Ruhsal Bunalımları Besleyen Çağdaş Psikolojik Kavramlar

0
images

İÇİ BOŞ DÜŞÜNCELERE DAİR-2

“Yunus Emre der hoca
Gerekse var bin hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir”

Başarı Beğenilme Takdir Edilme

Başarı, beğenilmek/takdir edilmek, alkışlanmak. Elbette bunlar güzel şeyler; insanın ruhsal açıdan rahatlamasını sağlayan şeyler. Ancak bunun bir hedef olarak ortaya konması, asli bir yönelim olarak kabul edilmesi psikolojik bunalımlara kapı açacak çok önemli sapmadır. Çünkü ne beğenilmenin, ne takdir edilmenin, ne alkışlanmanın sonu ve sınırı yoktur. Böylelikle sonu ve sınırı olmayan bir şey hedeflemenin insanın ruhen bitişinin başlangıcı olduğu söylenebilir. Çünkü insan ruhu geçici anlık ve temelsiz olanı değil, kalıcı ve sonsuzu arar. İnsan ne kadar başarılı olursa olsun daha fazlasını isteyecek; ne kadar şöhret olursa olsun tatmin olamayacaktır. Maddi ve dolayımsal her ilişki sonlu ve sınırlıdır. Oysa insanın ruhsal yapısı bitimsiz olanı aramaktadır. Maddi, geçici ve anlık olandaki tatminin insanın nihai mutluluğu olarak sunulması daha baştan meseleyi yanlış teşhis etmektir.

Duygusal, ideolojik, faydaya dönük tatminler ruhsal yönümüzde çok ciddi yaralar açacaktır..

İkinci bir problem de başarıya, takdire, alkışlanmaya yüklediğimiz anlamdır. Bu anlam ne derece tutarlıdır;yani insani temel yönelimimizle ne kadar uyumludur? Başarı derken ne kastedilmekte; takdir edilme ile alkışlanma ile ne kastedilmektedir. ?

Eğer iyi ve kötü diye bir yargımız varsa bu çeşit istençler ve bu hedefler anlamını yitirir. İnsanın temel yönelimi alkışlanmayı değil, sevdiklerimiz tarafından alkışlanmayı önemser. Herkesin bizi alkışlamasını değil, iyilerin bizi alkışlamasını isteriz.

İyi ve kötü değil de haz ve fayda ekseninde bir takdir, başarı ve “değerli bilinme” anlayışı anlık, geçici ve samimi olmadığı için insanın en temel yönelimi ile de uyumsuzdur.

Hangimiz bizi makamımız için, maddi gelirimiz için, ya da medyatik olduğumuz için beğenilmiş olmayı isteriz? Bunu isteyenler olsa bile  içimizin derinliklerine yöneldiğimizde bunun yapay ve temelsiz olduğunu biliriz. Bu yüzden bu tarz sevgi ve ilgiler bizi ruhen tatmin etmez. Biz, dolayımsız sevgi ile tatmin olur huzur buluruz. 

Konunun özüne dönecek olursak

İyi ve kötü ekseninde yaşarsak mutlu oluruz. Kendimiz için istediğimizi başkası için de istersek, bize verilen/karşılıksız bağışlanan, zaman sağlık, gıda gibi şeyleri başkalarıyla da paylaşırsak, yani biz de karşılıksız verirsek mutlu oluruz.

Önümüze yapay hedefler koymamamız gerekir. Ötekine üstün gelmek, dış dünyanın nimetlerinden daha fazla istifade etmek gibi bir hedef insan ve evrene bakışta bizi yalnızlığa ve yabancılaşmaya mahkûm edecektir. Hedefimiz zaten kendi varoluşumuzda bulunmaktadır.

İyi insan olmak, doğayla ve diğer insanla uyumlu olmak en temel yönelimimizdir. Kendimiz için ne istiyorsak öteki için de aynı şeyi istemek durumundayız. Çünkü hepimiz aynı bütünün parçasıyız. Ağacıyla taşıyla kuşuyla kozmik düzenin devam etmesi kendi varlığımızın da güvende olması demektir.

Ancak burada uyum derken her şeye boyun eğmekten değil, ilkesel anlamda uyumlu olmak, yani hem ruhsal hem de kozmik düzenin temel yönelimi olan iyiyi gerçekleştirme amacına hizmet etmekten sözediyorum.

Bu uyumu bozanlarla mücadele etmek de bu uyumun en temel düsturudur.

Bir yanıt yazın