SEÇİMİ KİM KAZANIRSA KAZANSIN HEPİMİZ NASIL KAYBEDERİZ

0
63d24cac50acca35a8640bbb
Neden mi?
Horasan yolunu tutmuşsun ey bedevi Kabe’ye nasıl varacaksın.
Şimdi daha önce Ak Parti’de mevcut hükümette önemli makamlarda olup; hatta başbakanlık ve bakanlık yapmış insanların saf değiştirmeleri ve sonra kendilerinin yeni durumlarına ilişkin yaklaşımlarına ve bunların durumuna karşı ortaya konan tepkilere baktığımda çok derin bir korku ve ürperme hissi kuşatıyor beni..
Üç boyutta ortaya konulan yaklaşımlara baktığımda tek kelime ile dehşete düşüyorum..(dehşet kelimesini özellikle seçtim)
Saf Değiştirenlerin Değişiminin Boyutları
Değiştirdikleri Safın Yandaşlarının Tepkileri
Saflarına Katıldıkları İnsanların Tepkileri
***
Elbette insanlar zamanla fikirlerini duruşlarını değiştirebilirler. Hayat sürekli akan dinamik bir yapıdır, dolayısıyla burada birçok şeyin değişip dönüşmesi gayet doğaldır. Hem fizyolojik alanda, hem de sosyal, kültürel ya da psişik alanda ; algısal alanda da değişiklikler olabilir. Bugün sevdiğimizden yarın nefret ettiğimiz; edebileceğimiz gibi, bugün nefret ettiğimizi yarın sevebiliriz. Hayat böyledir. Dün sever bugün nefret edersin, dün över bugün yere batırırsın. İnsan böyledir….Bir gün öyledir bir gün böyle.. Zaman içinde beklentiler, ilgiler ve alışkanlıklar değişir..Böyle olmasaydı..İhanet, nifak, küslük, nefret gibi kelimeler olmayacaktı dilimizde.
Kalb değişken demek…kalbin değişken olması akan hayat karşısındaki duruşlarımızla ilgili ve doğal…
Bir de kalbin hastalanması var ki; bu, tercihlerle ilgili. Kalbin değişken yapısının seyrine kalb dışı unsurları katmakla ilgili. Kalbin orjinalitesini bozmakla ilgili…Kalbin menfaat ve ilkesizlikle örtülmesinin sonucu, insanı unutmak, sevmeyi unutmak, ve kendini unutmak; yani anlamın yitişi.
Yalanın, iftiranın, insanlık dışı ilişkilerin kökeninde kalbin hastalıklı olmasının payı büyük. Konuşan ağız, düşünen zihin Kalb ile bağını yitirdiğinde anlamsızlığın koyu karanlığında kalmak kaçınılmaz.“Kutsal kitabı kalbinle oku” derken büyük Hıristiyan Azizi kalbin anlamanın merkezi olduğunu söylemek istiyordu.
Ancak, değişmeyen bazı insani değerler olmak zorundadır. Nasıl fizyolojik alanda yer çekimi yasası, suyun kaldırma kuvveti gibi daha birçok sabitler varsa, -ki hayat bu sabitler olmadan devam edemez- sosyal alanda da, kültürel alanında da, algısal alanda da bunları yöneten bir sabitin; bir ilkenin olması gerekir..
Aslında bütün değişimler bu sabitelere bağlı olarak anlamlıdır ve mümkündür.
Ancak burada iki önemli problemi anlamak ve anlamlandırmak mümkün değil ..Birincisi sabitesi olmayan tavır alışlar, ki çoğu kere sabit olması mümkün olmayan zeminler üzerinden (haz ve çıkar) ortaya konan tavırlar, ikincisi ise birbirine taban tabana zıt tavırların çok kısa sürede gerçekleşiyor olması.. Örneğin bir bebeğin bir ayda on yaşındaki bir çocuk kadar büyümesi normal ve anlaşılır bir durum değildir.
Aslında bunları niye söyledim;
Siyasal alanda geçmişte belli bir kampta olan bir insanın bir başka kampa geçmesindeki derin paradoksun ne tür bir gelecek ile karşı karşıya olduğumuzu ele verecek önemde olması sebebiyle söyledim..
Kainatta yaşamın devam etmesi her zaman bir ilke ekseninde; bir sabite, bir merkez etrafında hareket etmesi sayesindedir. Özgür irade dolayısıyla sabiteyi ciddiye almayacak tek varlık insandır. İnsanın bu gafleti ya da ihaneti dünyadaki yerini ve yaşamsal varlığını yoketme sonucunu getirecektir. O halde ilkesel olandan kopuk her hamle aslında yokoluşa atılmış çok ciddi bir adımdır.  
Aslında Roger Garudy 20. yüzyıl biyografisinde  yanlış hatırlamıyorsam şöyle bir cümle kuruyor. “Ben Sosyalistken amaçlarım neyse Müslümanlığa geçtiğimde de aynı amaçlarım vardı.” Yani  benim temel bir amacım vardı onu sosyalizmde gerçekleştireceğimi zannediyordum, fakat  baktım ki İslam bunu daha güzel temsil ediyor , ben de İslama geçtim. Aslında değişmedim; ilkeden kopmadım. İslam’ın bunu daha iyi gerçekleştireceğini düşündüm.
İşte bu yani insanlık için en üstün iyiyi gerçekleştirme hedefi bir sabitedir.. Bu yüzden bu anlayış çok değerlidir. Derin bir bilinç, sağlam bir kişilik ve engin bir ufuk gerektirir.
Şimdi siyaset alanına baktığımda böyle bir sabitenin olmadığı insanlar görünce gerçekten  geleceğin ne kadar karanlık olduğunu söylemek bile gereksiz hale geliyor. 
Davudoğlu, Kavaf, Babacan, Bağış
S. Aliye Kavaf diye bir kadın Aile bakanı oluyor.  Vizyonsuz ve çapsızlığı beyanatları ile bütün müslümanları töhmet altında bırakacak boyutta.. Hükümet kanadı bu kadının her söylediğini tevil etmeye; mızrağı çuvala sığdırmaya ve arkasında durmaya çalışıyor..Bütün Müslümanlar omuzlarındaki bu çapsızın ağırlığını taşımaya çalışırken kan ter içinde kalıyor…
Karşı taraf mal bulmuş mağribi gibi bu çapsızın beyanatları üzerinde hükümetten başlayıp, aziz islama ve samimi her tür İslami çabaya kin ve nefret boca ediyor…
Sonra kadın başka partiye geçiyor…Bu kez bir önceki parti taraftarları ağız değiştiriyor, ötekiler ise kadını hemen milletvekili adayı yapıyor. Sonuçta dün sövdükleri bugün kurtarıcı, dün omuzda taşınan bugün lanetli oluyor.. Kaybeden zahiren kendisi de olmuyor. Önce önemli iken şimdi de önemli oluyor..Bir farkla ki önemini, önemsiz, ilkesiz ve Allahsız bir zeminden alıyor. Asla insani, kutsal ahlaki ve asli bir zeminden almıyor..Bundan da rahatsızlık duymuyor..
Bu kadın karşı tarafdan linç yerken partisini değiştirince aynı taraf bu kez onu alıp milletvekili adayı yapıyor.
Ahmet Davutoğlu; hiçbir siyasal tecrübesi olmamasına ve seçilmiş bile olamamasına rağmen, bir anda Türkiye’de başbakan olarak atanıyor. Sonra tam karşı tarafa geçiyor. Bu sefer “beni aslında orada sembolik olarak başbakan yaptılar; beni kullandılar… diyerek aklı sıra önceki durumunu aklamaya çalışıyor.. Daha önce Onu lanetleyenler bu kez bağrına basıyor; hatta başüstünde tutuyor..
Ali Babacan… Bu adam AK parti iktidarında ekonomiden sorumlu bakan oluyor. İşleri batırınca (evet batırınca)  bakanlıktan alınıyor..Sonra parti kuruyor ve bu sefer aslında AK Parti içinde iken bile kendisinin aslında karşı tarafa çalıştığını; Erdoğan’ı devirme politikalarının bizzat ortasında yer aldığını ifade ediyor. Ve bu adamı da karşı taraf bağrına basıyor..
Abdullatif Şener AK parti’de çok önemli makamlardayken  karşı tarafa geçiyor; orada da el üstünde tutuluyor milletvekili yapılıyor..
Daha size bir yüzlerce örnek verebilirim..
Can Alıcı Soru
Dostlar, şu tarafa veya bu tarafa geçenler ile ilgili, şu taraftayken alkışladıklarımızı bu taraftayken yerin dibine batırıyorsak biz bu ülkenin geleceği hakkında kaygılanmak zorundayız. Böyle bir toplum asla  iflah olmaz; bu toplum asla herhangi bir başarıya ulaşamaz. Böyle bir toplumda seçimin galibi olsa da herkesin mağlubiyeti kaçınılmaz..
Şu soruyu asla ıskalamamak lazım.. Davutoğlu, Kavaf, Babacan bu makamlara nasıl geldi..Bunları tanıyan yok muydu?  bu tıynette olup da hala  bu makamlarda oturanlar kimler. Bu tarzda; bu tinette ne kadar insan var. Bu insanlar bu makamlara belki ilkeler ve liyakat ekseninde mi getirildi, yoksa ilkesizce mi getirildi? Ben ilkesel olduğunu düşünmüyorum çünkü, insan ne kadar rol yaparsa yapsın bu kadar kısa sürede bu kadar derin bir dönüşümü yaşayabilecek her organizmanın önceden tanınmaması mümkün değildir.  Çünkü hiçbir canlı organizma bu kadar kısa sürede, bu kadar çabuk değişemez. Darwininin evrim kuramı bile bunu açıklamada yetersiz kalır.
Şu an büyükelçi yapılan bir adam var ki benim hep içim acıtır. (Kendisi ile  Viyana’da 2011 yılında bir vesile ile karşılaşmıştık..Bir ara anlatırım inşallah..)
Adam Allah’ın ayetleri ile alay ediyor. “Bakara Makara” sözlerini bilmeyen yoktur.. Ama ödüllendirilp büyükelçi oluyor.. Ondan sonra Müslüman medya, “Danimarkada Kurana saygısızlık” diye bas bas bağırıyor..Sonra “Yok efendim adam ayakkabıyla seccadeye basmış”….vesaire gibi gündelik hassasiyet tavrı.. Kutsala hassasiyet herkes için geçerli olmalı değil mi?
Sandıkta kaybedince değil, İnandırıcılığınızı kaybederseniz, kaybedersiniz..
Dostlar bırakın Kur’an’la alay edilmesini, Kitabı mukaddesle  bile alay eden bir adamın en azından kınanması gerekirken ödüllendirilmesi geleceğimiz hakkında çok ciddi endişeler yaratıyor.
Şimdi bu adam yarın pozisyon değiştirdiğinde CHP’ye veya başka partiye geçtiğinde bu sefer  o alay ettiği şeyleri gündeme getirip yine insanları gerecek, kamplaştıracak, yine nefret ve kin pompalayacaksınız. 
Dostlar bu ülkede ortalama insani olan şey ile hepimiz birlikte barış ve huzur içinde yaşayabiliriz.
Ne kendinizi taşıtacak bir eşşek arayın ne de birlerini taşıyacak bir eşşek olun…vesselam..
Vasıfsız liyakatsiz ve bayağı insanları ne zamana kadar omuzlarımızda taşıyacağız…

Bir yanıt yazın