RAFLARDAKİ VE MARKETLERDEKİ KİTAPLAR
Önceki gün kitabıma yayınlayan yayınevine gittim. Kitaplarım rafta duruyordu. “Bu kitaplar hiç satılmadı mı” diye sordum.. “Hocam insanlar artık kitaba para vermiyorlar ekonomik açıdan sıkıntı var” diye başlayan cümlelerle memleketin ekonomiye ilişkin problemlerine doğru uzun bir sohbete giriştik..
“Sevgili Hüseyin” dedim; benim Facebook’ta beşbine yakın arkadaşım var; bunların dörtte biri kitabı alsa zaten kitap 3. baskıyı yapar.” Gülüştük..
Ben bir akademisyen olarak “kitabımı alın” diye öneride bulunmaya utanırım elbette.. “Hatta hiçbir öğrenciye bu noktada kitaplarımı maddi bir karşılıkla vermiş değilimdir” Ders kitabı olarak okutulunları direkt yayıncıdan yüzde kırk veya elli indirmle aldıklarını biliyorum..Bazı öğrencilere başarılı olunca çoğu kere kendi cebimden ödeyip kitabımı hediye etmişimdir. Ancak şu da ayrı bir sıkıntı ki “hediye edilen kitapların değeri olmuyor.. insanlar bir bedel ödemeden bir şeyi elde ettiklerinde ona çok değer vermiyorlar.. Örneğin bazı öğrenciler “hocam bize de kitap verin” derken kitabı benden bekliyor ama kitap almayı asla akletmiyor. Çünkü talep edenlerin dünyasında kitaba para ödemek diye bir durum yok..Bazıları öğretim elemanının kitabından çok para kazandığını falan düşünüyor ki bu da çok trajikomik bir anlayış..

Oysa kitabımız bin tane bile basmıyor.. Bin tane kitap veya 500 tane kitap on senede bile tükenmiyor.. Böyle olunca yeni kitapları basmak mümkün olmuyor… Bu yüzden büyük karteller bile kitap basımını bir yan ürün olarak; bir reklam olarak görüyorlar. Yayıdan bir maddi kazanç elde etmeyi düşünmüyorlar. Ancak bastıkları kitapların yazarlarını önce ellerindeki yazılı, sözlü ve görsel medya ile parlatıyor ve kendi anlayışlarının bir aracı olarak insanların önüne sunuyorlar. Bu kitaplar raflarda değil, marketlerde sucukların,peynirlerin,sakız ve çerezlerin yanında satılabiliyor; “ekmek peynir gibi satılabiliyor”. Marketteki kitap herkesin gözüne iliştiği için artık O kitap herkes için bir özgül ağırlık kazanmış oluyor.. Sizin 500 veya 700 adet basılmış kitabınız raflarda tozlanmış bir şekilde öylece duruyor. Marketteki kitabı alan kişi, kitaba ve yazarına saygı ve hayranlıkla bakıyor. Koltuğunu altına aldığı kitabı toplu taşıma araçlarında, uçakta, trende gururla okuyor veya okumuş gibi yapıyor..Ayrıca bu kitabı okula işyerine komşulara göstermenin türlü yollarını buluyor..”aa.. ben de gördüm ama alamadım; yarın ilk işim almak olacak” diyen arkadaşına zafer kazanmış bir komutan edasıyla üstten bakıyor..
Bana göre çoğu kağıt israfından başka hiçbir şey olmayan bu tarz kitaplara verilen para bu yüzden asla göze gelmiyor. Çünkü marketteki kitap, kadim anlamının dışında bir kendini ifade etme biçimine dönüşmüş oluyor.
Ama raflardaki kitaplar öyle mi..Hayır.. Bazıları sizin kitabınızı aldığında sanki size büyük bir lütufta bulunmuş gibi bir hava içerisine giriyor.
Allah sonumuzu hayır etsin ne diyelim yani..
