20160807aw820621_06

15 Temmuz günlerinde siyahlar içinde örtülü bir kadın ile başı açık sarışın bir kadın kol kola meydanlarda bir poz verdi, hepimiz hatırlarız. (Gariptir sabahtan beri internette resmi bulamadım). Bence çok güzel bir resimdi, o zor günlerde içime su serpmişti.

Türkiye başaracak, bir mahalleler devleti olmaktan vazgeçiyoruz galiba diye düşünmüştüm. Maalesef öyle olmadı, herkes mahallesine çekildi. Türkiye’de mahalleden ayrılıp meydanda durmayı göze alan insanlar yok değildir, ancak manazarayı umumiyeyi değiştirecek sayıya ve etkiye ulaşamadı hâlâ.
Bir mahalle sakinin düşüncesi genelde şöyle bir şeydir: Türkiye’yi bizim mahallenin vizyonuna bir getirelim, göreceksiniz Batı tir tir nasıl titreyecek. Batı’nın korktuğu tek şey Türkiye’nin bizim istediğimiz gibi olmasıdır, bizim mahallenin vizyonunu gerçekleştirmesidir. Beriki mahalleden yükselen seslere göre ise, ancak onların Türkiyesi dünyada itibar sahibi bir devlet olur vb. Bunu bütün mahallelerde duymak mümkündür.

Batı Türkiye’den korkuyor mu bilemem ancak bir ‘kem gözü’ varsa, kanaatimce Türkiye’deki hiçbir mahalleden korkmaz. Çünkü iyi bilir ki Türkiye’de hiçbir mahalle kendi vizyonunu gerçekleştiremeyecektir. Her şeyden önce öteki mahalle buna engel olacak, Batı’nın bir şey yapmasına gerek yoktur. Bu nedenle ‘kem göz’ için Türkiye’de gerçekleşmesi gereken şey zaten gerçekleşmiştir; yani Türkiye bir mahalleler devleti olmaya devam etmektedir.

En çarpıcı olan da şudur ki dünyaya meydan okumak isteyen ve Türkiye’yi dünyada saygın bir devlet olarak görmek isteyen bütün mahalleler aynı zamanda, ‘kem gözün’ memnun olduğu bu durumdan da son derece memnundur. Korkunç olanı ise bütün mahalle sakinleri için onların istediği olmayacaksa o zaman yansın kül olsun memleket.

Kısacası 15 Temmuz’da o iki kadının pozu herkesten önce Türkiye’de pek az kişinin hoşuna gitmiş gibi. Maalesef mahalleler devleti olarak Türkiye ancak mahalleler devleti olarak kalmayı başarabilir. Meydanda olmak belki ‘mahallesiz’ olmanın zorluğunu getirir, ancak Türkiye’nin (‘hepimizin’) geleceği da ancak böyle mümkündür.

Her ‘Biz’ dediğimizde birileri ‘Bizanslı’ veya ‘Arap’ olmak zorundaysa o zaman Türkiye’nin önündeki en büyük engel ‘Biz’iz.

About The Author

Bir yanıt yazın