsil ettiği söyleniyorsa böyle yapması zorunludur.  Değilse atılan her imza sadece hukukun üstünü değil, Cumhurbaşkanının da  ağırlığının çizilmesini getirir. Bir imza ile bir kişi atanır belki ama O İmza ile 15 Temmuz şehitlerinin üstü çizilebilir, O imza ile Sur ve Hendeğin arkasındaki köstebekler sevinebilir, O imza ile 2023 de Mehdiyi bekleyenler müthiş zaferler kazandıklarını  düşünebilir.
Bir imza ile yeni bir dünya da kurulabilir, bir dünya da yıkılabilir. Umut da beklenti de, topluma aidiyet duygusu da bazen bir imzanın açtığı kuyunun içinde yok olup gidebilir.
Bir akademisyenin yüzlerce sivil toplum kuruluşuna ve hatta davasız birçok milletvekiline bedel olduğunu zikretmek bile gereksizdir. Unutmamak lazım ki Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının çoğu ne adlarının, ne de kuruluşlarının hakkını vermekten uzaktır. Bir kısmı ise hepten fasondur. 
Fikrine, anlayışına bakmadan varolan üniversitelerde çalışan her akademisyen herkes tarafından saygıyı haketmektedir. 

Atanmış Rektörler Neden Eğitim ve Öğretime Katkı Sunamazlar?
Atanmış rektörler asla eğitim ve öğretim faaliyetine ciddi katkılar sunamazlar; bunun birkaç sebebi var:
1-Daima üniversite çalışanları nezdinde meşruiyet sorunu yaşarlar.  Bunu kendileri de çok iyi bildiği için bu, onları daha bir pasifliğe iter. Yani Üniversite ile ilişkileri hiçbir zaman sağlıklı olamaz.
2-Çoğu zaten siyasal erke yakın olma dışında herhangi bir performansa sahip değildir. Bu algı ile bilimsel bir verimlilikte bulunamazlar.
3-Eğitim öğretim faaliyetleri birlikte iş yapabilme alanlarıdır. Eğer birlikte iş yapabilme alanınız; zemininiz yoksa -ki bu zemin atanmış olmakla ortadan zaten kalkmıştır- hiçbir akademisyenle sağlıklı ilişki kurmak mümkün olmayacaktır.
4-Siyasal iktidarın kendi siyasal eğilimine ve partisine sadık görünen insanları yönetici olarak görevlendiriyor olması  üniversitelerin bir eğitim öğretim yuvası olmaktan çok bir siyasal yapının il teşkilatına dönüştürülmesi anlamına gelecektir.
5-En trajik olanı ise Profesör düzeyinde bir bilim adamının bu durumu içine sindirmesidir. Bu durumu içine sindiren akademisyenin eğitim öğretim ve bilimle ilişki düzeyinin her zaman sorunlu olduğu düşülmelidir.
O halde canalıcı soru şu: Bu atananların ve üniversitelerin işi ve işlevi nedir.? 
Bu konuda yeni bir düzenlemeye ihtiyaç yok mudur?

Bir yanıt yazın