SIKIYÖNETİM VARDI, AK PARTİ YOKTU…

0
1980-darbesinin-aci-bilancosu
80 Darbesinden 28 Şubata
……………………………………………………………………
Sahi ne kaldı hatırlanacak öğrencilik yıllarından.

Okunmuş kitaplar, yarım kalmış aşklar, bir köşede boyun büküp efkarlanmalar. 
Evimiz küçüktü. Dar bir sokaktaydı. Lambası yanmayan bir sokaktı; tenhaydı. Çok soğuk günlerde tüterdi bacamız. Dostlar gelirlerdi bir iki. Çaylar içilir, sigaralar yakılır, dünya meseleleri konuşulurdu. Bu meseleler bizi öylesine meşgul ederdi ki, kişisel problemlerimizden sözetmeye vakit bulamaz; bir genç kıza alıcı gözüyle bakamazdık. Kendi çevremizden olan kızlarla aramızda kalın duvarlar vardı; buz dağları vardı. 
Yine de her başörtülü kıza âşıktık. Direniş vardı çünkü kavga vardı. O zamanlar ne borsadan, ne Euro/Dolar dalgalanmalarından, ne televizyon/kanepe kampanyalarından haberimiz vardı. Paramızın değerini korumanın yollarının gâvur parasına dönüştürmekten geçtiğini de bilmiyorduk. Kulağımız memur maaşlarına yapılacak son zamda değil, İslâm topraklarında yürütülen direniş haberlerindeydi. Kardeşlerimizin ezilmişliğine gizli gözyaşı döküyor, kâfirlere fırlattıkları her taşla azmimiz daha bir bileniyordu. Kardeşlerimizin acısını yüreğimizde duymak istiyorduk. Hatta bunun için bir gün iftarda soğan ekmek yemeyi denediğimizi hatırlıyorum. 
Bir göğüste iki kalbin taşınmadığı zamanlardı. Ve yarınlar hep iyi olacaktı. Gençtik, delikanlıydık; pimi çekilmeye hazır bomba gibiydik. Zafer yakındı. . 
Kur’ân okuyor ve Livaneli dinliyorduk. 

“karlı kayın ormanında
yürüyorum geceleyin
efkârlıyım efkârlıyım
elini ver nerde elin. . ”

Efkârlıydık. Dağbaşları denli dumanlı olsa da gözlerimiz, bayramlarımızın da olacağına inanıyorduk. Zaman akıp gidiyordu. 
“Zaman ne de çabuk geçiyor Mona. . ”
Markaların, etiketlerin, makamların dönemine geldik sonra. Herşey hızla İslâmileşiyor; Şeriâtın ayaksesleri geliyordu.

İslâmî t.v.,İslâmî radyo. İslâmî gazete. Tüketim sonra. İslâmî flört. İslâmî marka. İslâmî moda.
Duyduğumuzda ürperdiğimiz, titrediğimiz kavramlar artık tavuk çiftliklerine, köfte salonlarına isim olmaya başlamıştı.
Tevhid tavukçuluk, Cihad mühendislik, Takva A. Ş, Tekbir giyim, vesaire. . 
Âşık olduğumuz başörtülü kızların bir kısmı pop müzik dinliyor, dans ediyor ve nâmahrem ile elele gezebiliyorlardı.
Bir zamanların mangalda kül bırakmayan bıçkın radikalleri birer makam sahibi olmuş eski dostluklarının üstüne süngeri çoktan çekmişlerdi bile. Onlar da artık isimleriyle değil daha çok sıfatlarıyla anılıyorlardı. Toyluk günlerini ara sıra yâd edip “ah ne aptalmışım o zamanlar” demek için zaman zaman biraraya geliyorlardı. Yaşlanmışlardı. Anıların çokça meşgul etmesi bunun göstergesiydi galiba. Sloganlar, devrim türküleri, aşk cümleleri heyecanlandırmıyordu eskisi gibi. Acıları azaldıkça romantizmleri de azalıyordu. 
Ve galiba artık acı da duymuyorlardı….

**

Bütün bunlar nereden çıktı diyeceksiniz…

İnternette İslamcı Dergiler Projesi sayfasında üniversite yıllarında çıkardığımız “dönüşüm” dergimize rastladım..O günlere gittim..Çoğu şeyi unutmuşum…Geçmişle uğraşmaya zamanım olmuyor sanırım..Ya da yeteri kadar yaşlanmadım..

Yaşadıklarımızı anlatsam roman olur…Sıkıntılı günlerdi…Hacımahmut çarşısının köşesinde beklediklerini hissettiren siyah gözlüklü adamlar vardı.. Boynumuza asılı bir sürü olumsuz yafta..
Annem kalp krizi geçirmişti. Bana bir şey olmasından en çok annem adına çekiniyordum..Sorumlu Yazıişleri Md. lüğünü Sıbğatullaha devrettim.. Ama dergiyi hep omuzladım.. Zulme bütün başkaldıranları sevdim; ayrım yapmadım.. Humeyni, Erbakan, Erdoğan.. Zalimlerden de alabildiğine nefret ettim..
Saman çöpü gibi yaşadım.Her bulunduğum yerde doğruları yapmaya çalıştım.
Orada yazdıklarıma bakınca acemi, samimi ve alabildiğine toy olduğumu görüyorum..Değişim hayatın temel dinamiği, Bir çok fikrim değişti.., bazı fikirlerim olgunlaştı bazı ilişkilerim ortadan kalktı..Sırtıma yeni yükler almadım değil; ama bir çoğundan kurtuldum..
Akademik hayatta bir derslik, kalem ve tahtadan başka hiçbir talebim olmadı..
Ne rektör oldum, ne dekan oldum, ne danışman oldum…Ne belediyelerle işim oldu..
Siyasal alana hep uzak oldum…
Ama Hayatımın en ciddi sıkıntılarını son on yılda yaşadım…Bu konuya girmeyeceğim… Sahi bunları neden anlattım..sanırım bazı şeyleri anlatma dönemi geldi.. Dedim ya “saman çöpü gibi yaşamak” böyle bir şey..Vakti saati sen belirlemiyorsun…Sadece konum alıyorsun…müdahil oluyorsun..

****

85-86 yıllarıydı sanırım. Bu dergiyi çıkaracak sermayemiz de yoktu aslında.. Hepimiz öğrenciydik. Derginin kapağına baktığınızda durumu daha iyi anlarsınız. 3 sayı çıkan dergide 3 ayrı kapak.. buna rağmen bütün dikkatler üzerimizdeydi.. Çok kovalamaca yaşadık …..Asker hemşehrilerle ahbap olduk…
Şimdi AK parti var; büyük karteller; bizden dediğimiz gazeteler, televizyonlar, devlet imkanları. Geçmişte bizden dediğimiz adamlar önemli yerlerde büyük güçleri ellerinde tutuyorlar.. “Değişen ne oldu sorusunu”herkesin takdirine bırakıyorum.
Biz yine sakıncalıyız; biz yine ötekiyiz.. Üç kuruşluk makamını korumak için senin varlığını tehdit olarak gören insanlar var..Sıkıyönetim yok….Fişleme, tezvirat, kumpas var…
Davasını nasıl yücelteceğini değil, dava denilen şeyin ne getireceğini hesap ederek bu işin içine dahil olanlar var.
Şimdi AK parti var….
yalnızlığımız bizim süpürge saçlı
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi..

Bir yanıt yazın