Popüler Sanatın Gülşen’i Neyi Temsil Ediyor

0
U-konser-seyirci-yagli-boya-sanat-kanvas-tablo1449583285-800

          Neden sanatçı denilince akla Tarkan, Gülşen vesaire geliyor da Mustafa Karaosmanoğlu, Murad Kapkıner, Mustafa Kutlu,  Ömer İdris vesaire gelmiyor..

           Oysa Gülşen ve onlarca birbirine benzer sanatçının sanat ile ilgisi büyük ölçüde ekonomik kazanımlar ile ilgili. Bu bağlamda ürettikleri maddeci dünya görüşünün hegemonyasından güç alan sadece plajlarda, kafelerde ve daha çok gençlerin karşı cinsle ilişki kurma hamlesinin uzantısı olan şarkılar. Elbette bunun kendi içinde anlaşılır bir yanı var. Ancak bir sanat olayı sadece bu algıya ait imiş gibi dünyayı tek renge boyamak isteyen bir dünya görüşü dayatmasına dönüştüğünde sorun hepimiz için ciddi bir problem oluşturuyor. Magazinciler eliyle üzerimize boca edilen bu durum bir sanat olayının çok ötesinde bir dünya görüşünün empoze edilmesini içeriyor..”Sanatçı” nitelemesinin altında aslında bir prototip ve bir yaşam biçimi sergileniyor.. Bu yüzden bu güruhun arkasında sadece belli medya çevreleri değil, aynı ilkeye iman etmiş koca bir Batı dünyası var. Bu yüzden Gülşen ve benzerleri sanatçı olmanın çok ötesinde anlamlara sahip…
          Bir toplumun ilgisini çekebilecek popüler sanat sadece eğlence sektörünün tekelinde. Bunun sebebi 300 yıllık batılılaşma serüveni ve Amerikanizm. Çünkü gençler sıradan bir film bile izlese eğlenceyi sanatçıyı o şekilde anlıyor ve tanımlıyor… Her film sadece bir konuyu değil bir yaşambiçimini de ortaya koyuyor. Dolayısıyla dindar ailelerin çocukları bile stadyumlarda veya üniversite kampüslerinde ortaya konan Amerikanvari eğlenceler’i sanata katılım olarak değerlendiriyor ve sahnede olanlara da sanatçı diyor.
        Meselenin ikinci boyutu ezilenlerin birbirine değer vermemesi; yani islami hassasiyeti olan çevrelerde yetişen büyük şairler yazarlar mahalli olmaktan; yani belli bir çevrenin içinde kalmaktan kurtulamıyorlar.
       Çünkü var olan Dünya ile kendileri arasına kalın duvarlar ören savunmacı bir çevreden geliyorlar..
       Bu bağlamda şiir roman ve öykü’nün ötesine taşan ve bütün dünyaya mal olabilecek ürünler ortaya koyamıyorlar. Rahmetli Rasim abiyi ve bir iki istisna ismi bunun dışında tutabiliriz ki onların da eserlerinin hepsi değil, sadece birkaçı bu özelliği yakalamış durumda.
       İslami çevrenin ayırıcı vasfı politik muhalefet( bu muhalefetten kastım dünya sistemine muhalefet). savunmacı, içe kapanık ve ötekileştirici bir algıya teslimiyet. İkincisi ise her meseleyi dinsel bir zemin içine çekme aymazlığı..

       Elde bulunan TV kanallarının yaptığı sadece siyasal mevziler ile ilgili savunmacı söylemler değil mi?…

       Ya da ağır ağdalı 3-5 kişi dışında kimsenin teveccüh etmediği belki çok özel zeminlerde konuşulması gereken dinsel ya da akademik sohbetler.

        Oysa Gülşen’in şarkıları da Tarkan’ın şarkıları da insanda bir şeyler uyandıracak güce sahip. Bunların sanat değeri ayrı bir konu tabii. Her cumartesi pazar magazin programlarıyla evimizin içine kadar sokulan, sokakta, kafede, markette kulağımıza üflenen şarkılardan kendimizi soyutlamamız elbette mümkün değil, gerekli de değil. Her şarkıda mutlaka insana ait bir boyut bulunmaktadır çünkü .
            Söylemek istediğim bu kadar televizyon kanalı bulunan ve devletin birçok kurumuna egemen olan bir dünya görüşünün sanat adına ne ortaya koyduğu konusunun ciddi ciddi tartışılmasıdır.
         Muhteşem bir kültür mirasının üstüne oturmakla birlikte dünyaya söyleyecek çok şeyimizin; dünyaya verecek çok güzelliklerimizin olmasına rağmen bu kadar kısır,  bu kadar sığ olmayı nasıl başarabildiğimizi sorgulamamız gerekiyor.
          Nasır-ı Hüsrev, Feridun attar, Mevlana, Nasrettin Hoca ve halkın arasında bin yıllardan süzülen medeniyeti açığa çıkarmak, ayıklamak; sinemasıyla, çizgi filmiyle, şarkısıyla, türküsüyle ortaya koymak neden mümkün olmasın? Bu toplumun derin medeniyet anlayışını her şeyi güdükleştiren, her şeyi basitleştiren, her şeyi paspas eden sadece göbek altı ve yeme içmeye hasreden bir anlayışa karşı yeni yetişen nesli insan oluş zemini olan sanatın şemsiyesi altına çağırmak neden mümkün olmasın? Sahi 15 Temmuz destanını dile getiren kaç şarkı yapıldı?

İyi ki Neşet Ertaş var iyi ki Malkoçoğlu filmleri çekilmiş..İyi ki Dostoyevski , Beckett, Kazancakis var.

     

Bir yanıt yazın