Psikolojide Wittgenstein Felsefesi: Tarihsel Bağlamda Yorumlar ve Uygulamalar

oie_fvjismc0vmmf

Giriş

Ludwig Wittgenstein’ın felsefesi, yalnızca filozoflar için değil, aynı zamanda birçok psikolog ve insan ile toplum bilimleri alanındaki yakın disiplinlerde çalışan araştırmacılar için de hem hayranlık hem de kafa karışıklığı kaynağıdır. Son elli yıl içinde ortaya çıkan ve ölümünden sonra yayımlanan elyazmaları, ders notları ve biyografik ayrıntılar bütünü, onun felsefi çalışmalarını anlamaya, uygulamaya ve geliştirmeye çalışan herhangi bir kişi için durumu daha da güçleştirmiştir. Günümüzde okuyuculara rehberlik edecek çok geniş bir felsefi yorum literatürü bulunmaktadır; ancak onun düşüncesinin psikoloji ve sosyal bilimlerdeki bireyler ve ekipler tarafından nasıl yorumlandığı ve uygulandığı üzerine nispeten az şey yazılmıştır. Özellikle psikologların Wittgenstein’ın görüşleriyle nasıl etkileşime girdiklerini; onun görüşlerinden hareketle yeni kuramlar, yöntemler ve uygulamalar geliştirdiklerini; kavramsal karışıklıkları çözmek için onun felsefi yöntemlerini kullandıklarını; Wittgensteincı çalışmaların önemini göz ardı ederek kavramsal hatalar sergilediklerini ya da tartışmalı gerekçelerle Wittgensteincı bakış açılarına karşı çıktıklarını göstermek, psikologları kendi psikolojik araştırmalarına ve başkalarının çalışmalarına karşı daha eleştirel ve öz-düşünümsel olmaya teşvik etme görevinin önemli bir tamamlayıcısıdır. Tarihsel bir boyutun eklenmesi ise psikolojide kavramsal hataların ortaya çıkarılması ve bunların aşılmasının, araştırmacı kuşakları arasında dağıtılmış bir görev olabileceği yönünde ilgi çekici bir olasılık ortaya koymaktadır. Buna göre, kabul edilmiş bir paradigmanın arka planının parçası olarak görülen meseleler, kavramsal açıklığın eksik olduğu durumlarda yeni paradigmaların ön planını oluşturabilir. Bu doğrultuda, bu kitapta amacım psikolojideki gelişmeler perspektifinden hareketle psikologlar için Wittgenstein’ın felsefesine dair özgün ve kapsamlı bir genel bakış sunmaktır. Hatta kitap, Psikolojinin Merceğinden Wittgenstein’ın Hayat Boyu Çalışmasını Anlamak adını da taşıyabilirdi.

Bu amacı gerçekleştirirken, Wittgenstein’ın erken ve geç dönem felsefesinin psikoloji açısından taşıdığı önem ve sınırları, bunun gerçekleştiği değişen bağlamları da açıkça içerecek şekilde incelemek gerekir. Bu yaklaşım, Wittgenstein’ın yaşamını ve felsefi çalışmalarını bağlam içinde değerlendiren önceki çalışmaları tamamlamakta ve genişletmektedir. Örneğin Janik ve Toulmin (1973), Wittgenstein’ın erken dönem düşüncelerinin ve değerlerinin şekillendiği yirminci yüzyıl başı Viyana’sının tarihsel ve kültürel ortamına ilişkin kapsamlı bir açıklama sunarlar. Benzer şekilde Ray Monk’un The Duty of Genius (1990) adlı eseri de Wittgenstein’ın düşüncelerine dair değerli içgörüler sunmakta ve kuşkusuz felsefi açıklama ve tarihsel bağlamlandırma yönündeki ortak çabalardan yararlanmaktadır. Ancak bu tür çalışmalar psikoloji gibi disiplinlerin uygulayıcıları için yeterli değildir. Çünkü bu kişiler hâlâ Wittgenstein’ın felsefi yazılarının kendi disiplinleri üzerindeki etkisini, felsefe ve psikoloji içinde zaman zaman birbirleriyle çelişen yorumcular ve takipçiler aracılığıyla izlemek zorundadırlar. Bem ve Looren de Jong’un (1997, 2006) psikolojinin kuramsal meselelerine giriş niteliğindeki eserlerinde yer alan özetler de ilgili psikologlar için sınırlı bir rehber niteliğindedir; çünkü bunlar Wittgenstein’ın felsefi yöntemleri ve çalışmalarıyla ciddi bir ilişki kurmanın ancak başlangıcını sağlayabilirler. Bunun yerine, mantıksal pozitivizm, Freudcu psikanaliz, davranışçılık, Gestalt psikolojisi, bilişsel bilim, söylem analizi ve toplumsal inşacılık gibi psikolojiyle ilişkili farklı yaklaşımlarla Wittgenstein’ın çalışmaları arasındaki bağlantı ve ilişkilerin nasıl ortaya çıktığı, gerilediği ya da geliştiği incelenmelidir. Wittgenstein’ın çalışmalarını psikolojiye yorumlama ve uygulama yönündeki ilk girişimlerin ve bunların 1980’lerin başından itibaren geçirdiği gelişimin göz ardı edilmesi, erken dönem basitleştirmelerin, yanlış anlamaların ve hataların yeniden üretilmesi riskini taşır. Ayrıca psikolojinin yeni alanları da önceki kuşakların temel kaygıları zaten ele aldığı düşüncesiyle Wittgensteincı eleştiriden bağışık görülmeye başlanabilir. Bu nedenle Wittgenstein’ın Freud, James ve Köhler gibi çağdaşları hakkında yaptığı değerlendirmeler, Coulter, Harré, Potter ve Shotter gibi daha yakın dönem toplumsal inşacı ve söylemsel psikoloji savunucuları üzerindeki etkisine ilişkin örneklerle birlikte ele alınacaktır.

Wittgensteincı “gramatik inceleme”ye yönelik Parker (1996), Hibberd (2001a, 2001b) ve Haig’in (2008) eleştirileri de ele alınacaktır. Wittgenstein’ın çalışmalarını, uygun biçimde bağlamsallaştırıldığında ve sürekli tekrar eden karışıklık kaynakları ortaya konulduğunda bile, disiplin içinde kavramsal açıklığı ve daha yüksek düzeyde öz-düşünümselliği teşvik eden bir araç olarak görmeyen psikologlarla hesaplaşmak hayati önem taşımaktadır. Sonuç olarak, Wittgenstein’ın çalışmalarının psikolojiye dâhil edilmesinin psikolojinin bilimsel niteliğini geliştirebileceği konusunda eleştirmenleri ikna etmek mümkün olmayabilir; ancak bu kitap, psikoloji için yeni Wittgensteincı “temeller” ya da yeni bir Wittgensteincı program önermeksizin bunu yapmaya yönelik açık bir girişimdir. Bu doğrultuda, hayvan davranışlarına (Gaita, 2002), gelişime (Carpendale ve Lewis, 2004; Reddy, 2007), söylemsel psikolojiye (Harré ve Gillett, 1994; Harré ve Tissaw, 2005), etnometodolojiye (Pleasants, 1999), duygulara (Mascolo, 2009), etkinleşimci bilişe (Hutto ve Myin, 2013), bilişsel bilime (Harré, 2002) ve nitel araştırma yöntemlerine (Mascolo, 2009; Shotter ve Katz, 1996) ilişkin yeni yaklaşımların neo-Wittgensteincı savunucularının ayrıntılı argümanlarını inceleyeceğim; ancak bunların, psikolojinin kendi alt disiplinlerinde olduğu gibi, tamamlanmış ya da birleşik bir bütün oluşturduğunu öne sürmeyeceğim. Ayrıca karma duygular, konuşma modeli psikodinamik psikoterapisi, öz-düşünümsellik, karma yöntem araştırmaları ve birçok psikolojik açıklama içinde örtük biçimde bulunan ikna edici “resimler” meselesi üzerine Wittgenstein’ın psikolojiye ilişkin görüşlerini uygulama ve genişletme yönündeki kendi girişimlerimi de bu çalışmaya dâhil edip yeniden işleyeceğim (Sullivan, 2002, 2005, 2007, 2009, 2015; Sullivan ve Strongman, 2003). Bazı durumlarda kavramsal açıklık bütünleştirici çabalara yardımcı olabilir; ancak başka alanlarda yeni gelişmeler mevcut yaklaşımlardan hızla uzaklaşabilir. Bu nedenle bu kitabın temel katkılarından biri, Wittgenstein’ın yaklaşımının belirli pratik değişiklikleri gerçekleştirmek amacıyla uygunsuz biçimde kullanılması durumunda ortaya çıkan sorunları ve aynı şekilde onun yöntem ve yazılarının sınırlarını ve önemini yanlış temsil eden değerlendirmelerin yol açtığı problemleri ele almaktır.

Bu amaçları gerçekleştirirken, kuramsal psikolojinin, felsefi yazıların yorumlanması ve ilgili kavramsal yöntemlerin psikolojinin tamamına uygulanması bakımından en uygun alt disiplin olduğu varsayımına dayanamayız (örneğin Slife ve Williams’ın [1997], ayrı bir alt disiplin oluşturulması ve diğer psikologlara kuramsal “danışmanlar” olarak hizmet verilmesi yönündeki argümanlarına bakınız). Bununla birlikte bu kitapta, Wittgenstein’ın kavramsal yöntemlerinin psikologlar tarafından yalnızca uygulamada neyin işe yaradığını belirlemek için değil, aynı zamanda kuramsal olarak neyin işe yaradığını, yani disiplin içinde neyin kavramsal olarak tutarlı olduğunu ortaya koymak için de kullanılabileceğini savunacağım. Bu, felsefe ile psikoloji arasında; sinirbilim ve konuşma çözümlemesi, nitel psikoloji ve nicel deneycilik ya da uygulamalı ve kuramsal psikoloji gibi çağdaş ve görünüşte birbirine zıt alt disiplinler arasında geçiş yapmayı gerektiren güç bir görevdir. Genel olarak Wittgenstein’ın çağdaş psikologlar açısından taşıdığı önem yalnızca betimlenmemeli, aynı zamanda gösterilmelidir; fakat bunu yaparken yalnızca Wittgenstein’dan esinlenen bir psikolojinin ilerlemenin tek yolu olduğu da ileri sürülmemelidir. Bu nedenle aşağıdaki bölümlerde Vygotsky ve Foucault gibi psikoloji üzerinde etkili olmuş isimlerle Wittgenstein arasındaki benzerlikler ve farklılıklar açıklığa kavuşturulacaktır. Ancak Wittgenstein’ın içgörülerinden kendi yaşamında ve uygulamalarında nasıl yararlanacağına karar vermek her okuyucunun kendisine bırakılmıştır.

Wittgenstein’ın etkisini tarihsel açıdan ele alırken, onun kavramsal çözümleme yöntemine ilişkin iki farklı görüşü açıklığa kavuşturmak gerekir. Bunlardan biri, genel olarak “terapötik” yaklaşım olarak adlandırılan görüştür; diğeri ise kavramsal araştırmayı yeni düşünsel imkânlar ve kaynaklar üreten bir faaliyet olarak gören yaklaşımdır. Bu meseleleri incelerken dikkate alınması gereken tarihsel ayrıntılardan biri, Wittgenstein’ın kendi çalışmasının “terapötik pozitivizm” olarak tanımlanmasına gösterdiği öfkeli tepkidir (Monk, 1990, s. 356). Benzer şekilde, felsefi yöntemin psikanalizle karşılaştırılmasına da olumsuz yaklaşmıştır. Bununla birlikte aşağıda sunulacak açıklama, Wittgenstein’ın kavramsal sorunları “üzerinden geçerek çalışma” anlayışını hem terapötik hem de kaynak üretici yönleriyle birlikte değerlendirecektir.

Wittgenstein’ın felsefe tarihindeki yeri ve psikoloji üzerindeki mirasına ilişkin sunumlarda çeşitli çelişkiler bulunmaktadır (Griffiths, 1991; Fay, 2000). Wittgenstein çoğu zaman felsefe tarihinin en etkili isimlerinden biri olarak tanıtılır; ancak buna rağmen onun çalışmaları sıklıkla Aristoteles ve Augustinus’tan Dennett ve Derrida’ya uzanan düşünceler tarihinin yalnızca dipnotlarından biri gibi görünmektedir. Felsefe alanındaki bazı isimler onun düşüncesinin kalıcı önemini kabul etseler de, Anglo-Amerikan felsefe geleneklerinde —özellikle bilim felsefesinde— hâkim izlenim, Wittgenstein’ın betimleyici felsefesinin, tezlerin bilim benzeri ilerleyişinden oluşan genel çizgi içinde bir sapma olduğu yönündedir (Hacker, 1996). Bazı filozoflar ilerlemenin hâlâ bilimle benzer ya da bilimle uyumlu yollarla sağlanabileceğini savunmaya devam etseler de, analitik ve kıta Avrupası geleneklerine mensup filozoflar arasındaki ayrılıklar sürmektedir. Wittgenstein’ın çalışmaları ise bazı filozoflar ve kuramsal psikologlar için bu ayrımı aşmaya yardımcı olmuştur.

Wittgenstein’ın bilim hakkındaki görüşlerine ilişkin malzeme nispeten sınırlı olmakla birlikte, Popper ile Wittgenstein arasındaki anlaşmazlıkların niteliği (Edmonds ve Eidinow, 2001) ve Wittgenstein ile Kuhn arasındaki benzerlikler ve farklılıklar (Read, 2012) gibi tartışmaların dikkatle değerlendirilmesi önemlidir.

Psikolojinin birçok tarih anlatısında Wittgenstein’a yer verilmez (örneğin Pickren ve Rutherford, 2010; Shiraev, 2015) ya da onun çalışmalarının disiplin açısından süregelen önemi küçümsenir. Örneğin Smith’in (2001) psikoloji tarihi kitabında, postmodernizm ve toplumsal inşacılığın “toplum merkezli sistemleri”ne bir bölüm ayrılmış olmasına rağmen Wittgenstein’dan hiç söz edilmez. Daha da dikkat çekici olan, Wittgenstein’dan ilham alan yaklaşımlar açıklanırken bile onun etkisinin kabul edilmemesidir. Bu tür ihmaller, psikologlarda birincil felsefi kaynakları okumanın kendilerine önemli bir katkı sağlamayacağı yönünde yanlış bir kanaat oluşturabilir. Buna karşılık Thorne ve Henley (2001), Wittgenstein’ın psikoloji tarihindeki rolüne değinirler; ancak bunu oldukça sınırlı ve kısmen yanıltıcı biçimde yaparlar. Onlara göre Wittgenstein Gestalt psikolojisine ilgi göstermiş, zihin-beden problemini “basitçe kötü bir soru” olarak reddetmiş, Thomas Reid’in on sekizinci yüzyıl felsefesiyle önemli benzerlikler taşıyan bir gündelik dil felsefesi geliştirmiş ve daha sonra Rosch ile Mervis’in (1975) ampirik olarak desteklediği “aile benzerlikleri” anlayışını ortaya koymuştur. Buna göre insan kategorileştirmesinin temelinde tanımlayıcı özsel nitelikler değil, aile benzerlikleri bulunmaktadır.

Dahası Thorne ve Henley, Wittgenstein’ın felsefi davranışçı olarak tanımlanmasına karşı çıkmakla birlikte, Gilbert Ryle ile birlikte psikolojiye düzeltici bir katkı sunan bir dil anlayışının geliştirilmesinde ona önemli bir rol atfederler. Ancak onlara göre bu yaklaşım, psikoloji açısından Chomsky’nin dil anlayışı kadar etkili olmamıştır.

Psikoloji tarihlerinde Wittgenstein’ın geç fark edilmesinin bir açıklaması, onun 1951’deki ölümünden sonra notlarının ve elyazmalarının uzun bir zaman dilimine yayılarak yayımlanmış olmasıdır. Bu durum, hem filozoflar hem de psikologlar tarafından gerçekleştirilen uzun süreli bir yorumlama ve uygulama sürecine yol açmıştır. Bazı yorumcular Wittgenstein’ın metinlerini yakından takip etmiş ve felsefi açıklama ile yorumlama görevine önemli katkılarda bulunmuşlardır. Ancak Baker ve Hacker (1980, 1985), Budd (1989) ve Schulte’nin (1993) çalışmalarında olduğu gibi, çağdaş psikologların katkılarının dışarıda bırakılması, felsefeciler ile psikologlar arasında gerçek bir etkileşimin kurulmasını zorlaştırmıştır (karş. Bennett ve Hacker, 2003). Bazı durumlarda bu tür çalışmalar, örneğin çağdaş psikolojinin —özellikle bilişsel bilimin— ne ölçüde Kartezyen ya da Kartezyen-sonrası olduğu gibi oldukça genel iddiaların ortaya atılmasına yol açmıştır (Hacker, 2013). Oysa psikolojide nicel, nitel ve karma yöntem yaklaşımlarında yaşanan önemli gelişmeler çoğu zaman dikkate alınmamış; psikolojik kuramların, ampirik bulguların ve yeni psikolojik teknolojilerin gündelik psikolojik kavramlar ve uygulamalar üzerindeki etkileri yeterince tanınmamıştır.

Wittgenstein’ın çalışmalarının psikoloji açısından önemini ve sınırlarını konu alan herhangi bir tarihsel inceleme, psikolojide yeni araştırma pratikleri geliştirme yönündeki taleplere ve psikolojik kuram, yöntem ya da tekniklerden yararlanan ilgili uygulamalara duyarlı olmak zorundadır. Wittgenstein’ın dil ve bağlam konusundaki ilgisi göz önüne alındığında, onun çalışmalarının zaman içerisindeki etkisinin incelenebilmesi ve buradan gelecekteki olası kullanımlarına ilişkin öngörülerde bulunulabilmesi şaşırtıcı değildir. Örneğin Potter’ın (2000) öne sürdüğü gibi, Wittgenstein’ın düşüncesi biliş-sonrası bir psikolojide yeni işlevler üstlenebilir. Daha da önemlisi, Wittgenstein’ın birçok değerlendirmesi zamandan bağımsız bir nitelik taşıyor gibi görünse de, bunlar büyük ölçüde daha sonraki tartışmalarla bağlantılıdır ve hatta bazı durumlarda onun eleştirilerinin işlendiği ve aşılmaya çalışıldığı tartışmalarla iç içedir. Bilim felsefesi, psikologların çalışmalarının bilimsel statüsünü değerlendirmelerine ve disiplin hakkındaki anlatıları şekillendiren kavramları edinmelerine yardımcı olmaya devam etmektedir. Bununla birlikte psikolojinin paradigma öncesi mi yoksa çok paradigmalı bir alan mı olduğu sorusu hâlâ tartışmalıdır (Staats, 1991; Driver-Linn, 2003; Madill ve Gough, 2008). Ayrıca Wittgenstein’ın erken dönem yazılarından kısmen esinlenen mantıksal pozitivist çerçeveyi ve uygulamaları psikolojiden uzaklaştırma girişimleri de, onun geç dönem felsefesinden hareketle yapılan eleştirilere rağmen oldukça güç olmuştur. Geç dönem Wittgenstein’ın göreciliği savunup savunmadığı ya da anti-realist olup olmadığı gibi karmaşık meseleler elbette incelenmelidir; ancak bunların Winch, Quine veya Kuhn gibi isimlerin geliştirdiği tüm argümanlar ayrıntısıyla tekrar edilerek ele alınması gerekli değildir.

Burada birbirleriyle tam olarak çelişmeyen, fakat farklı vurgu noktalarına sahip iki tasvirden söz etmek mümkündür. Birincisi, Wittgenstein’ın etkisinin zaman içinde felsefenin ve sosyal-psikolojik bilimlerin farklı alanlarında faaliyet gösteren yorumcu ağları aracılığıyla yayıldığını vurgular. Bu yaklaşım, psikolojideki yorum ve uygulamaların tarihine ilişkin olguları içerebilir ve tarihsel olarak gelişmiş konumlar arasındaki ilişkileri, hatta bireyler arasındaki etki ilişkilerini gösteren ayrıntılı bir şemaya dönüştürülebilir. İkinci tasvir ise Wittgenstein’ın yazılarının, çeşitli yorumlayıcı kaynaklarla çalışmaya açık olan bireysel psikologlar veya psikolog grupları tarafından sürdürülen bir diyalog olarak okunabileceğini öne sürer. Bu diyalojik tasvir, Wittgenstein’ın dolaylı felsefi yaklaşımını daha iyi yansıtır; çünkü o, insanları kavramsal sorunları incelemeye yönlendirir ve onları körü körüne taklit etmeye değil, bağımsız düşünmeye teşvik eder. Bu iki tasvirin birleşimi, kitabın geri kalanının temelini oluşturmaktadır. Bir yandan Wittgenstein’ın değerlendirmeleri okuyucunun incelemesi için sunulurken, diğer yandan psikolojiden seçilen yorumcular, eleştirmenler ve örnekler, yetkin psikologların psikolojik ve metapsikolojik dilin karmaşık “ara sokaklarında” dolaşmalarını sağlayacak bir felsefi kestirme yol olarak kullanılmamalıdır. Bu nedenle bazı okuyucular psikolojinin temellerine ilişkin sorunlar konusunda aynı kaygıları paylaşmasalar bile, Wittgenstein’ın psikoloji açısından önemini yalnızca duygu araştırmaları veya gelişim psikolojisi gibi belirli alanlardaki etkisini inceleyerek kavradıklarını iddia etmeleri doğru olmayacaktır. Böyle bir yaklaşım, psikolojinin genellikle konu edindiği karmaşık insan davranışlarına, tepkilerine ve eylemlerine daha sadık araştırmalar yapılmasını teşvik edebilir; ancak yine de nesnellik, ontoloji ve nedensellik gibi genel felsefi meseleler karşısında okuyucuların yönlerini kaybetme tehlikesi devam edecektir.

Son olarak, başlangıç düzeyindeki öğrenciler açısından Wittgenstein’ın düşüncesini, bu düşüncenin geçirdiği değişimleri ve dönüşümleri anlamakta ciddi güçlükler bulunmaktadır. Örneğin Tractatus Logico-Philosophicus (Wittgenstein, 1922/1990), insanî konuşmaların yakınlığından büyük ölçüde yoksun olan, kısa, özlü ve mantıksal bir dille yazılmıştır. Buna karşılık Philosophical Investigations (Felsefi Soruşturmalar) (Wittgenstein, 1953), okuyucuyu ortak düşünce alışkanlıklarımızdaki “düğümleri” çözmeye davet eden sorular ve ara açıklamalarla doludur. Bu düğümler, kişisel deneyim, özel durumlar ve kamusal psikolojik olguların içsel belirleyicilerine ilişkin teoriler içinde daha da sıkılaşma eğilimindedir. Bu nedenle bu kitabın amacı, hiç kimseyi Wittgenstein’ın eserlerini okuma, anlama ve onlarla hesaplaşma zahmetinden kurtarmak değildir. Bunun yerine, psikologları onun değerlendirmelerinin ve yöntemlerinin doğru biçimde anlaşıldığında son derece değerli olabileceğine ikna etmeyi amaçlamaktadır. Bu sebeple, bir psikolog ve disiplinlerarası ilgi alanlarına sahip bir araştırmacı olarak kendi çalışmalarımda Wittgenstein’ın ne ölçüde yararlı olduğunu gösteren somut örnekler sunacak ve benzer sorunların, Wittgenstein’ın geç dönem felsefesinden habersiz olan ya da onunla hiçbir ilişki kurmayan psikologların görüş ve uygulamalarında da görülebileceğini ortaya koyacağım.

Bununla birlikte, yeni bir Wittgensteincı psikoloji biçimi savunmayacağım (Harré ve Tissaw, 2005; ayrıca bkz. Racine ve Slaney, 2013). Aynı şekilde, Wittgenstein’ın felsefi otoritesine başvurmanın, diğer birçok filozofun, sosyal bilimcinin ve eleştirel ya da kuramsal psikoloğun sunduğu içgörüleri geçersiz kılmak için gerekli veya yeterli olduğu da ima edilmemelidir. Ancak psikolojik, metakuramsal ve metapsikolojik meseleler üzerine düşünürken ve kuram geliştirirken Wittgenstein’a daha merkezi bir yer verilmesinin önemli yararlar sağlayacağına inanıyorum. Örneğin Brown ve Stenner’in (2009), temelsizci bir psikoloji anlayışını savunmaları ve bunu Wittgenstein’ın eleştirdiği metafizikçi Alfred North Whitehead gibi düşünürlerle ilişkilendirmeleri, Wittgenstein’a ise yalnızca ikincil bir rol vermeleri bütünüyle yanlış değildir. Fakat Wittgenstein’ın etik, siyasal ve kültürel açıdan çağdaş psikologlar ve sosyal bilimciler için önem taşıyan meseleler hakkındaki değerlendirmelerine dayanan yaklaşımımın avantajı, onun son derece geniş ilgi alanlarından yararlanabilmesidir. Nitekim Hacker’ın (2001), Wittgenstein’ın esasen kuramsal felsefe açısından önemli olduğu ve pratik felsefe açısından sınırlı kaldığı yönündeki değerlendirmesine rağmen, Wittgenstein’ın çalışmaları “insanî anlamanın özerkliği”ni araştırmak için son derece geniş bir imkân sunmaktadır.

İlerleyen bölümlerde ele alınacak konular ve içerikleri şu şekilde gelişecektir. Birinci bölüm, “dile yöneliş”in etkilerini incelemekte ve Wittgenstein’ın felsefesi ile psikoloji arasındaki ilişkileri ele almaktadır. Wittgenstein’ın geç dönem felsefesi ile postmodernist yaklaşımlar arasındaki bağlantılar kısaca incelenmekte ve bunların Kartezyen karşıtı tutumlarındaki benzerlikler ortaya konulmaktadır. Bölüm ayrıca, felsefe ile bilim arasındaki genel ilişki meselelerini ve Wittgenstein’ın psikolojinin “genç bir bilim” olarak statüsüyle ilgili belirlediği yanıltıcı tasvirleri ve benzetmeleri tartışmaktadır. Sosyal ve psikolojik bilimlerin Wittgenstein’ın geç dönem eserlerinden nasıl yararlandığına ilişkin örnekler —özellikle Kuhn’un katkıları— ile Bourdieu (2004) gibi sosyal kuramcıların sunduğu içgörüler de değerlendirilmektedir. Wittgenstein’ın Tractatus’undan ilham alan yaklaşımların etkileri ve çağdaş toplumsal inşacılıkla süreklilik taşıdığı yönündeki görüşler (örneğin Hibberd, 2001a, 2001b) eleştirel biçimde incelenirken, Wittgenstein’ın son dönemde “üçüncü dönemi” olarak adlandırılan düşünsel evresine ilişkin alternatif yorumlar da tartışılmaktadır (Moyal-Sharrock, 2004). Ayrıca Wittgenstein’ın psikoloji ve matematik hakkındaki değerlendirmeleri arasındaki şimdiye kadar yeterince incelenmemiş bağlantılar tanıtılmakta ve böylece felsefe ile psikoloji arasındaki ilişkinin daha açık görülmesi amaçlanmaktadır. Bölümün son kısmı psikolojide kapsamlı teorilerin önündeki ilkesel sınırları vurgulamakta ve Wittgensteincı “kuşbakışı görünüm”ün (Übersicht) psikologlar için nasıl teorik olmayan fakat önemli bir kaynak olabileceğini açıklamaktadır.

Birinci bölümün merkezî temalarından biri, Wittgenstein’ın felsefesini, çeşitli uygulama alanlarında ortaya çıkan farklı “öz-düşünümsellik” (reflexivity) anlamlarının yarattığı kavramsal sorunlara verilmiş bir cevap olarak anlamaktır. Örneğin, kişinin kendi deneyimlerini incelemesine ya da kendi üzerine düşünmesine dayanan yoğun kişisel iç gözlemin, felsefi ya da psikolojik araştırmalar açısından çoğu zaman yararlı olmadığı ileri sürülmektedir (Sullivan, 2002). Bu nedenle öz-düşünümsellik, bireysel bir uğraştan çok, varsayımları görünür kılma ve sorgulama yönündeki ortak bir etkinlik olarak anlaşılmalıdır. Bu durum özellikle kuramsal çalışmalarda, araştırmalarda ve başkalarını anlamaya yönelik uygulamalarda geçerlidir. Bu bakımdan psikolojideki öz-eleştirel çalışmalar, Bourdieu’nün Science of Science and Reflexivity (2004) adlı eserinde görüldüğü gibi sosyal kuramcıların yaklaşımlarıyla ve Wittgenstein gibi filozofların değerlendirmeleriyle ilişkilendirilebilir. Ancak burada başka bir karmaşıklık daha vardır: öz-düşünümsellik aynı zamanda kendine gönderimde bulunan tutarsızlıklar ve paradokslar şeklinde de ortaya çıkabilir. Bu nedenle Wittgenstein’ın geç dönem felsefesinin, kendi iddialarını geçersiz kılan bir görecilik biçimi olup olmadığı ve sosyal bilimcilerin uygulamaları ile inceledikleri olgular hakkında konuşma yeteneğini ortadan kaldırıp kaldırmadığı sorusu dikkatle ele alınmalıdır.

İkinci bölüm, Wittgenstein’ın felsefi yönteminin psikoloji açısından taşıdığı önem ve sınırları incelemektedir. Wittgensteincı kavramsal araştırmanın önemi ve sınırları, onun psikolojiyi geliştiren ikinci düzey bir yöntem sağlayıp sağlamadığı ve geleneksel psikolojik yöntemlerdeki kalıcı problemlerin aşılmasına yardımcı olup olamayacağı soruları üzerinden açıklığa kavuşturulmaktadır. Bu yaklaşım, Wittgenstein’ın kendi felsefesinin dilsel uygulamaları reforme etmek ya da doğrudan uygulamaya müdahale etmek amacıyla kullanılmaması gerektiği yönündeki görüşüyle belirli bir gerilim içindedir. Bölümün ilk kısmı, kavramsal araştırmaların doğasına ilişkin önemli meta-yöntemsel meseleleri ele almakta; psikolojik kavramların “grameri”ni temsil etmenin güçlüklerini ve Wittgenstein’ın ifadesiyle psikolojinin problemleri ile yöntemlerinin birbirini “ıskalamasının” nasıl önlenebileceğini tartışmaktadır. Ayrıca Wittgenstein’ın felsefi yöntemlerinin psikoloji içine dâhil edilmesinin sonuçları ve sınırları değerlendirilmekte; gerekçelendirme söylemlerinin içinde yer alan yönlendirici “resimlerin” belirlenmesinin önemi araştırılmaktadır.

Bölümün ikinci kısmı, psikolojide nesnelliğe ilişkin mantıksal pozitivist anlayışlara yöneltilmiş önceki eleştirileri genişletmektedir. Özellikle Shotter’ın (1996a, 1996b) savunduğu toplumsal inşacı öz-düşünümsellik anlayışı ile bağlamsallık fikrinin neden gerekli olduğu, realist psikologlarla yapılan tarihsel tartışmalar çerçevesinde açıklanmaktadır. Psikolojik araştırmacının “bağımsız” ve “uzak” gözlemci olduğu yönündeki tasvirler incelenmekte, ardından anlaşılabilirliğin (intelligibility) temel bir ölçüt olduğu ileri sürülmektedir. Gerçekçiliğin ontolojik çekiciliği de tartışılmakta ve Wittgenstein’ın geç dönem çalışmalarının, psikolojide sıkça dile getirilen ve farklı düzeylerde işleyen süreçlerin ve yapıların teorik olarak bütünleştirilmesi gerektiği yönündeki talepleri anlamlandırabilecek bir çerçeve sunduğu savunulmaktadır. Yirminci yüzyılda bilimin egemenliği ve görünüşün altına inerek derindeki süreçleri keşfetmeye yönelik eğilim dikkate alındığında, psikolojide yeni araştırma teknolojilerinin ve yöntemlerinin kullanımına nasıl cevap verileceği sorusu önem kazanmaktadır. Buradaki temel mesele, bu teknolojilerden yararlanırken kalıcı felsefi yanılgıların yeniden üretilmesini önlemektir.

Bu ikinci bölüm aynı zamanda Wittgensteincı şu tartışmalı görüşü de ele almaktadır: Felsefi ve kavramsal araştırmalarda “açıklamak” ya da “teori kurmak” yerine “betimlemek” gerekir. Wittgenstein’ın betimleyici felsefesi (descriptive philosophy) açıklanmakta ve onun “dünya-resimleri” (world-pictures) hakkındaki görüşlerinden hareketle psikolojideki genel ve özel teorilerin arka planı tartışılmaktadır. Wittgenstein’ın psikoloji açısından öneminin yanlış düzeyde ele alınmasını önlemek amacıyla, onun belirli değerlendirmeleri psikoloji tarihindeki temel problemlere uygulanmaktadır. Öz-düşünümselliğin neden bütün açıklama biçimlerini ortadan kaldırmaması gerektiği ve aynı zamanda neden kapsamlı ve her şeyi açıklayan genel teorilerden kaçınılması gerektiği incelenmektedir. Daha sonra psikolojideki açıklama sistemlerine yönelinmekte ve Wittgenstein’ın değerlendirmelerinin, farklı yönlerden hareket edilse bile, öz-düşünümsel psikolojik araştırmaların ulaştığı bazı sonuçlarla benzer açıklık noktalarına ulaşabileceği gösterilmektedir. Kuramın eleştiri, içgörü ve dönüşüm kaynağı olarak rolü de ele alınmakta; yeni kavramların psikolojik söylemleri ve gündelik dil pratiklerini nasıl dönüştürdüğü incelenmektedir. Bölüm, nedensel açıklamaya ilişkin eleştirel bir değerlendirme ile sona ermektedir. Bu bağlamda Wittgenstein’ın “olarak görmek” (seeing as) örnekleri ve psikolojideki bilişsel değerlendirme kuramları, Wittgensteincı felsefenin psikologları farklı düşünmeye ve davranmaya nasıl teşvik edebileceğini gösteren örnekler olarak kullanılmaktadır.

Daha sonra ilgili öz-düşünümsel tekniklerin ele alınması, psikolojide disiplinin yönünü ve kültürel çevresini görünür kılabilecek ve potansiyel olarak değiştirebilecek eleştirel çalışmaların incelenmesine götürmektedir. Psikoloji ile kültür arasındaki ilişkilere dair olarak da Wittgenstein’ın görüşlerinden elde edilen içgörüler araştırılmakta; buna “yaşam biçimi” (form of life) sınırlılıklarının (örneğin diğer insanları, başka varlıkları vb. anlama konusundaki sınırlılıkların) kabul edilmesi de dâhildir. Belirli psikolojik kurumlara yönelik eleştiriler, danışmanlık ve ruh sağlığı meselelerine ilişkin Wittgenstein’dan ilham alan yaklaşımlarla birlikte değerlendirilmektedir. Bölüm ayrıca, psikologların görünüşte bireysel ve özel olan birçok psikolojik olguya ilişkin aşinalıklarının, aşırı kişisel belirsizlik ve aşırı öz-bilinç geliştirmeksizin nasıl verimli bir biçimde sorgulanabileceğini göstermektedir.

Üçüncü Bölüm, psikolojik ve sosyal bilimlerin belirli alanlarındaki kuramsal ve ampirik konulara odaklanarak, Wittgensteincı dil dikkatinin ve bireysel ya da kolektif davranış, düşünce ve duygu bağlamlarının pratik özelliklerine yönelişin, başka türlü birbirinden kopuk görünen uğraşlar arasında “bağlantılar görmemizi” nasıl teşvik edebileceğini ortaya koymaktadır. Wittgenstein’ın disiplinlerarası bir psikoloji üzerindeki etkisini ve bu psikoloji açısından taşıdığı önemi göstermeye yönelik açıklama, kolektifler arasındaki farklılıkları da içeren kolektif olgulara odaklanmakla başlamakta ve kolektif duygular ile kolektif eylem üzerine çağdaş araştırmaları kapsamaktadır. Sosyal psikoloji açısından çevrenin ve bağlamın önemi, yaratıcılık, delilik, anlam ve kural ihlali üzerine yapılan incelemeler aracılığıyla ayrıntılandırılmaktadır. Bellek ve duygular üzerine kuramsal ve ampirik çalışmaların örneklerini de içeren bilişsel ve bireysel olgulara ayrılmış bölümde, sözde Özel Dil Argümanı’nın ayrıntıları ve önemi vurgulanmaktadır. Son bölüm ise, zihin kuramı yaklaşımlarını eleştirmek ve geç ya da erken gelişen karmaşık ve sıra dışı becerileri, yetileri ve deneyimleri incelemek amacıyla Wittgenstein’ın gelişim psikolojisi üzerindeki etkisini ele almaktadır.

Daha sonra ilgili öz-düşünümsel tekniklerin ele alınması, disiplinin yönünün ve kültürel çevresinin belirli yönlerini görünür kılabilecek ve potansiyel olarak değiştirebilecek psikolojideki eleştirel çalışmaların incelenmesine götürmektedir. Psikoloji ile kültür arasındaki ilişkilere dair olarak da Wittgenstein’ın görüşlerinden elde edilen içgörüler araştırılmakta; buna “yaşam biçimi” (form of life) sınırlılıklarının (örneğin başka insanları, başka varlıkları vb. anlama konusundaki sınırlılıkların) tanınması da dâhildir. Belirli psikolojik kurumlara yönelik eleştiriler, danışmanlık ve ruh sağlığı meselelerine ilişkin Wittgenstein’dan ilham alan yaklaşımlarla birlikte değerlendirilmektedir. Bölüm ayrıca, psikologların görünüşte bireysel ve özel olan birçok psikolojik olguya ilişkin aşinalıklarının, aşırı kişisel belirsizlik ve öz-bilinç geliştirmeksizin yararlı bir şekilde nasıl sorgulanabileceğini göstermektedir.

Psikolojik ve sosyal bilimlerin belirli alanlarındaki kuramsal ve ampirik konulara odaklanarak Üçüncü Bölüm, Wittgensteincı dil dikkatinin ve bireysel ya da kolektif davranış, düşünce ve duygunun bağlamlarının pratik özelliklerine yönelişin, başka türlü birbirinden yalıtılmış görünen uğraşlar arasında “bağlantılar görmemizi” nasıl teşvik edebileceğini ortaya koymaktadır. Disiplinlerarası bir psikoloji üzerindeki Wittgensteincı etkinin ve bu psikoloji açısından taşıdığı önemin gösterilmesi, kolektifler arasındaki farklılıkları da içeren kolektif olgulara odaklanmakla başlamakta ve kolektif duygular ile kolektif eylem üzerine çağdaş araştırmaları kapsamaktadır. Sosyal psikoloji açısından çevrenin ve bağlamın önemi, yaratıcılık, delilik, anlam ve kural ihlali üzerine yapılan incelemeler aracılığıyla ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Sözde Özel Dil Argümanı’nın ayrıntıları ve önemi, bellek ve duygular üzerine kuramsal ve ampirik çalışmaların örneklerini de içeren bilişsel ve bireysel olgulara ayrılmış bölümde vurgulanmaktadır. Son bölüm ise, zihin kuramı yaklaşımlarını eleştirmek ve geç ya da erken gelişen karmaşık ve sıra dışı becerileri, yetileri ve deneyimleri incelemek amacıyla Wittgenstein’ın gelişim psikolojisi üzerindeki etkisini ele almaktadır.

Dördüncü Bölüm, bu iç içe geçmiş izlekleri yeniden bir araya getirmekte ve Wittgenstein’ın felsefi çalışmalarının başta psikoloji olmak üzere sosyal bilimlerin ilgili alanlarında yorumlanmasının ve uygulanmasının önemini ve sınırlarını özetlemektedir. Bu bölüm, psikologların Wittgenstein gibi bir filozofun çalışmalarıyla ilişkiye girmelerinin ne anlama geldiği sorusuna yeniden dönmekte ve sosyal ve psikolojik bilimlerin ve küresel toplumun geleceğini öngörme ve hayal etme gerekliliğini gündeme getirmektedir.

Bu durum, kitabın temel amacını yeniden vurgulamaktadır: Wittgenstein’ın sunduğu birçok soyut ve karmaşık değerlendirmenin, en başarılı kuramcılar, araştırmacılar ve uygulayıcılar arasında bile kaçınılmaz olarak ortaya çıkan öz-düşünümsellik biçimlerini — ister kuşku, ister kaygı, isterse daha gelişmiş ve kuram tarafından yönlendirilen düşünsel sorgulamalar biçiminde olsun — tamamlayabileceğini ve güçlendirebileceğini savunmak.

Buna ek olarak sonuç bölümü, okuyucuya bir kez daha şunu hatırlatmaktadır: Wittgenstein’ın felsefesinin psikoloji açısından neden önemli olduğunu ikna edici biçimde göstermek önemli olmakla birlikte, böylesine kapsamlı bir entelektüel etkileşim sonucunda nelerin farklı yapılabileceğini de göstermek gerekir. Bu ise gerçek ya da mümkün iyileşme örneklerinin ortaya konulmasını gerektirir.

Not

1.Wittgenstein’ın eserlerine yapılan göndermeler Amerikan Psikoloji Birliği’nin (APA) altıncı baskı formatına göre verilmiştir. Bu tercih, Wittgensteincı araştırmacıların genellikle kullandıkları kısaltma sisteminden (örneğin Philosophical Investigations için PI) farklıdır. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, Wittgenstein’ın felsefesine psikolojik uygulamalar perspektifinden yaklaşıldığını vurgulamaktır. İkincisi ise Wittgenstein’ın geç dönem yazılarının ilk kez ne zaman yayımlandığını ve bunların felsefe ile sosyal ve psikolojik bilimlerde ne zaman yorumlanıp uygulanmaya başlandığını göstermeye yardımcı olmaktır.

KAYNAKÇA

Bu bölümde yer alan kaynakça, Gavin Brent Sullivan’ın Wittgenstein’s Philosophy in Psychology: Interpretations and Applications in Historical Context (2017) adlı eserinin “Introduction” bölümünün sonunda yer alan özgün kaynakçadır. Bibliyografik künyelerin akademik bütünlüğünü korumak amacıyla kaynakça özgün biçimiyle muhafaza edilmiştir.

Baker, G. P., & Hacker, P. M. S. (1980). Wittgenstein: Understanding and Meaning (Vol. 1). Oxford, UK: Blackwell.

Baker, G. P., & Hacker, P. M. S. (1985). Wittgenstein: Rules, Grammar and Necessity (Vol. 2). Oxford, UK: Blackwell.

Bem, S., & Looren de Jong, H. (1997). Theoretical Issues in Psychology (1st ed.). London: Sage.

Bem, S., & Looren de Jong, H. (2006). Theoretical Issues in Psychology (2nd ed.). London: Sage.

Bennett, M. R., & Hacker, P. M. S. (2003). Philosophical Foundations of Neuroscience. Cambridge, UK: Blackwell.

Billig, M. (1987). Arguing and Thinking: A Rhetorical Approach to Social Psychology. Cambridge, UK: Cambridge University Press.

Billig, M. (2008). The Hidden Roots of Critical Psychology: Understanding the Impact of Locke, Shaftesbury and Reid. London: Sage.

Bourdieu, P. (2004). Science of Science and Reflexivity. Cambridge, UK: Polity Press.

Brown, S., & Stenner, P. (2009). Psychology Without Foundations: History, Philosophy and Psychosocial Theory. London: Sage.

Budd, M. (1989). Wittgenstein’s Philosophy of Psychology. London: Routledge.

Carpendale, J. I. M., & Lewis, C. (2004). Constructing an understanding of mind: The development of children’s social understanding within social interaction. Behavioral and Brain Sciences, 27(1), 79–96.

Coulter, J. (1973). Approaches to insanity: A philosophical and sociological study. London: Martin Robertson.

Coulter, J. (1979). The social construction of mind: Studies in ethnomethodology and linguistic philosophy. London: Macmillan.

Coulter, J. (1983). Rethinking cognitive theory. London: Macmillan.

Coulter, J. (1989). Mind in action. Cambridge, MA: Polity Press.

Coulter, J. (1999). Discourse and mind. Human Studies, 22(2), 163–181.

Driver-Linn, E. (2003). Where is psychology going? Structural fault lines revealed by psychologists’ use of Kuhn. American Psychologist, 58(4), 269–278.

Edmonds, D., & Eidinow, J. (2001). Wittgenstein’s poker. The story of a ten- minute argument between two great philosophers. London: Faber & Faber.

Fay, B. (2000). Winch’s philosophical bearings. History of the Human Sciences, 13(1), 50–62.

Gaita, R. (2002). The philosopher’s dog. Melbourne, Australia: Text Publishing.

Gergen, K. J. (1994). Realities and relationships. Cambridge, MA: Harvard University Press.

Gergen, K. J. (2001). Psychological science in a postmodern context. American Psychologist, 56(10), 803–813.

Greenwood, J. D. (1991). Relations and representations: An introduction to the philosophy of social psychological science. London: Routledge.

Greenwood, J. D. (1992). Realism, empiricism and social constructionism: Psychological theory and the social dimensions of mind and action. Theory & Psychology, 2(2), 131–151.

Griffiths, A. (Ed.). (1991). Wittgenstein: Centenary essays. Cambridge, UK: Cambridge University Press.

Hacker, P. M. S. (1996). Wittgenstein’s place in twentieth-century analytic philoso phy. Oxford, UK: Blackwell.

Hacker, P. M. S. (2001). Wittgenstein: Connections and controversies. Oxford, UK: Clarendon Press.

Hacker, P. M. S. (2013). Prologue: Wittgenstein’s philosophy of psychology as a critical instrument for the psychological sciences. In T. Racine & K. Slaney

(Eds.), A Wittgensteinian perspective on the use of conceptual analysis in psychology (pp. 10–27). London: Palgrave.

Haig, B. D. (2008). How to enrich scientific method. American Psychologist,63(6), 565–566.

Harré, R. (1989a). Language and the science of psychology. Journal of Social Behavior and Personality, 4(3), 165–188.

Harré, R. (1989b). Metaphysics and methodology: Some prescriptions for social psychological research. European Journal of Social Psychology, 19(5), 439–453.

Harré, R. (2002). Cognitive science: A philosophical introduction. London: Sage.

Harré, R., & Gillett, G. (1994). The discursive mind. London: Sage.

Harré, R., & Tissaw, M. (2005). Wittgenstein and psychology: A practical guide. Aldershot, UK: Ashgate.

Hergenhahn, B. R. (2001). An introduction to the history of psychology (4th ed.). Belmont, CA: Wadsworth Thomson.

Hergenhahn, B. R. (2008). An introduction to the history of psychology (6th ed.). Belmont, CA: Wadsworth Thomson.

Hibberd, F. J. (2001a). Gergen’s social constructionism, logical positivism and the continuity of error. Part 1: Conventionalism. Theory & Psychology, 11(3), 297–321.

Hibberd, F. J. (2001b). Gergen’s social constructionism, logical positivism and the continuity of error: Part 2: Meaning-as-use. Theory & Psychology, 11(3), 323–346.

Hutto, D. D., & Myin, E. (2013). Radicalizing enactivism: Basic minds without content. Cambridge, MA: MIT Press.

Janik, A., & Toulmin, S. (1973). Wittgenstein’s Vienna. New York: Simon & Schuster.

Kuhn, T. S. (1962). The structure of scientific revolutions. Chicago: University of Chicago Press.

Madill, A., & Gough, B. (2008). Qualitative research and its place in psycho logical science. Psychological Methods, 13(3), 254–271.

Mascolo, M. F. (2009). Wittgenstein and the discursive analysis of emotion. New Ideas in Psychology, 27(2), 258–274.

Monk, R. (1990). Ludwig Wittgenstein: The duty of genius. London: Vintage.

Moyal-Sharrock, D. (2004). Understanding Wittgenstein’s On Certainty. Basingstoke: Palgrave.

Parker, I. (1996). Against Wittgenstein: Materialist reflections on language in psychology. Theory & Psychology, 6(3), 363–384.

Pickren, W., & Rutherford, A. (2010). A history of modern psychology in context. Chichester, UK: Wiley.

Pleasants, N. (1999). Wittgenstein and the idea of a critical social theory: A critique of Giddens, Habermas and Bhaskar. London: Routledge.

Potter, J. (2000). Post-cognitive psychology. Theory & Psychology, 10(1), 31–37.

Potter, J. (2001). Wittgenstein and Austin. In M. Wetherell, S. Taylor, & S. Yates (Eds.), Discourse theory and practice (pp. 39–46). London: Sage.

Racine, T. P., & Slaney, K. L. (Eds.). (2013). A Wittgensteinian perspective on the use of conceptual analysis in psychology. London: Palgrave.

Read, R. (2012). Wittgenstein among the Sciences: Wittgensteinian investigations into the “scientific method” (S. Summers, Ed.). London: Ashgate.

Reddy, V. (2007). Getting back to the rough ground: Deception and ‘social liv ing’. Philosophical Transactions of the Royal Society B, 362, 621–637.

Rosch, E., & Mervis, C. B. (1975). Family resemblances: Studies in the internal structure of categories. Cognitive Psychology, 7(4), 573–605.

Schulte, J. (1993). Experience and expression: Wittgenstein’s philosophy of psychology. Oxford, UK: Blackwell.

Shiraev, E. (2015). A history of psychology: A global perspective (2nd ed.). London: Sage.

Shotter, J. (1990). Wittgenstein and psychology: On our ‘hook up’ to reality. Royal Institute of Philosophy Supplement, 28, 193–208.

Shotter, J. (1992a). ‘Getting in touch’: The meta-methodology of a postmodern science of mental life. In S. Kvale (Ed.), Psychology and postmodernism (pp. 58–73). London: Sage.

Shotter, J. (1992b). Social constructionism and realism: Adequacy or accuracy? Theory & Psychology, 2(2), 175–182.

Shotter, J. (1996a). Living in a Wittgensteinian world: Beyond theory to a poet ics of practices. Journal for the Theory of Social Behaviour, 26(3), 293–311.

Shotter, J. (1996b). Wittgenstein in practice: From the way of theory to a social poetics. In C. W. Tolman, F. Cherry, R. van Hezewijk, & I. Lubek (Eds.), Problems of theoretical psychology (pp. 27–34). North York, Canada: Captus Press.

Shotter, J. (2016). Undisciplining social science: Wittgenstein and the art of creating situated practices of social inquiry. Journal for the Theory of Social Behaviour, 46, 60–83.

Shotter, J., & Katz, A. M. (1996). Articulating practices; methods and experiences. Articulating a practice from within the practice itself: Establishing formative dialogues by the use of a ‘social poetics’. Concepts and Transformation, 1(2-3), 213–237.

Slife, B. D., & Williams, R. N. (1997). Toward a theoretical psychology: Should a subdiscipline be formally recognized? American Psychologist, 52(2), 117–129.

Smith, N. W. (2001). Current systems in psychology: History, theory, research, and applications. Belmont, CA: Wadsworth Thomson.

Staats, A. W. (1991). Unified positivism and unification psychology: Fad or new field? American Psychologist, 46, 899–912.

Sullivan, G. B. (2002). Reflexivity and subjectivity in qualitative research: The utility of a Wittgensteinian framework. Forum: Qualitative Social Research, 3(3). Retrieved from: http://www.qualitative-research.net/index.php/fqs/ article/view/833

Sullivan, G. B. (2005). Wittgenstein and the conversational model. In R. Meares & P. Nolan (Eds.), The self in conversation (Vol. 4, pp. 49–58). Sydney, Australia: ANZAP Books.

Sullivan, G. B. (2007). Wittgenstein and the grammar of pride: The relevance of philosophy to studies of self-evaluative emotions. New Ideas in Psychology, 25(3), 233–252.

Sullivan, G. B. (2009). Wittgenstein, reflexivity and the social construction of reality. In V. A. Munz, K. Puhl, & J. Wang (Eds.), Language and world. Papers of the 32nd international Wittgenstein symposium (Vol. 17, pp. 395–397).

Kirchberg am Wechsel: Department for Culture and Science of the Province of Lower Austria.

Sullivan, G. B. (2015). Wittgenstein’s later philosophy and “pictures” of mixed- method research in psychology: A critical investigation of theories and accounts of methodological plurality. Theory & Psychology, 25(4), 473–493.

Sullivan, G. B., & Strongman, K. T. (2003). Vacillating and mixed emotions:

Exploration of a conceptual-discursive perspective through examples of pride. Journal for the Theory of Social Behaviour, 33(2), 201–224.

Thorne, B. M., & Henley, T. B. (2001). Connections in the history and systems of psychology. Boston: Houghton Mifflin.

Wittgenstein, L. (1953). Philosophical investigations (3rd ed., G. E. M. Anscombe, Trans.). Englewood Cliffs, NJ: Prentice-Hall.

Wittgenstein, L. (1979). On certainty (G. E. M. Anscombe & G. H. von Wright, Eds., D. Paul & G. E. M. Anscombe, Trans.). Oxford, UK: Basil Blackwell.

Wittgenstein, L. (1990). Tractatus logico-philosophicus. (C. K. Ogden, Trans.). London: Routledge. (Original work published 1922)

Gavin Brent Sullivan

Sosyal Psikoloji Profesörü, Uluslararası Psikanalitik Üniversitesi Berlin