Ağaçlara, kuşlara, gökyüzü ve uçurtmalara denk bir kitap: Kuşlara Ayarladım Saatimi
Bazı şiirler sizi kuşatır.
Bazıları cıvıl cıvıl eser içinizde. Rüzgar gibi, kuş gibi, yaşama sevinci gibi.
Bazı romanlarda geçer; şiir ya da roman okuyan insanlar vardır.
Mesela İffet.
O, Hüseyin Rahmi’nin “İffet” isimli romanının ana karakteridir. İffet’in şiire ve sanata büyük bir ilgisi vardır. Bir konuşmasında resim sanatı hakkındaki görüşlerini şöyle anlatır:
“-Bilmem ki nedendir? Ben her yapıtta, yapıcının bir kalem dokunmasıyla nezaketini, bir fırçanın sürülmesiyle güzelliğini bozmaktan çekinerek korka korka heyecanla, hafif hafif gezindiği yerleri severim… Resimde gizlileri çeken, boyaları süren el değil; fikir, hiçbir araç kullanmaksızın kendi sürmüş sanılmalı.” (s. 48).
İffet, okuduğu şeyler konusunda seçicidir ve kolay beğenmez. Kendi düşüncesi ile yazarın düşündürdükleri arasında bağ kuramazsa çabuk sıkılır. Duygularına tercüman olan şeylere kitaplarda denk geldiği zaman çok sevinir. Şairin maddî olandan uzaklaşıp yüce olanı anlatmak için farklı yollar denemesini ister. (ss. 45-46)
…
Sizi bilmem ama ben en çok şiire kaçarım.
Kuşlara, ağaçlara, çiçeklere, ırmaklara…
Gökyüzüne veya bir çocuğunkine.
“Kuşlara Ayarladım Saatimi” Ayşegül Sözen Dağ’ın Tulu Kitap’tan çıkan yeni şiir kitabı. Bu kitapla birlikte işini iyi yapan yeni bir yayıneviyle de tanışmış oldum:
Tulu, çocukların yeni yolculuğu…
…
Ayşegül Sözen Dağ’ın üç yeni kitabı var elimde: Kuşlara Ayarladım Saatimi, Ejderha Evecen ve Sekiz Dakika… İsminden ve Sibel Büyük tarafından resimlenen kitabın kapağından olacak “Kuşlara Ayarladım Saatimi” daha bir davetkâr duruyor.

…
Burada biraz durup (sadece) çocuk edebiyatı diye bir kavramın imkansızlığından sözetmeliyiz. Çocuklar için nasihatler, ahlaki öğütler, bilimsel tecrübe aktarımı elbette mümkündür. Ancak sanat alanı böyle bir alan değil. Bir çocuğun sanat eserinden kapasitesi oranında istifade etmesi ayrı çocuklar için özel eserler üretmek ayrıdır. Çocuklar için, ya da gençler için, ya da falan kesim filan kesim için sanat eseri ortaya konulamaz. Böyle kaygılarla ortaya konulan şey, sanat eseri olmaz. Ismarlama yazılan eserler bu yüzden sanat değil, zanaat eseri olarak değerlendirilir.. Tolstoy eğitmek, eğlendirmek ve etkilemek için ortaya konan her eserin sahte sanat olduğunu vurgular. Çünkü sanat insanın dolayımsız duygulanımlarının ürünü olmakla sanat adını almayı hakeder. İşin içine rasyonel çıkarımlar girdiğinde sanat alanı içinde bulunmak mümkün olmaz.
O halde yazarların çocuklara dönük eserleri çocuksu duyarlılıkları ve duyguları yakalamaya dönük hamleler olarak insanın o saf özünü yansıtması açısından değer bulur. Yazarın satırları çocuksu duyguları hatırlamaya ve yer yer kaybedilen çocuksuluğa özlemini ifade eder.
…
Hikaye ya da masal bir yere kadar olaylarla taşınsa da şiirler, daha büyük hassasiyet ve çocuksu bir zeka istiyor.
Siz buna hayal gücü de diyebilirsiniz.
Mesela siz bir kediyi uçarken gördünüz mü :
“Kim demiş kediler uçmaz diye
Uçurtmalar göğü süsledikçe
Kanat gerekmez kedime (sf.8)”…
Tam da benim kaçışlarıma denk şiirler bunlar… Ağaçlar, kuşlar, gökyüzü, uçurtmalar… Kedilerin uçtuğunu göremeyenlerin kaçıracağı ne çok şey var hayatta. Bunlardan biri de ağaçların süslenmesi. İkinci sorum da bu olsun: Siz hiç bayramlık giyen bir ağaca rastladınız mı?
“Kuşlara Ayarladım Saatimi” okurları çok şanslı, çünkü “Nevruz” şiiri (sf.12) bayramlık giyen ağaçlarla ilgili.…
Merhametli anneler (sf. 14), tamirci babalar (sf.16), meraklı kuş soruları (sf.15) arasında akıp giderken birden bir türkü gibi dilime dolanan şu mısraları da sevdim:
“Gün aydınlığında
Kuş cıvıltıları dolar avuçlarıma
Selam getirirler çiçeklerden bana
Kuşlar büyüdükçe büyür ellerimde
O zaman anlarım işte
Kuşluk vaktine
Niçin kuşluk vakti denildiğini de (sf.24).”
…
Anneye ve babaya duyulan özlemlerin, Kudüs’e kanat çırpan kuşların, rengarenk resimlerin arasında ve en önemlisi de;
“Gökdelenlerin göğünde
Kaybolan kuşları bulmak için (sf.40)” sizin de saatlerinizin kuşlara ayarlı olması lazım.
Bilmem ki İffet bu kitabı okusa ne düşünürdü!
