Kayıp Şehirler: Bir Mimari Anlayışının Lüzumu Üzerine
Söyleşi
Yapay Zeka programlarını kullanarak, Sosyal Medya kanalları üzerinden Türk Mimarisi temalı ilgi çekici görsel tasarımlar paylaşan Türkevi.biz kanalı ve ardındaki isim olan Mimar Mustafa Kemal Kayış ile……
Sizi tanıyabilir miyiz?
Öncelikle ilgilerinize ve alakalarınıza çok teşekkür ederim, tüm okuyucularınıza merhaba demek istiyorum.

1981 Samsun, Vezirköprü doğumluyum. İlk ve Orta tahsilimi Vezirköprü ve Samsun’da tamamladım. 2004 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Mimar olarak mezun oldum. 2019 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Gayrimenkul Geliştirme Yüksek Lisans Programı’ndan mezun oldum.
Babamın inşaat mühendisi olması hasebiyle gençlik yıllarımdan beri hep bizatihi çeşitli eski – yeni yapılar ve yapı üretme süreçlerinin içinde bulundum. Proje, plan, tasarım yabancısı olmadığım bir dünya idi. Yine gençlik yıllarımdan beridir teknolojiye, özellikle bilgisayarlara ve bilgisayarlarla yapılabilinen şeylere merakım çok üst seviyede olmuştur.
Zarif Ahşaptan Geniş Çatıya
Yine, yetiştiğim bölgelerde eski Türk Evlerine, Osmanlı ve öncesinden kalan tarihi eserlere hep bir hayranlık duyardım. Profesyonel hayatta geçirdiğim uzun yıllarda da bu konularda çok usta isimlerin yanında yer alma şansına sahip oldum.
Çok sayıda modern ve hatta lüks diyebileceğimiz projenin tasarım ve yönetiminde her aşamada görev almış olmakla birlikte, özellikle son birkaç yıldır meslek pratiği ile ilgili düşüncelerim esaslı değişiklikler göstermekte.
Kendimi şimdilik böyle özetleyebilirim sanırım.
Biz de size teşekkür ederiz. Türkevi.biz nasıl doğdu, biraz bu süreçten bahsedebilir misiniz?
Mesleki olarak Türk Mimarisine duyduğum ilginin dışında özellikle yüksek lisans eğitimim süresinde yapay zeka konusu ile oldukça yoğun bir şekilde ilgilendim. Bilgisayar görmesi alanında yapay sinir ağları ile bir model geliştirerek sentetik veriler ile bir sınıflandırma algoritması tasarladım. Vaziyet planı tasarımı açısından kullanılabilecek basit bir sınıflandırma algoritması idi tasarladığım model.
Bu süreçte yaklaşık 2 yıl boyunca programlama, yazılım dilleri, yapay zeka ve yapay sinir ağları üzerine araştırmalarda bulundum.
Zaman içerisinde özellikle jeneratif (üretken) yapay zeka programlarının üretilmesi ile son yıllarda yaşanan gelişmeleri de sürekli yakından takip ettim. Uzun süredir aklımda bulunan Türk Mimarisi ve Türk Evi konularının yapay zeka programları ile nasıl geliştirilebileceği üzerine denemeler yaparken artan miktarda görece başarılı görseller üretmeye ve bunları paylaşmaya başladım.
Tasarım Planlama ve Yapay Zeka
Özellikle sosyal medyada paylaşımlarımın ilgi görmeye başlaması ile bu konuda çeşitli alt başlıklarda araştırmalarıma devam ettim. En hızlı gelişme, Türk Evlerini dünyaca ünlü mimarlar tasarlamış olsa nasıl olurdu sorusuna cevap vermeye çalıştığım dönemde oldu.
Oldukça ilginç görsel tasarımların ortaya çıkması, yıllarca aklımı kurcalayan bu konu ile ilgili çalışmalarımı geliştirerek devam etmem yönünde motivasyon sağladı. Özellikle son 1 yıldır görsel üretme konusundaki yapay zeka alanında yaşanan başarı sıçraması her geçen gün daha ilginç ve gerçekçi tasarımları üretmemize de imkan sağlamakta.
Bu konuda beni en derinden etkileyen ve sorgulatan husus tabi şu olmuştur, Türk Mimarisi üzerine görsel düzeyde yaptığım bu çalışmalar veri setleriyle, algoritmalarıyla, donanımlarıyla tamamen ülkemiz dışında olan bir yapı üzerinde yürümekte. Yani özetle, bir bağımlılık söz konusu ne yazık ki…

Bu tecrübelerinizden yola çıkarak, Yapay Zeka mimari ve şehircilik faaliyetlerini nasıl etkileyecek, ön görüde bulunabilir misiniz?
Bu konu hakkında öngörüde bulunabilmek hem çok kolay, hem de çok zor.
Kolay, şöyle ki Yapay Zeka uygulamaları geliştirildikleri alanlarda insanlardan çok daha hızlı ve fazla sayıda başarılı sonuç üretiyor. Tıpkı sanayi devrimi sürecinde makinelerin insanlardan çok daha fazla işi yapabiliyor olduğu gibi. Dolayısıyla, uygulama imkanı bulunan hemen her alanda yapay zeka içeren makinelerin, robotların, yazılımların giderek artan bir oranda yer aldığını göreceğiz. Buna adapte olan, bunları kullanabilen kişiler, kurumlar, yapılar, toplumlar, ülkeler büyük oranda öne geçecekler. Çok daha fazla miktarda işi çok daha az maliyetle ve insan gücüyle yapabiliyor olacaklar.
Zor, çünkü bu konuda geliştirmeleri düzenleyen, regüle eden, insanlığın faydasını sağlamak üzere önlem alabilme imkanına sahip bir sistem kurulu değil. Dolayısıyla bu alandaki faaliyetlerin nereye ve neye evrileceğini kestiremiyorum. Komplo teorisi olarak bakılamayacak kadar hassas bir konu.
Mimari ve şehircilik açısından da bu genel yaklaşımı sergileyebiliriz diye düşünüyorum. Planlama ve tasarım süreçlerini, çok daha zengin, demokratik, özgün, optimize, hızlı, ekonomik vb gibi olumlu sıfatları taşıyacak şekilde geliştirmek ve yürütmek mümkün olacak. Hem de neredeyse sınırsız miktarda, her an. Bir çeşitlilik bombardımanına tutulacağımız kesin.
Bu noktada meslek insanlarının takınacakları tutum, alacakları tavır önemli. Yapay zeka teknolojilerini yadsımak, farkındalık geliştirmemek ve daha ilerisi bu teknolojileri meslek pratiğinde kullanmamak ciddi dezavantajlar yaratacak. Günümüz sisteminde ne yazık ki aşırı rekabetin ön plana çıkarıldığı düzende bunun gerçekleşeceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok.
Burada en önemli husus, geliştirilen yapay zeka programlarının genel olarak toplumun hayrına ve menfaatine mi, yoksa dar bir çevrenin-zümrenin menfaatine mi kullanılacağının belirlenmesinde yatıyor.
Görsel Tasarımla Kullanıcı Deneyimini İyileştirmek
Örneğin, günümüzde tasarımların görselleştirilmesi oldukça önemli bir konu, ve klasik yöntemlerle (ki aslında 25-30 yıllık bir süreçten bahsediyoruz klasik ifadesiyle) tasarımın 3 boyutlu modelleri yapılır ve akabinde görselleştirme programları ile ışık, malzeme, sahne, kamera vb ayarları yapılarak bu 3 boyutlu katı modelden fotogerçekçi imajlar üretilir, bu süreç emek yoğun, maliyetli ve uzun bir süreçtir, her revizyonda tekrar tekrar uğraşmak gerekir. Oysaki geliştirilen çeşitli üretken yapay zeka algoritmaları metinden görsele, yada görselden görsele diye ifade edilen teknikler ile bu süreçleri anlık zaman dilimlerine indirebilmekte, seçenek ve revizyon için de sınırları kaldırmakta. Dolayısıyla, bu tarz bir tasarım sürecine geçiş yapamayan plancıların, tasarımcıların verimlilik ve rekabet üstünlüğünü sürdüremeyecekleri aşikardır.
Şunu da belirtmem gerekli ki, ilerleyen süreçlerde artık tasarımcıların tamamen süreçten çekileceği, yada belki tasarım sürecinde sadece kontrolör düzeyinde görev alacağı bir dönemin de geleceğini ön görüyorum açıkçası.
Tabi şöyle bir durum da var, muhtemelen bu alanda çalışan tasarımcılar ve plancılar, süreç içinde ortaya çıkacak daha farklı pozisyonlarda görev alarak yeniden sisteme adapte olabileceklerdir. Bu noktadaki eşik, yapay zeka ile çalışan programların, robotların, makinelerin yerinden edemeyeceği görevleri, işleri yapabiliyor olmak olacaktır. Meslek insanının önündeki en önemli kendini geliştirmesi gereken konu kanımca budur.
Bunun yanında, tasarım ve planlama işinin yapılmasını kolaylaştırıcı gelişmeler, halkın geneli için daha güzel, doğru, başarılı tasarımlara çok daha kolay erişmesini, şehir planlarına, optimizasyonlara, simülasyonlara çok daha katılımcı olabilmesini sağlayacak olmakla bir avantaj yaratacak gibi görünmekte.
Toplum açısından en önemli gördüğüm husus da bu gelişmelerin toplumun geneline zarar verici şekilde baştan savma yada kontrolsüzce ilerlemesinin önüne geçilmesi, dengeli ve sürdürülebilirliği sağlayacak alternatifleri sürekli simüle edecek yapıların kurulmasıdır.
Yapı sanatı dediğimiz mimari ve şehircilik faaliyetleri oldukça pahalı ve zaman alan konular. Dolayısıyla bu alanda daha iyi mimariye ve şehirlere ulaşmamızı kolaylaştıracak çalışmaları genel anlamda olumlu buluyorum. Yapay Zeka uygulamalarının gelişmesi ile entegre tasarımlar, kaçak ve izinsiz yapıların kontrolü, maliyet optimizasyonu, kaynakların dengeli dağılımı vb gibi bir çok alanda olumlu gelişmeler yaşanacaktır.
Şehirlerimizin ve Mimarimizin sizce en önemli sorunları neler, nasıl çözülür?
Mimari ve şehircilik politika ve genel ekonomi ile son derece yakından ilişkili bir alan. Bence en önemli sorun ülkemizin nüfusunun ve kaynaklarının ülkemiz genelinde dengeli bir şekilde dağılmamış olması.
Ülkemiz köyden kente göçü dünya üzerinde en hızlı yaşayan ülkelerden birisi. 1950 lerden başlayarak sürekli hızlanan bu iç göç artık ülkemizin özellikle batı ve sahil bölümlerinde aşırı yoğunluğa, doğu ve iç bölümlerinde ise nüfussuzluğa yol açtı.
Şöyle bir kıyaslama ile bilgi vereyim. Almanya’nın nüfusu aşağı yukarı bizim kadar. Yüz ölçümü ise Türkiye’nin yarısından daha küçük. Bununla birlikte en büyük şehri olan Berlin’in nüfusu 3,6 milyon kadar. Bizim en büyük şehrimiz olan İstanbul’un son yıllarda dışarıya göç veriyor olsa da nüfusunun 16-17 milyonlarda olduğunu tahmin ediyorum. Bu rakama turistler, göçmen ve kaçaklar yada geçici süre çalışmak için gelenler dahil değil.
Şehirlerimiz ne yazık ki doğal ve tarihi güzelliklerimizi bir yana bırakırsak, iyi diyebileceğimiz bir kaç cılız örnek dışında son derece çirkin ve kimliksiz.
Ekonomik Politik veya Doğal Faktörler Sebebiyle Ortaya Çıkan Göç
Geçtiğimiz 50-60 yıldaki biraz önce bahsettiğimiz muazzam iç göç, plansızlık, ön görüsüzlük, estetik açıdan yoksunluk, ekonomik dar boğazlar, bilimsel ve sanatsal faaliyetlerde gereken seviyeye ulaşamamamız, bir çok yerde belediyelerin hukuk dışına çıkan imar uygulamaları, imar afları gibi kötü yönetim örnekleri ile de birleşince modern dönemde övünebileceğimiz bir şehirleşme ve medeniyet inşasını beceremedik. Hatta ne yazık ki bir çok doğal ve tarihi güzelliği de fazlasıyla hırpaladık.
Bu kötü yönetim sonuçta Türk Milletine ait olduğu için, kabahatli aynı zamanda Türk Milletinin’de kendisi bir yanıyla. Hepimizin kabahati, ben de dahil. Politikacısıyla, meslek insanıyla, plancısıyla, mimarıyla, üniversitesiyle, muhtarıyla, müteahhitiyle.
Şehircilik ve imar faaliyetleri, zaman en başta gelmekle birlikte büyük kaynaklar isteyen faaliyetler. Ve bu büyük kaynakları toplumsal bir aydınlanma ve yüksek bir bilinç düzeyine ulaşarak yeniden organize etmeliyiz. Köklü bir program üzerinde uzlaşmadan tekil düzeyde kısmi başarılı imar faaliyetleri ile genel olumsuz durumu ve gidişatı düzeltemeyiz. Modern dünyanın getirdiği aşırı bireyselleşme ve kontrolsüz tüketim anlayışı ilk başta sorgulamamız gereken konular kanımca.
Bu konularda çözüm için toplumsal bir farkındalık kazanmamızla her şey başlayabilir ancak. Bu farkındalık kazanıldığında işin gerisi kendiliğinden gelecektir. Türkevi.biz ile yapmaya çalıştığım en önemli şey bu toplumsal farkındalığın kazanılmasına bir nebze de olsa katkıda bulunmak. Şu ana kadar sosyal medya mecralarında yaklaşık 60 bin takipçi ve yaklaşık 1000 kişilik bir email grubu oluşturarak başlangıç seviyesini geçtik diyebilirim bu süreçte.
Bu kazanacağımız farkındalık bizi büyük bir toplumsal uzlaşıya götürmeli. Bu güne kadar öne çıkarılan ayrışma hatlarından uzaklaşmalı ve bir ortak gelecek ve medeniyet tasavvurunu inşa etmeliyiz. Uzun vadeli planlamalar yapmalı, kaynaklarımızı optimum bir dengede ülkemizin geneline yayarak kullanmalı, hukuksuz ve liyakatsiz işlemleri bitirmeliyiz.
Tasarım alanında eğitim sizce nasıl olmalı
Kanımca öncelikle biraz önce ifade ettiğim genel toplumsal hedefleri uygulayacak insan ve bilgi kaynağını üretmeye odaklanmalı. Niceliğe değil niteliğe önem verilmeli. Farklı alternatif gelişme ihtimallerine göre farklı senaryolara uygun simülasyonlar geliştirilerek alternatif planlamalar yapılmalı. Günümüzün hızlı değişen teknolojik çeşitliliğine adapte olunmalı.
Kendi mesleğimden bahsedersek, ben teknik yeterlilik vermeye odaklanmış Mimarlık Fakültesi kavramını yeterli bulmuyorum. Bence olması gereken teknik yeterliliğin yanında karakter inşa etmeye odaklanmış Mimar Okulu kavramının yerleşmesi.
Bu sayede, üniversite öncesi eğitim sürecinin devamı olarak, toplumsal yönü kuvvetli olan, ortak gelecek inşasına katkıda bulunacak, diğer alanlarla da yakından ilgili, kendini sürekli geliştiren, meslektaş dayanışmasının önemini kavramış, mesleğinin gerektirdiği duruşu gösterebilecek meslek insanları, mimarlar yetiştirmeye odaklanmalıyız.
Hemen her meslekte olması gerektiğine inandığım üzere, Mimar okuluna girebilmek için öncelikle belirli düzeyde yetkinliğin ve yatkınlığın tespitini sağlayabilmeliyiz. Aynı sınav ile veteriner yada bilgisayar yazılımcısı yada ziraatçı yada mimar olacak gençlerimizi tespit ettiğimiz sistemin kalıcı başarı getirmesini mümkün görmüyorum. Dolayısıyla meslek eğitiminin hayatın gerçekleri ile yakın ilişki kurmuş, öncesi ve sonrası ile bütüncül düşünülmüş, teknolojiyi takip eden değil üreten bir yapıya ulaşması gerekmekte.

Yapay zeka gibi en ileri teknolojik uygulamaları tam zıddı bir şekilde geleneksel mimarimizi tekrar öne çıkararak kullanıyorsunuz. Bugün için geleneksel yöntemler ile imar faaliyetleri mümkün mü?
Teknolojinin her türlüsü aslında bir araç. Daha iyi bir çevreye sahip olmamız, daha insanca ve makul şartlarda yaşayabilmemiz için geliştirilen imkanlar benim için. Bu gözle bakınca, şehirlerimizin ve mimarimizin genel anlamda taşıdığı olumsuzlukları da göz önünde bulundurunca aslında bu yapay zeka uygulamalarını son derece estetik ve başarılı bulduğum geleneksel Türk mimarisini yeniden öne çıkarmak için kullanmak, daha önce de belirttiğim yatkınlığımın da etkisiyle çok doğal oldu benim için.
Teknolojik yapım yöntemleri ile, ki beton, çelik, endüstriyel yapı ürünleri gibi hemen her malzemeyi kapsıyor artık neredeyse, inşa faaliyetleri büyük enerji gereksinimi doğurmakta. Madenciliğe yüksek oranda bağlı olunduğundan çevresel etkileri de oldukça yüksek. Geleneksel mimarinin ve yapım yöntemlerinin en belirgin özelliği, bulunduğu kültürden bağımsız olarak, en yakındaki en bol doğal malzemenin kullanımı esasını taşımakta. Taş, ahşap, kerpiç gibi malzemeler büyük oranda yapının yapılacağı en yakın ve zahmetsiz tedarik edilmesi prensibine dayandığından aslında bu yönleriyle oldukça çevreci bir özellik göstermekte. Burada tabi özellikle ahşap tüketiminin dikkatli yapılması, tüketilenden fazla orman alanının ihya edilmesi prensibinin altını çizmeyi gerekli buluyorum. Keza taş ocaklarının da çevreye etkilerinin göz önünde bulundurulması önemli.
Artan Nüfus İhtiyacına Cevap Vermeyen Geleneksel Yöntemler
Geleneksel yöntemlerle imar faaliyetleri ne yazık ki kitlesel anlamda günümüzde pek mümkün görünmemekte. İhtiyaç duyulan hız, malzeme miktarı, ustalık, detay bilgisi ne yazık ki geniş anlamda sahip olmadığımız özellikler. Bu konuda eserler üreten mimarların ve uygulamacıların olduğunu bilmekle birlikte ne yazık ki gün itibariyle geleneksel yapım yöntemleri ile kitlesel bir mimari ve şehircilik uygulamalarının hayat bulmasını kısa vadede beklemek gerçekçi olmayacaktır.
Ancak bundan, yapılamaz anlamı çıkarılmamalı. Gerekli politikalar üretilerek geleneksel yapım yöntemleri ile üretilen yapılar, sokaklar, mahalleler, köyler model örnekler olarak üretilmeli hatta teşvik edilmelidir. Daha ötesi, belirli alanlarda, özellikle daha kırsal ve doğal bölgelerde, geleneksel yapım yöntemleri ve malzemeleri ile imar faaliyetleri zorunlu tutulmalıdır.

Peki sizce, Mimari ve şehirciliğin toplumu dönüştürme gücü var mı? Nasıl ?
Kesinlikle. Benim gönülden inandığım bir söz var. Biz çevremizi inşa ederiz çevremiz de bizi.
Kontrolsüz, plansız, kaçak göçek, sıkışık, yoğun, kalitesiz, estetik yoksunu bir çevre ve şehir inşa ederseniz, o çevreden o şehirden, o toplumdan bir medeniyet çıkmasını bekleyemezsiniz. Toplumun yozlaşması kaçınılmaz olur ve yozlaşmış toplum da daha yozlaşmış bir çevre meydana getirir. Kısır bir döngüye girilmiş olur.
Ama toplum çok yüksek seviyelerde çok büyük zenginlikler içinde olmasa da, planlı, iyi tasarlanmış, hukuka birbirine saygılı , kültürü yansıtan bir çevre – şehir – mimari geliştirirseniz, o çevreden öncekilerden daha ileri bir toplumun ve medeniyetin oluşmasını beklemek doğal olandır.
Çünkü iyi tasarlanmış ve korunmuş bir çevre – şehir aynı zamanda hukuk demektir, liyakat demektir, sanat demektir. Kent soygununun olmadığı, yozlaşmanın ön planda olmadığı bir toplum demektir. O toplumun, diğer parametreleri de dengeli ise, o toplumun bir medeniyet inşa etmesini bekleyebiliriz.
Dolayısıyla bu noktada planlama, şehircilik ve mimari toplumu dönüştürücü bir role bürünebilir.
Kentten Köye Dönüşüm
Günümüzde ülkemizin ihtiyaç duyduğu dönüşümün anahtarının burada gizli olduğunu düşünüyorum. Ancak bu devasa ve keşmekeşe bürünmüş çok büyük şehirlerimizde değil, aksine daha kırsalda, hatta köyde başlayacak bir dönüşüm olacak muhtemelen.
Çok sevdiğim başka bir söz daha var, ne kadar ileri gitmek istiyorsan o kadar geri gitmelisin der.
Yada bir oku ne kadar ileri atmak istiyorsan yayı o kadar geri çekeceksin der.
Bunun gibi. İnandığım şey şu ki, şehirlerimizi, mimarimizi, kültürümüzü, toplumumuzu ileriye götürebilmek için, yeniden işe köyden başlamamız gerekiyor.
Bunu nasıl sağlayacağız, önümüzdeki on yıllarda bu konularda sizce neler yapılmalı?
Aslında sohbetimizin içinde bir çok açıdan yapılmasını gerekli gördüğüm konulara değindik. Bir Mimar olarak, Türk mimarisine hayran biri olarak, teknolojiyi çok yakından takip etmeye çalışan bir insan olarak, paylaşımcı toplumculuğu, tüketici bireyselciliğe tercih eden biri olarak diyebilirim ki:
- 30-40-50 yıllık planlar yapmalıyız.
- Nüfusumuzu ülkemizin geneline yeniden yaymaya odaklanmalıyız.
- Bu yayılma ile özellikle köyler, ilçeler bölgesinin tarihi kültürel özelliklerine uygun kimlikli geleneksel mimariyle yeniden ele alınmalı, hatta bazı bölgelerde doğal yapım yöntemlerini zorunlu kılmalıyız.
- Bu yayınık yerleşimi toplu ulaşım hatlarıyla birbirine sıkı sıkıya bağlamalıyız. Drone teknolojileri gibi ulaşım seçeneklerini geliştirmeliyiz. Petrol ve türevi kaynakları en aza indirecek enerji etkinliği sağlamalıyız.
- Hem dikine (sektörel), hem yatayına (sektörler arası) kuvvetli bir ağ yapısı oluşturup bu yayınık yerleşimler arasında çok sayıda iş birlikleri kurmalıyız.
- Eğitimi, sanatı, bilimi ve teknoloji üretimini bu yerleşimlerin tam kalbine, tam ortasına yerleştirmeliyiz.
- Nüfusun zaman içinde yavaş yavaş büyük şehirlerden geri çekilmesi ile oluşacak rahatlamayı şehirlerimizin yeniden ihyası için kullanmalıyız.
Toplumsal bir uzlaşı ve ortak hedefleme ile bu hayale ulaşılabilir.
Birçok yönüyle gerçekleştirilebilecek bu dönüşüm tabi çok tartışılmalı, model ve örnek yerleşimler geliştirilmeli, farklı bir çok sektörün ve bilim alanının birlikte koordine çalışması sağlanmalı. Tüm kaynakların derlenip toparlandığı dijital yönetim sistemleri geliştirilmeli.
Bence önümüzdeki on yılları nasıl değerlendireceğimizin tartışması, güncel basit konuları tartışmamızdan çok daha önemli. Türkevi.biz topluluğu olarak bu konularda farkındalık yaratmaya çalışmaya devam edeceğiz.
