Tehdit Algısı ve Birlik Ruhu

2059552_620x410

Müslümanlar dinde kardeşimiz insanlar insanlıkta kardeşimizdir. (Hz.Ali)

Savaş ve tehdit altında olma hissinin yoğun yaşandığı dönemlerde toplumlar ortak değer arayışına girerler. Ortak değerlerin olmadığı toplumlar çabuk çözülür ve yok olur.

Ortak değerin ne olduğu konusu toplumların dayanacağı zeminin sağlam olup olmadığını ortaya koyar.

“Herkes için iyiyi” bulmak insani temel yönelim olmakla birlikte bu yönelim provake edilerek asli olmayan  unsurlar ortak değer olarak benimsenebilir.. Bir toplumun trajik sonu böylece başlar.

Ortak Yönelim

Her insani eylem bir iyiyi hedefler”

Aristoteles “her insanı eylem bir iyi hedefler” diye başlar Nikomakhos’a Etik’e. İnsanın iyiyi hedeflemesi ontolojik bir durumdur. Ancak bu iyi faydalı olan mıdır, haz veren midir, yoksa ilkesel olan mıdır? Bu konuda insanların farklı düşündüklerini söyler Aristoteles. Ancak insan  doğasının iyiyi üste tuttuğunu ve insanın kötü eylemlerine bile iyi bir gerekçe bulma çabalarının bunun delili olduğunu söyler. Haz ve faydanın öznel olduğunu ve tanımlanamayacağını ima eder. Dolayısıyla erdemli davranmak bütün insanların üzerinde ittifak ettiği temel husus olmakla insan doğasının temelidir. Bu yüzden insan ancak erdemli olmakla mutluluğa ve huzura erer. Erdem haz ve faydanın ötesindeki ahlaksal-ilkesel durumdur. Adalet, yiğitlik, cömertlik, bilgelik… Bunların hepsi ötekine saygı bağlamında asli değerler olarak öne çıkar.

Ahlaki olanın asli olduğunu nereden anlarız?

İnsan doğasının erdeme yatkın olduğunu insanın içsel yönelimlerinden ve insanlık tarihindeki uygulamalarından anlayabiliriz. Zalim insan bile adaleti ister, hırsız bile hırsız ile arkadaş olmak istemez, yalancı yalanın bir değer olduğunu asla savunmaz. Herkes kötülük yapsa da kötülüklerine mutlaka iyiden bir gerekçe gösterir. Aynı durum insanlığın tarih içinde ürettiklerinde de ortaya çıkar. İnsanlık tarihine baktığımızda ise daima adaletliler, cömertler, yiğitler alkışlanmış, üste tutulmuş ve övülmüştür.

Buradan çıkaracağımız sonuç ; ahlak’ın yani ötekinin de iyisini istemenin insan doğası olduğudur. Bu bağlamda ahlak herkesin üzerinde ittifak ettiği iyiyi isteme yöneliminden beslenmektedir.

O zaman daha bütüncül bakarsak mutlu olmanın, bir arada yaşamanın bütün insanlarda olan ortak yönelimlere sahip çıkmakla olacağı açıktır. Erdem dışında herhangi bir ortak değer yoktur.

Ortak yönelimleri erdem dışında aramanın sonuçları ne olabilir. Erdemi dışta tutarak insanlara sunulan bazı ortak yönelimler olmuştur; olacaktır.  Özellikle kendini tehdit altında hisseden toplumlar içinde güç sahibi olan birileri fiziksel güçlerini kullanarak haz ve fayda ekseninde bir ortak değer üretmeye çalışmışlardır. Irk, dinsel algılar, vatan-millet, cemaat-örgüt, mezhep gibi ortak değerlerden söz edilebilir. Fakat bütün bu kavramları iyi (ötekinin de iyisi) dışında tuttuğumuz zaman bırakınız ortak değer olmayı kendi içinde bile karmaşa ve çatışmayı besleyen bir aparata dönüşecektir.  Bütün bu değerler, temelinde iyi (ilke, ahlak, erdem) varsa anlamlı, iyi yoksa anlamsızdır. İyi,  “farklıyım ama ötekinin de yaşamına saygılıyım” demeyi gerektirir.

Temelinde İYİ olmayan hiçbir kavram insana tanıdık ve yakın gelmez. İYİ yoksa ortak değer olarak üretilen değerlerin hepsi insana yabancı, çürüten, mutsuzluğa iten, kısacası zarar veren aygıtlara dönüşür

Ortak değeri ırk olarak gösterenlerin tarihteki serencamına baktığımızda nasıl bir yıkılışla karşılaştıklarını görebiliriz.

Bir toprak parçasını, bir dinsel algıyı, bir mezhepsel yaklaşımı ortak değer olarak görenlerin de tarih içinde düştükleri zavallı durumları anlatmak bile gereksiz.

Haçlılar, Alman ya da İtalyan ulusalcılığı  vesaire.. hem insanlığa onulmaz zararlar verdiğini ve kendilerini bile imha ile sonuçlanan acıklı haller ürettiğini görebiliriz.

Ayrıca bilimsel üstünlük kalkınmışlık da  üretilmiş değerlerdir ki bunlar da ortak değer olamaz.  İyiden yalıtılmış bilim ve teknolojinin   insanlığın başına bir sürü bela açtığını, atom bombasında kimyasal ve biyolojik silahların üretilmesinde görebiliriz.

Kabile, cemaat ve aşiret ilişkileri de aynı şekildedir. Bunlar kendi içinde bile bütünlüğü sağlayabilecek kendi içinde bile huzur verecek ortak değerler değildir. Aşiret yapılarının egemen olduğu toplumlarda devlet bilincinin olmayışı aidiyet duygusunun sınırlı ve kucaklayıcı olmamasını getirmektedir

Ortak değeri ırk olarak gösterenler, ortak değeri aşiret olarak gösterenler, ortak değeri mezhep olarak gösterenler, ortak değeri dinsel algı olarak gösterenler bırakın saldırıdan kurtulmayı tam tersine çok ciddi bir çöküşü yaşarlar.
Daha evrensel daha geniş daha kuşatıcı ortak değerlere vurgu yapan toplumlar uzun süre varlıklarını korur ve sürdürürler

Benedict Anderson özellikle ırkçılığın, ırk olarak üretilen hayali cemaatlerin uzantısı  olduğunu söyler.

O halde dinsel algıları, ırkı, mezhebi, kabileyi, teknolojiyi bir ortak değer olarak ortaya koymamız mümkün değildir. Çünkü bunlar ontolojik ve asli değerler değildir. Bunların hepsi iyi ekseninde anlamlı ve değerlidir.

Bütün insanlığın üzerinde ittifak edebileceği ortak değerler ahlaki değerlerdir. ve bu değerlerin egemen olduğu toplumlarda karanlık çetelerin, menfaat şebekelerinin barınması pek de mümkün değildir.

Peygamber Aleyhisselam’ın evrensel mesajının ancak “Emin olma” gibi bir evrensel değer üzerinden anlamlı olduğunu düşünürsek peygamberliğin en önemli delilinin de ahlaki değer olduğunu görürüz.

O halde tehdit altında olduğunu varsayan toplumlar ırkı, mezhebi, dinsel algıları bir ortak değer olarak ortaya koymaktan kaçınmalıdır. Zaten bu tehditler çoğu kere bir ortak değerin ortada olmayışından, aidiyet ve kimlik sorunu yaşayan toplumların zaafiyetinden beslenmektedir.

Tehdit altında olan insanlar bu yüzden lokal ve arızi değerlere değil, asli ve evrensel değerlere yapışarak ayakta kalacaklarını unutmamalıdır.

Geçmişte büyük devletler yüzlerce etnik unsuru, yüzlerce farklı düşünceyi bir arada yaşatmışlarsa, ortak değer olarak evrenselliği, ötekine saygıyı esas almışlardır Ahmet Cevdet Paşa Osmanlının çözülüş sebeplerini irdelerken bu hususları uzun uzun anlatır..

Bu yüzden ülkemiz adına ırk, din, mezhep, aşiret, kabile gibi değerleri bir ortak değer olarak ortaya koyma çabaları çöküşümüzü hızlandırmaktan ve bizi egemen dünya düzeninin sahiplerine yem etmekten başka işe yaramaz. Ortadoğu’nun yüz yıllık hazin hikayesi bunun eseridir.

Kuşatıcı, ötekine saygıyı esas alıcı bir anlayış dışında güçlü olmak ve ayakta durmak mümkün değildir.