Scholé’nin Kaybı: Modern Dünyanın Krizi Üzerine Ivan Illich ve Josef Pieper
Bu kısa yazıda modern dünyanın krizini ekonomik ya da siyasal krizlerin ötesinde, insanın düşünme ve hakikatle ilişki kurma kapasitesinin aşınması bağlamında ele almak istiyorum. Bu çerçevede özellikle Antik Yunan’daki “scholé” kavramı ile Josef Pieper ve Ivan Illich’in modern toplum eleştirileri üzerinde duracağım.
Bugün “okul” anlamında kullandığımız İngilizce “school” kelimesinin kökeni Yunanca “scholé” kavramına dayanır. Ancak scholé başlangıçta bugünkü anlamıyla bir okul kurumu değil; insanın gündelik zorunlu işlerden uzaklaşarak düşünmeye, hakikati araştırmaya ve zihinsel derinleşmeye yöneldiği özgür zaman anlamına geliyordu. Yani scholé, basit bir boş vakit değil; insanın hakikate açık hâle gelmesidir.
Bu nedenle Antik dünyada eğitim, yalnızca meslek edinme süreci olarak görülmüyordu. Özellikle Aristoteles’te teorik hayat, yani contemplative life, insan varoluşunun en yüksek biçimlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Çünkü insan yalnız çalışan bir varlık değil; aynı zamanda düşünen, anlam arayan ve hakikati temaşa eden bir varlıktır.
Modern dünyada ise bu anlayış büyük ölçüde tersine dönmüştür. Günümüzde insanın değeri çoğu zaman üretkenliği, performansı ve ekonomik işlevselliği üzerinden ölçülmektedir. Eğitim de giderek hakikati araştıran bir süreç olmaktan çıkarak ekonomik sistemin ihtiyaç duyduğu insan tipini üretmeye yönelik teknik bir mekanizmaya dönüşmektedir.
Tam bu noktada Josef Pieper önemli bir eleştiri geliştirir. Pieper’e göre modern dünya bir “total work”, yani toplam çalışma dünyası üretmiştir. İnsan artık yalnız çalışırken değil, dinlenirken bile çalışmaya hazırlanmaktadır. Tatil, eğlence ve boş zaman dahi yeniden verimlilik üretmek için düzenlenmektedir. Böylece insanın hakikatle karşılaşabileceği sessizlik ve düşünme alanı giderek yok olmaktadır.
Pieper’in en önemli tezlerinden biri şudur: Kültürün temeli çalışmak değil, scholé’dir. Çünkü sanat, felsefe, metafizik ve din gibi yüksek insanî faaliyetler yalnızca faydacılık mantığıyla ortaya çıkmaz. İnsan bazen hiçbir pratik fayda amacı olmadan düşünmeye, anlamaya ve temaşa etmeye yönelmelidir. Eğer toplum tamamen üretim mantığına teslim olursa, kültür yüzeyselleşir ve insan kendi iç derinliğini kaybeder.
Benzer şekilde, Ivan Illich de modern kurumların insanı özgürleştirmek yerine ona bağımlılık ürettiğini savunur. Özellikle Deschooling Society adlı eserinde modern okul sistemini sert biçimde eleştirir. Illich’e göre okul artık öğrenmeyi geliştiren bir yapı değil; bilgiyi diplomaya ve sertifikaya indirgeyen bir mekanizmadır. Modern insan öğrenmek için değil, sistem içerisinde yer edinebilmek için eğitim almaktadır.
Bugün bu kriz yalnız teorik düzeyde değildir; doğrudan toplumsal hayatın içerisinde görülmektedir. Yakın zamanda Türkiye’de yaşanan bazı okul baskınları, öğrenci şiddeti ve gençler arasındaki ağır bunalım hâli, meselenin yalnız bireysel psikolojiyle açıklanamayacağını göstermektedir. Çünkü modern eğitim sistemi çocuklardan sürekli bir “başarı hikâyesi” üretmelerini beklemektedir. Ancak aynı sistem onların düşünme, dinlenme, sosyalleşme ve insanî gelişim alanlarını giderek daraltmaktadır.
Çocuklar erken yaşlardan itibaren sınav merkezli bir rekabet düzenine sokulmakta; sanat, düşünce, dostluk, oyun ve tefekkür gibi insanı derinleştiren alanlardan uzaklaşmaktadır. Günün büyük kısmı okul, kurs, ödev ve dijital dikkat dağınıklığı içerisinde geçmektedir. Böyle bir ortamda genç insan yalnızca yorulmamakta; aynı zamanda varoluşsal bir sıkışma yaşamaktadır.
Bu nedenle problem yalnız okul problemi değildir. Daha derinde, modern dünyanın insanı sürekli performans üretmek zorunda bırakan anlayışı bulunmaktadır. İnsan artık değerini hakikatle ilişkisi üzerinden değil; başarısı, görünürlüğü ve verimliliği üzerinden kurmaya zorlanmaktadır. Böylece düşünme yerini hızın, hikmet yerini enformasyonun, insanî derinlik ise sürekli tüketimin baskısı altında kaybetmektedir.
Bugün dikkat krizinden, yalnızlaşmadan, depresyondan ve gençler arasındaki anlam boşluğundan söz ediyoruz. Fakat belki de asıl problem, insanın kendi iç dünyasıyla baş başa kalabileceği scholé alanının ortadan kalkmasıdır. İnsan artık sessiz kalamamakta, düşünememekte ve sürekli uyarılara maruz bırakılmaktadır. Modern teknoloji bilgiye erişimi artırırken, aynı ölçüde hikmet ve derin düşünme üretememektedir.
Dolayısıyla modern dünyanın temel krizi yalnız ekonomik veya siyasal değildir. Daha derin düzeyde problem, insanın hakikatle ilişki kurabileceği içsel alanın çökmesidir. Scholé’nin kaybı, yalnız eğitimin değil, insanın kaybıdır.
Bu nedenle bugün yeniden düşünmemiz gereken şey, eğitimin yalnızca teknik bilgi üretimi olup olmadığıdır. Çünkü insan yalnız çalışan bir varlık değildir; aynı zamanda düşünmeye, anlam aramaya ve hakikati temaşa etmeye ihtiyaç duyan bir varlıktır.

