SIKIYÖNETİM VARDI, AK PARTİ YOKTU…
Okunmuş kitaplar, yarım kalmış aşklar, bir köşede boyun büküp efkarlanmalar.
Evimiz küçüktü. Dar bir sokaktaydı. Lambası yanmayan bir sokaktı; tenhaydı. Çok soğuk günlerde tüterdi bacamız. Dostlar gelirlerdi bir iki. Çaylar içilir, sigaralar yakılır, dünya meseleleri konuşulurdu. Bu meseleler bizi öylesine meşgul ederdi ki, kişisel problemlerimizden sözetmeye vakit bulamaz; bir genç kıza alıcı gözüyle bakamazdık. Kendi çevremizden olan kızlarla aramızda kalın duvarlar vardı; buz dağları vardı.
Yine de her başörtülü kıza âşıktık. Direniş vardı çünkü kavga vardı. O zamanlar ne borsadan, ne Euro/Dolar dalgalanmalarından, ne televizyon/kanepe kampanyalarından haberimiz vardı. Paramızın değerini korumanın yollarının gâvur parasına dönüştürmekten geçtiğini de bilmiyorduk. Kulağımız memur maaşlarına yapılacak son zamda değil, İslâm topraklarında yürütülen direniş haberlerindeydi. Kardeşlerimizin ezilmişliğine gizli gözyaşı döküyor, kâfirlere fırlattıkları her taşla azmimiz daha bir bileniyordu. Kardeşlerimizin acısını yüreğimizde duymak istiyorduk. Hatta bunun için bir gün iftarda soğan ekmek yemeyi denediğimizi hatırlıyorum.
Bir göğüste iki kalbin taşınmadığı zamanlardı. Ve yarınlar hep iyi olacaktı. Gençtik, delikanlıydık; pimi çekilmeye hazır bomba gibiydik. Zafer yakındı. .
Kur’ân okuyor ve Livaneli dinliyorduk.
“karlı kayın ormanında
yürüyorum geceleyin
efkârlıyım efkârlıyım
elini ver nerde elin. . ”
Efkârlıydık. Dağbaşları denli dumanlı olsa da gözlerimiz, bayramlarımızın da olacağına inanıyorduk. Zaman akıp gidiyordu.
“Zaman ne de çabuk geçiyor Mona. . ”
Markaların, etiketlerin, makamların dönemine geldik sonra. Herşey hızla İslâmileşiyor; Şeriâtın ayaksesleri geliyordu.
İslâmî t.v.,İslâmî radyo. İslâmî gazete. Tüketim sonra. İslâmî flört. İslâmî marka. İslâmî moda.
Duyduğumuzda ürperdiğimiz, titrediğimiz kavramlar artık tavuk çiftliklerine, köfte salonlarına isim olmaya başlamıştı.
Tevhid tavukçuluk, Cihad mühendislik, Takva A. Ş, Tekbir giyim, vesaire. .
Âşık olduğumuz başörtülü kızların bir kısmı pop müzik dinliyor, dans ediyor ve nâmahrem ile elele gezebiliyorlardı.
Bir zamanların mangalda kül bırakmayan bıçkın radikalleri birer makam sahibi olmuş eski dostluklarının üstüne süngeri çoktan çekmişlerdi bile. Onlar da artık isimleriyle değil daha çok sıfatlarıyla anılıyorlardı. Toyluk günlerini ara sıra yâd edip “ah ne aptalmışım o zamanlar” demek için zaman zaman biraraya geliyorlardı. Yaşlanmışlardı. Anıların çokça meşgul etmesi bunun göstergesiydi galiba. Sloganlar, devrim türküleri, aşk cümleleri heyecanlandırmıyordu eskisi gibi. Acıları azaldıkça romantizmleri de azalıyordu.
Ve galiba artık acı da duymuyorlardı….
**
Bütün bunlar nereden çıktı diyeceksiniz…
İnternette İslamcı Dergiler Projesi sayfasında üniversite yıllarında çıkardığımız “dönüşüm” dergimize rastladım..O günlere gittim..Çoğu şeyi unutmuşum…Geçmişle uğraşmaya zamanım olmuyor sanırım..Ya da yeteri kadar yaşlanmadım..

****
