GÜVENSİZLİK VE İLİŞKİSİZLİK DURUMU
Sadece bende mi oluyor bilmiyorum son 10 yıl içinde bir tür ilişkisizlik yaşıyorum. Yaşlandıkça insanın bir dosta ihtiyacı daha fazla artıyor. Akrabaları eski dostları gözden geçiriyorum. Ancak garip bir şekilde attığım her yakınlaşma hamlesi hayal kırıklıklarıyla sonuçlanıyor.
Her şey akıyor evet ve hiçbir şey sabit kalmıyor. Aslında bunu biliyorum. Ama bir şeylerin akarken her şeyi alıp götürmesi beni yaralıyor. Akan nehrin kenarında sağlam, başı dik kayalar görmek istiyorum. Değişmeyen bir şeylerin olmasını istiyorum. Güneş gibi, yerçekimi gibi…..
Değişmezi olmayan bir değişimin evrendeki bütün bağları alt üst ettiğini düşünüyorum..
Sadece insan ilişkilerinde değil, doğayla kurulan ilişkide de sabit olanın devre dışı bırakılması varlıkların arasına korkunç uçurumlar açıyor..
**
İlişkisizlik yaşamamın sebebi de bu.. Öğrenciyken aynı sofrada yemek yediğimiz, birbirimizin ceketini- tişörtünü giydiğimiz arkadaşlarımı yaşadığım anda arıyorum … Birbirimizi düşünerek birbirimizle yardımlaşarak birbirimizi kollayarak bu günlere geldiğimizi biliyorum. Güneşin, havanın, yaşamın bize bir armağan olduğunu ve bütün bunların bize karşılıksız bahşedildiğini de biliyorum..
Problemin kökeninde bu karşılıksızlığın ortadan kalkması ve fayda eksenli beklentilerin öne çıkması olduğunu anlıyorum..
Yıllar sonra selam verdiğin adamın da, yıllar sonra sana selam veren bir adamın da “acaba benden ne isteyecek” önyargısıyla karşılandığı bir süreç yaşıyorum.
Bir şeye karşı çıkmanın, ya da bir şey savunmanın bile belli çıkarlar ekseninde şekillendiğini düşünülmesi bir trajik zamanda yaşadığımızı gösteriyor..
İnsanın insana karşı güvensizliği güvensiz bir dünya yaratıyor…
Keşke böyle olmasaydı
