start-business

“Nasıl başlarsa öyle gider” derler, bu nedenle bir işe başlarken, yola çıkarken nasıl başlandığı önemlidir. Bu meyanda düşünürüz. Birlikte yola çıkacağımız kişileri seçerken azami dikkat gösteririz. Bir iş ortaklığı içinse atacağımız adımlar, sermayeden, ortaklık yapılabilecek özelliklere varana kadar araştırırız. Zira “iyi bir başlangıç” yapmak isteriz. Bu nedenle, işin ruhuna münasip kıstaslar oluşmuş mu, bunlara ne ekleyebiliriz diye malumat toplamaya çabalarız. Bütün bu mütalaaların sebebi aslında yola birlikte çıkacağımız insanları seçebilmektir.

Çocukken evimizin olduğu sokakta, özellikle kış akşamları, komşu kadınlar ve çocuklar bize gelir, hep birlikte annemin anlattığı masalları dinlerdik. Masalın birinde annesi çocuğunu uzun bir yolculuğa hazırlayıp şöyle demişti: “Oğlum yolda sana arkadaş olmak için bir kişi gelecek, heybenden bir elma çıkar ver, eğer elmayı ikiye bölüp yarısını da sana verirse onunla arkadaş ol yoksa yolunu ayır!” Annesi oğluna, yalnızca kendisini düşünen, paylaşmayı yaşamayan kişiyle arkadaş olma diyordu.

Bütün bunları bilir ve okuruz. Buna rağmen mesela bir dernek kurarken, bir sivil toplum hareketi çalışmalarında, adına cemaat denilen oluşumların temellerini oluştururken aynı itinayı göstermeyiz. Sayılar öne çıkar. Kimler gelmeli, yolculuğun, birlikte çalışmanın kıstasları, kurallar çoğunlukla yazılmaz, yazılsa da öyle kalır. Kitap ve sünnet olmazsa olmaz kaynaklardır deriz, bir ölünün toprağına üflemek kavlince okuruz. Ağır olmadı sanırım çünkü yol arkadaşlarını belirleyen başka kıstaslarımız oluşur güzergâhta “güya” ilerlerken! Hatta “kitap ve sünnette yer alan ölçüleri hatırlattığınızda, bunları uygularsak yola çıkacak kimse bulamayız” diyenlere bile rastladım.

Bu konuyu özellikle “İslami hareket” iddialarıyla çıkılan yol için yazma ihtiyacı hissettim. Yıllar önce okuma gruplarımda işlemeye başlamış ve konu başlığı olarak da “Kitabın ilk öğrettikleri” ifadesini seçmiştim. Büyük iddialarla çıkılan yolda, az gitmeden, uz gitmeden neden yalpalamalar başlıyor ve hem bireysel, hem toplumsal hayatta neden umulan değişimler yaşanmıyordu, buna dair düşünme denemeleriydi bunlar. “Âdem kıssası” ve “Masal İslami” da ele aldığım başlıklar arasındaydı. Hepsi birbirini tamamlıyordu. Tabi kendi yorumlarımdı bunlar zira merhum Hasan Onat hocanın da bir çalışmasında dile getirdiği gibi “Kur’an’ın herhangi bir ayeti insan aklı ile buluştuğu andan itibaren, ortaya çıkan her şey, özü itibariyle “yorum”dur.”

Kitabın ilk suresi Alak ve ikinci suresi Kalem sureleri beni farklı bir tefekküre sevk etmişti. Alak suresine baktığımda okumayı/düşünmeyi/araştırmayı ve kendini yeterli görmemeyi, kendini yeterli görmenin sapmaya yol açacağını anlıyordum. Kalem suresine geçtiğimde, bazı özellikler sayılıyor ve bu özelliklere sahip olanlara itaat etmemek gerektiği üzerinde duruluyordu. Buradaki itaatten ne kast ediliyordu. Üstelik Allah’ın resulü daha yolun başındaydı. Dedim ki; bu ayetlerde Allah, çıktığınız yolda kimleri yol arkadaşı edindiğinize dikkat edin ve insanları iyilerden ibaret görmeyin, kötüler de var, bunları unutmayın diye öğretiyor. Sizin adınıza fotoğrafta öne çıkanlara özellikle dikkat edin diye öğretiyor. Bu bakış açısına göre başlangıçlar yapılmalı, yola çıkılmalıdır dedim.

Yola besmeleyle başlarız, bir yol ki besmele ile başlanamaz ise ona giriş yapmayız; ilk dikkat edeceğimiz husus budur dedim.

Kendimizi yeterli görüp, bu kadar yeter demeyiz zira “Muhakkak ki insan, kendini yeterli gördüğünde sapar, yoldan çıkar” (Alak 6-7)deniliyor, o halde yolun hiçbir yerinde, buraya kadar yaptıklarımız, öğrendiklerimiz yeter demeyiz. Kaldı ki “sonra daha güzeli var” (Saf 13) deniyor ve hep daha güzelini ararız. Bizi biz yapacak ikinci önemli kıstas bu olmalı dedim.

Kalem suresini tefekkürle sürdürdüm bu meseleyi…

“Dikkat et, kimin yoldan saptığını, kimim doğru olduğunu rabbin bilir”(Kalem 7) o halde yolda seninle kim yürür, rabbinin buyruğuna göre seç ve sapanlarla birlikte yürümekten sakın.

Şu özellikte olup da sana gelenlere uyma, onlarla yürüme, onları kendinden uzak tut (Kalem 8-14):

Seni yalanlayanlar, sana yalanla gelenler, yalanı hayatlarında kullanıp duranlar, yalancılar, tanı onları ve yol yürüme…

Sana yağ çekip, senden de karşılık bekleyen yağcılar olacak, onları uzak tut kendinden ve yola seninle çıkmalarına müsaade etme.

Değersizlikleri yemin edip durmalarıyla belli olan, yeminleriyle seni ve çevreyi aldatmak amacıyla etrafında dolananlar olacak, bil onları ve seninle olmalarına fırsat verme.

Onu bunu çekiştirip duran, kötüleyen ve ayıplarını-günahlarını arayıp iğneleyenler var ve olacak. Bunların seninle olmalarına, yürümelerine müsaade etme.

Hayır düşmanı. Düşmanlıkta sınır tanımaz, haddini aşan, hakkına razı olmayıp hak yiyen, günahtan vebalden çekinmeyen, günah yüklü olanlar var, bunlara da dikkat et, seninle olmasınlar.

Kaba, saygısız, zorba, bulduğunu çarpar yer, ölçüsüz ve yakışıksız sözler söyler, acımasız, despot…  Ondan sonra da yani bütün bu fena huyların arkasından da, isim takan, uyduran yahut fenalıkla tanınan, edepsizliği belirgin veya dalkavuk kişiler var. Onlara da dikkat et. Çıktığın yolda senin yanında duruyormuş gibi görünmesinler.

Elmalılı merhumun ifadesiyle; şimdi, “böyle bir ferde veya topluluğa, akıllı bir kimsenin itaat etmesi, onunla görüntü vermesi, yol yürümesi nasıl düşünülebilir?” denilecek olursa…  Gerekçe şöyle açıklanıyor: Serveti, gücü, çevresinde dalkavukları, yağcıları var diye yani servet kazanmış ve kuvveti var, belki bir faydası dokunur veya kötülüğünden sakınılır diye onlara itaat etme, uyma, yanında olmasınlar, onlarla yol yürüme…

İşte böyle… Hemen yolun başında önlem alınmalı diye okudum Kalem suresini…

Hani ne denir; kendime düşünceler, tefekkür, ilahi buyruğa göre yol yürüme, bir araya gelme, güzel işleri hedefleme!

Bir dernek kurarken, sivil toplum oluşumlarında, cemaat gibi yapılanmalarda, çok ortaklı şirket çalışmalarında, parti çalışmalarında, bu kurallara, bu seçiciliğe dikkat edilmeyince, başlarken kaybetmiş olunuyor. Başlangıçlar önemlidir. Bir de bu ifadelerden yola çıkarak şunları söylemiştim: Bu dünyada kötüler de var, bu kötüleri tanıtmazsak, nesillerimiz onları tanımazsa onlarla mücadele de edemez. Elbette bu konu üzerinde haftalarca durmuştuk fakat bu özet sanırım meramı ifade etmeye yeter zira sözü uzatmak sıkıcı olabilir.

Hicret de bir başlangıç idi ve Allah’ın resulü o yolculuğa başladığında rivayet edildiğine göre, İsra suresi sekseninci ayeti okuyordu. O ayetten anladığımı yazarak bitireyim: “Rabbimiz doğrulukla başlamayı, doğrulukla sürdürüp neticelendirmeyi nasip et. Karşılaşacağımız zorlukları aşabilmek, çözüm bulabilmek için katından bize bir güç ver!”

Bir yanıt yazın