Süyûtî’nin Târîḫu’l-Hulefâ’sı: Siyasetin mi Yoksa Takvanın mı Tarihi?

168659

Memlük döneminin sonlarında yaşamış olan Celâleddîn Abdurrahman es-Süyûtî (ö. 911/1505), Kur’an tefsirinden hadis ilimlerine, tasavvuftan erotik edebiyata kadar çok çeşitli alanlarda eser vermiş sıra dışı bir müellifti. Tarihle de ilgilenmiş olmakla birlikte bu alanda çok sayıda eser kaleme almamıştır. Onun en meşhur tarih eserlerinden biri Târîḫu’l-Ḫulefâ‘dır.

Eserde yer yer tarihî olaylara temas edilmekle birlikte bu tür bilgiler oldukça sınırlıdır. Modern tarihçi açısından Târîḫu’l-Ḫulefâ, faydalı sayılabilecek tarihî veri bakımından pek az şey sunar; üstelik sunduğu bilgilerin hemen tamamı başka kaynaklarda da kolayca bulunabilir. Eser, Abdüllatîf el-Muvaffak, İbnü’l-Esîr, İbnü’n-Neccâr ve Zehebî gibi daha önceki tarihçilerin eserlerinden alınmış parçaları bünyesinde toplamaktadır. Bu durumda şu soru ortaya çıkmaktadır: Tarihî veri bakımından bu kadar sınırlı bir eser olan Târîḫu’l-Ḫulefâ‘yı Süyûtî neden yazmıştır? Bu eser kime ve ne amaçla hitap etmektedir?

Takvanın Gücü

Süyûtî, Târîḫu’l-Ḫulefâ‘nın giriş kısmında eserin amacı ve işlevi hakkında bazı ipuçları verir. Bu giriş, Süyûtî’nin diğer eserlerine kıyasla alışılmadık derecede uzundur ve İsmâilîler ile Fâtımî hilafetine yönelik polemik bir bölüm de içerir.

Girişin büyük kısmı ise halifeliğin mahiyeti ve hilafet kurumuna ilişkin meselelerin açıklanmasına ayrılmıştır. Örneğin Hz. Muhammed’in kendisinden sonra kimin halife olacağına dair açık bir yöntem bırakmamış olmasının sebepleri tartışılır. Süyûtî, bu bilgilerin çoğunu Zehebî’nin tarihinden aldığını da belirtir.

Süyûtî, Târîḫu’l-Ḫulefâ‘nın peygamberler, sahâbîler, müfessirler, muhaddisler ve İslâm toplumunun diğer önemli grupları hakkında hazırladığı tabakât eserleri dizisinin bir parçası olduğunu ifade eder. Ona göre bu grupların hepsini tek ve hacimli bir kitapta toplamak yerine ayrı eserler hâlinde düzenlemek daha faydalıdır. Böylece okuyucu ilgilendiği sınıfa daha kolay ulaşabilecek ve eserden daha rahat yararlanabilecektir.

Bu nedenle Târîḫu’l-Ḫulefâ‘yı klasik kronolojik tarih eserleri arasında değerlendirmek tam olarak doğru değildir. Eser, bireyleri tek tek anlatmaktan çok onları belirli bir topluluğun üyeleri olarak ele almaktadır. Burada amaç, halifelerin ayrıntılı siyasî kariyerlerini sunmak değil, onların hayatlarından çıkarılabilecek dersleri göstermektir.

Gerçekten de eser boyunca karakter gelişimine, siyasî olayların ayrıntılarına veya yıllık tarih kayıtlarına çok az yer verilir. Süyûtî’nin ilgisini çeken şey, kişilerin hayat hikâyelerinden çok onların temsil ettiği ahlâkî ve dinî anlamlardır. Bu yönüyle eser, klasik anlamda bir tarih kitabından ziyade öğretici ve ahlâkî amaçlar taşıyan bir tabakât çalışması görünümündedir.

Tarihî Ayrıntılar Yahut Bunların Yokluğu

Süyûtî’nin Târîḫu’l-Ḫulefâ adlı eserinin en dikkat çekici özelliklerinden biri tarihî ayrıntı eksikliğidir. Hz. Ali’ye ayrılan bölüm, onun halife olarak fiilî yönetimi hakkında hiçbir şey söylemez; bu bilgi kıtlığı eserin genelinde görülen bir eğilimdir. En-Nâsır’a ayrılan bölüm de dönemin önemine rağmen ayrıntı bakımından oldukça sınırlıdır.

Örneğin en-Nâsır’ın biyografisinde Selâhaddin’in fetihlerine kısa bir gönderme yapar ve şöyle der:

“Bu yıl içinde çok sayıda fetih gerçekleşti. Sultan Selâhaddin, Frankların elinde bulunan birçok Suriye şehrini ele geçirdi. Bunların en önemlisi Kudüs’tü. Kudüs, doksanbir yıl boyunca Frankların elinde kalmıştı.”

Süyûtî hangi şehirlerin ele geçirildiğini, bunların ne zaman fethedildiğini veya fetihlerin ayrıntılarını vermez. Ardından şu ifadeyi ekler:

“Sultan, Frankların şehirde meydana getirdikleri eserleri kaldırdı; yayılmış bulunan kiliseleri yıktı ve kiliselerden birinin yerine bir Şafiî medresesi kurdu. Allah İslâm’ı hayırla mükâfatlandırsın! Ancak Kıyâme Kilisesi’ni yıkmadı. Çünkü Kudüs’ü fethettiğinde Hz. Ömer de onu yıkmamıştı.”

Burada ayrıntılar değil, olayın ahlâkî ve sembolik yönü önemlidir.

Son Memlük dönemi Abbasî halifelerinden el-Kāim Biemrillâh hakkında da aynı durum görülür. Halife ile Sultan İnal arasında ciddi bir siyasî çatışma yaşanmasına rağmen eser bunu birkaç cümleyle geçer:

“Daha sonra halife ile el-Eşref arasında, onun aleyhine bir ordunun harekete geçirilmesi sebebiyle anlaşmazlık çıktı. El-Eşref onu 859 yılı Cemâziyelâhir ayında hilafetten uzaklaştırdı ve İskenderiye’ye gönderdi. Orada onu hapse attı. Halife 863 yılında ölünceye kadar hapiste kaldı ve kardeşi el-Müstaîn’in yanına defnedildi.”

Buna karşılık Süyûtî bazen olağanüstü olaylara geniş yer verir:

Tek kulaklı ve olağanüstü büyük alınlı bir çocuğun doğması,

Altı gezegenin Terazi burcunda birleşmesi,

Kırmızı kum fırtınaları,

Göktaşlarının düşmesi,

Büyük kıtlıklar ve yamyamlık olayları,

Kahire’deki büyük depremler,

İki başlı çocuk doğumları.

Bu olaylar çoğu zaman ilahî işaretler veya alametler olarak yorumlanmaktadır.

Takva ve Takvasızlık

Bu takva ve takvasızlık vurgusu, Târîḫu’l-Ḫulefâ‘nın merkezinde yer almaktadır. Eserin bütünü, her bir halife hakkında kaleme alınmış kısa tasvirlerden oluşmaktadır. Bu tasvirlerde halifelerin erdemleri ve kusurları ile sınırları aşan veya uygunsuz davranışların doğurduğu sonuçlar özellikle vurgulanmaktadır.

Süyûtî yalnızca övgüleri değil eleştirileri de aktarır. Örneğin en-Nâsır hakkında hem güzel ahlâk sahibi olduğuna dair övgüler hem de ağır eleştiriler yan yana verilir.

Velîd b. Yezîd hakkında ise şu değerlendirme yapılır:

“O sefih, şarap içen ve Allah’ın kutsallarını çiğneyen biriydi. Hatta hac yapmak istemişti; fakat amacı Kâbe’nin üzerinde şarap içmekti.”

Bununla birlikte onun kâfir olduğu yönündeki iddialar da reddedilir.

Süyûtî’nin Islahçı Gündemi

Süyûtî’nin birçok eserinde erdeme ilişkin öğretici bir mesaj bulunmaktadır. Bu mesaj çoğu zaman bilgi ve maneviyat alanında Kur’an’a ve hadislere dayalı bir yaklaşıma dönüş çağrısı şeklinde ortaya çıkar. Bu bakımdan Süyûtî bir ıslahatçı olarak görülebilir. Eserleri ortodoksiye dönüşü savunmakta, kişisel takvanın gelişmesini teşvik etmekte ve ulemanın otoritesini yeniden teyit etmektedir.

Kur’an ve hadise dönüş çağrısı ile kişisel erdem vurgusu, büyük ölçüde onun Şâzelî tasavvuf anlayışından etkilenmiştir. Bu durum, Süyûtî’nin sessiz bir Şâzelî reformu gerçekleştirmeye çalıştığı izlenimini vermektedir.

Sonuç

Bu makale, Süyûtî’nin eserlerinin erdemi ve geleneği savunan bir yaklaşım taşıdığı yönündeki değerlendirmenin, Târîḫu’l-Ḫulefâ‘nın anlaşılmasını nasıl etkilediği sorusuna cevap aramıştır. Eserde, halifelerin iyi davranışları ile barış, zafer ve refah arasında; kötü davranışları ile kargaşa ve yenilgi arasında kurulan ilişki, yalnızca halifelere değil, okuyucuya da yöneltilmiş bir mesaj olarak anlaşılabilir. Bu bakımdan eser son derece öğretici bir karakter taşımaktadır.

Eser, halifelerin tarihine dair fazla bilgi vermese de, Süyûtî’nin dünyayı nasıl gördüğü ve Memlük toplumunu nasıl değerlendirdiği hakkında çok şey söylemektedir. Bu sebeple dönemin sosyal tarihi açısından önemli bir belge olarak görülebilir.

Eserin değeri geçmişteki tarihî olayları ayrıntılı biçimde anlatmasında değil, Memlük dünyasının son dönemlerine tanıklık etmesinde ve Süyûtî’nin Memlük toplumunu yeniden takva ve geleneğin hâkim olduğu bir düzene yönlendirme çabasını yansıtmasında yatmaktadır.

Stephen R. Burge
Dr. Stephen Burge, Edinburgh Üniversitesi’nde doktorasını tamamladıktan sonra 2009 yılında İsmailî Araştırmaları Enstitüsü’ne Araştırma Görevlisi olarak katıldı. Kendisi, “İslam’da Melekler: Celaleddin Suyuti’nin el-Haba’ik fi akhbar al-mala’ik”  (Londra, 2012) ve  “Hz. Muhammed: İslam ve İlahi Mesaj” (Londra, 2020) adlı iki monografi yayınlamıştır;   bu sonuncusu IIS Accessible serisinin ”  İslam Dünyası ” bölümünde yayımlanmıştır. Ayrıca “Kelimenin Anlamı: Sözlükbilim ve Kur’an Tefsiri”  (Oxford, 2015) ve Asma Hilali ile birlikte ”  İslam’da Dini Metinlerin Oluşumu”  (Berlin, 2019) adlı eserleri de derlemiştir  .Şu anda Kur’an Tefsirleri Antolojisi Serisi’nin  İslam’daki ritüeller üzerine olan bir cildini düzenliyor ve tercüme ediyor  . Melekler, tefsir ve yorumlama ile hadis konularında birçok makale yayınlamıştır.