resized_3526f-b43ae32f47a8eca7b93894e16d0d391c163f50a91

Sözlükte “kusursuz olmak, kurtulmak, rahatlamak” anlamındaki selâm Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde “eman, kurtuluş, esenlik, barış” mânaları yanında “selâmlama” anlamında da geçer. Kur’an’da bazan tahiyye kelimesi ve türevleriyle ifade edilen selâm (Nisâ 4/86), karşılaşan iki kişiden birinin diğerine “selâmün aleyküm” (es-selâmü aleyküm: Selâm sizin üzerinize olsun, Allah sizi her türlü kaza ve belâdan korusun) demesi, diğerinin de buna aynı mânada olmak üzere “aleyküm selâm” (ve aleykümü’s-selâm) diye hayır duada bulunmasıdır. Selâmda yaygın biçimde bu ifadeler kullanılmakla birlikte “es-selâmü aleyküm ve rahmetüllāhi ve berekâtüh” ifadesiyle verilip “ve aleykümü’s-selâm ve rahmetüllāhi ve berekâtüh” ifadesiyle alınabilmektedir. İslâm âlimleri selâm vermenin sünnet, almanın farz olduğunu ve selâm verenin alana göre daha fazla sevap kazanacağını belirtmiştir (Mevsılî, IV, 164).(DİA).

Bilinen yaygın sekliyle selâmlaşmanın müslümanlar arasında  hicretten sonraki yıllarda başladığı anlaşılmaktadır. Rasûlullah’ı öldürmek icin Mekke’den Medine’ye gelen fakat niyeti anlaşılıp tutuklanan Umeyr b. Vehb el-Kureşî’nin, Resûlullah’ı, “Sabahınız hoş olsun” diyerek selâmlamasıdan dolayı Rasûlullah şöyle buyurmuştur: “Allah bize lutufta bulunarak seninkinden daha hayırlı olan ve cennet ehli tarafından da kullanılan ‘es-selâm’ sözüyle selâmlaşmayı öğretti” (İbn Hişâm, II, 661-662). Cenâb-ı Allah ’ın isimlerinden olan selâm kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de kırka yakın âyette geçer. Bu âyetlerin bazılarında selâm veya selâmün aleyküm şeklindeki sözlerin daha önceki bazı peygamberler zamanında da kullanıldığı görülmektedir. “Doğduğum gün, öleceğim gün ve yeniden hayata döndürüleceğim gün esenlik (selâm) benimle olacaktır.” (Meryem 19/33). “İbrâhim şöyle dedi: “Esen kal! (es-selâmü aleyke) Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana karşı çok lutufkârdır.”(Meryem 19/47).

Meleklerin Hz. İbrâhim’e ve Nûh’a gittiklerinde selâm verdikleri belirtilmektedir.  “Denildi ki: “Ey Nûh! Sana ve seninle beraber olan gruplar üzerine bizden selâm ve bereketlerle gemiden in!..(Hûd 11/48) “Elçilerimiz İbrâhim’e müjdeyi getirip selâm vermişlerdi. O da “selâm” dedi, çok geçmeden (konuklarına) kızartılmış bir buzağı getirdi.“(Hud 11/69). (Ayrıca bkz. Hicr 15/52; Zâriyât 51/25). Meleklerin cennet ehline de selâm verdikleri Kur’an’da geçmektedir. “O güzel son, babalarından, eşlerinden ve çocuklarından lâyık olanlarla birlikte girecekleri adn cennetleridir; melekler de “Sabretmenize karşılık elde ettiğiniz esenlik daim olsun! Dünya yurdunun ardından ulaştığınız sonuç ne güzel oldu!” diyerek her kapıdan onların yanına girerler.” (Ra‘d 13/23-24).

Cennet ehlinin birbirlerine selâm verdiği, “Orada onların duaları, “Sen bütün noksan sıfatlardan uzaksın Allahım!”; karşılıklı iyi dilekleri de “selâm” şeklinde olacaktır. Duaları da, “Âlemlerin rabbi olan Allah’a hamdolsun” diyerek son bulur.” (Yûnus 10/10), “Allah’ın mümin kullarına selâm verdiği, Kendisine kavuştukları gün onları esenlik dileyerek selâmlayacaktır ve onlar için değerli bir ödül hazırlamıştır.” (Ahzâb 33/44), peygamberlere selâm verdiği,  “Sonradan gelen nesiller arasında onun hakkında (iyi bir ün) bıraktık. Bütün âlemlerde ona selâm olsun! ” (Sâffât 37/78-79) belirtilmektedir.  Resûl-i Ekrem’e de kendisine gelen müminlere selâmün aleyküm diye hitap etmesinin emredildiği görülmektedir.  “Âyetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: “Selâm size! (selâmün aleyküm) Rabbiniz kendine, merhamet etmeyi yazdı. Gerçek şu ki, sizden kim bilmeyerek bir kötülük yapar da ardından tövbe edip kendisini düzeltirse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (En‘âm 6/54).  Bir âyette de selâmlanan kişinin selâma aynı ifade ile karşılık vermesi veya daha güzel bir ifade kullanarak muhatabına hayır duada bulunması emredilmektedir. “Size bir selâm verildiğinde ya daha güzeli ile veya dengi ile karşılık verin. Allah, her şeyin hesabını tutmaktadır.” (Nisâ 4/86).      

Hadislerde de selâm konusu geçmektedir. Bir hadiste daha güzeliyle mukabele etmiş olmak için selâma yapılan ziyadelere ayrıca sevap verileceği belirtilmektedir (Tirmizî, “İstiʾẕân”, 2). Hz. Peygamber selâm vermeyi sevap kazandıran (Buhârî, “Îmân”, 20) ve cennete girmeye vesile olan (Tirmizî, “Ḳıyâme”, 42), önemli amellerden biri olarak tarif etmiş müslümanların çokça selâmlaşmasının karşılıklı sevgiyi arttıracağını belirtmiştir. (Müslim, “Îmân”, 93).

Selâm vermenin hayır ve bereket getireceğini belirtmiştir.  Enes (b. Mâlik) (ra) diyor ki, “Resûlullah (sas) bana şöyle buyurdu: “Yavrucuğum! Ailenin yanına girdiğin zaman selâm ver. Bu, senin ve ailen için bereket olur.” (Tirmizî, “İstiʾẕân”, 10). Selâm vermenin insanı Allah’a yaklaştıracağını; “İnsanların Allah katında en makbulü ve O’na en yakın olanı, önce selâm verendir. ” (Ebû Dâvûd, Edeb 133) diyerek, selâm vermekten kaçınmanın bir tür cimrilik olduğunu söylemiştir (İbn Hibbân, X, 349-350). Âyet ve hadislerde geçen selâmlaşma ifadeleri dinin ana kaynaklarında yer alması sebebiyle mânevî bir değere ve özellikle ayrı dilleri konuşan müslümanlar arasındaki iletişimde bir nevi sembol işlevi görmesi bakımından özel bir öneme sahip olmakla birlikte, selâmlaşmanın asıl amacı karşılıklı sevgi, dostluk, iyi niyet ve güzel dileklerin açıklanması olduğundan, her dilde bu gayeyi gerçekleştirecek uygun ifadelerle selâmlaşma görevinin yerine getirilebileceği açıktır.

İslam’dan önceki Arap adetlerinde bir kimse başka bir kimseyle karşılaştığı zaman selam ifadesi olarak “hayyakellah” derdi. Bu, haber cümlesi olmakla birlikte içerisinde “Allah sana uzun ömür versin, çok yaşa, Allah uzun ömürler versin, nice yıllara…” şeklindeki bir mesajla, dua anlamını barındırıyordu. “Hayyakellah” lafzı ve içerdiği manalar incelendiğinde eksik ve dar bir kalıp içerisine sıkıştırılmış olduğu görülecektir. Çünkü bu ifade bir dua olmakla beraber her zaman hayırlı bir dua olmayabilir. Zira ömür, hayat, mülk her zaman selameti, saadeti beraberinde getirmez. Hayat felaket içinde de geçebilir. Hatta Âlûsî’nin ifadesiyle bazen ölüm, daha hayırlı ve istenen konumunda olur.* Bazen ölüm insan için bir kurtuluş bile olabilir. Bizim kültürümüzde ağır hastalar için “Allah iki güzelden birini versin” diye duâ edilmesi bundan dolayıdır.

Selam ile aynı kökten gelen “İslam”ın lügat anlamı “bağlanmak, itaat etmek, teslim olmak, esenlik ve barış içinde olmak”tır.Terim olarak İslam iki kısma ayrılır. Birincisi, ister beraberinde i’tikad olsun ister olmasın henüz iman yerleşmeden salt dil ile Allah’a teslim olduğunu ifade etmek, ikincisi imanın da ötesinde müslüman olduğunu kalp ile i’tikad edip fiillerle de bunu göstermek ve Allah’ın kaza ve takdir ettiği her şeyi benimsemek ve bunu ortaya koyan bir teslimiyet içinde olmaktır. İslam kelimesinin fiili olan “esleme” cahiliyyede “teslim etmek, vermek” anlamına gelirdi. Diğer bir ifade ile “esleme” fiili bir kimsenin kendisi için çok değerli olan, vazgeçilmesi çok güç olan bir şeyi, isteyen kimseye vermesi demekti. Bu değerli şey, bazen insan için en değerli şey olan kendi varlığı da olabilirdi. (Bu durumda “esleme” fiili kendisini teslim etmek anlamını taşırdı.). Kur’an’da “Yüzünü Allah’a teslim etti” ( Bakara, 2/112) ayetinde kullanılan manadaki “İslam” yahut “esleme” fiili esas olarak insanın, bütün halis niyetiyle Allah’a dayanarak kendisini Tanrı’nın iradesine teslim etmesidir. Kısaca İslam kendini şartsız Allah’a teslim etmektir.

İslam kelimesi Kur’an-ı Kerim’de  sekiz yerde geçmektedir. Fiil halinde geçtiğinde daha çok, Allah’a yönelmek anlamında, Bilâkis, kim güzel niyet ve davranış sahibi olarak kendini Allah’a teslim ederse rabbinin katında onun mükâfatı vardır. Öylelerine korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de.” (Bakara, 2/112). (Ayrıca bkz.Lokman, 3/22), O’na teslim olmak anlamında, “Çünkü rabbi ona, “Bana teslim ol” buyurmuş; o da, “Âlemlerin rabbine teslim oldum” demişti.” (Bakara, 2/131),  tevhid inancına sahip olmak anlamında, “De ki: “Bana ilâhınız bir tek ilâhtır diye vahyediliyor; siz hâlâ teslim olmayacak mısınız?” (Enbiya, 21/108), Allah’a teslim olup gereğini yapmak anlamında, “Azap size gelip çatmadan önce rabbinize yönelip O’na teslim olun; sonra kimseden yardım göremezsiniz.”(Zümer, 39/54)  kullanılmıştır. Yine bu maddeden çıkmış olan “istislam” kelimesi de boyun eğmek ve itaat etmek, şaşıp sapmamak, daima yolun ortasından gitmek manasına kullanılır. (Taşpınar, Halil, “İman ve İslam Terimlerine Kur’an ve Tefsir Bağlamında Bir Bakış”, D.İ.D., Sayı: 4, 2004, s. 14).

 “İslam” kelimesinin sözlük anlamıyla terim anlamı arasında güçlü bir alaka vardır. Yine İslam kelimesi, selamla yakın bir anlam ilişkisine sahiptir. Çünkü İslam kelimesi etimolojik olarak üç mastara izafe edilir. Teslimiyet, silm, selamet.Teslimiyet mastarına bina edilince İslam “Allah’a teslim olmak, boyun eğmek”, Müslüman da “Allah’a teslim olan kimse” anlamına gelir. “Silm” mastarına bina edilirse İslam, “barış huzur ve saadet”, Müslüman da “yaratıcısı, kendisi ve çevresiyle barışık, huzurlu, mesut insan” anlamlarına gelir. Selamet mastarına bina edildiğinde ise “kurtuluş, saadet, mutluluk” anlamlarına gelir. Aslında kelimenin ilk anlamı olan boyun eğme, teslim olma, ikinci ve üçüncü anlamları olan barış, huzur ve mutlulukla sebep-sonuç ilişkisine sahiptir. Yani “Allah’a teslim olan kurtuluşa erer”, “Allah’a boyun eğen kişi kendisiyle, Rabbiyle toplumla, tabiatla barışık yaşar”, “Allah’a itaat eden kimse huzur ve mutluluğa ulaşır” demektir. (İslamoğlu, Mustafa, “Yürek Fethi”, Denge Yayınları, İstanbul, 2005, s. 13)

Yüce Allah, içinde yaşadığımız dünyayı, bütün insanların huzur, rahat ve güven içinde yaşayabilecekleri elverişli bir mekan olarak yaratmış ve canlı cansız her şeyi insanın emrine amade kılmıştır. Bu ilahi lütuf karşılığında Allah’ın insanoğlundan beklediği görev, kendisinin Rabliğini kabul etmek, O’nun dinî olan İslâm’ gönülden bağlanmak, varoluş gerçeğini unutmadan insanca bir hayat sürmek, yeryüzünü îmar, ıslah ve inşa etmektir. İnsanlığa son kez ilahi rehber olarak gönderilen yüce dinimiz İslam, yeryüzünde kaosu, kargaşayı, kavgayı değil, düzeni, insanlar arasında barış ve adaleti gerçekleştirmeyi amaçlamış, düşmanlığı, bozgunculuğu, sevgisizliği, merhametsizliği ve zulmü yasaklamıştır. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bütün mü’minler toptan barışa,  esenliğe, İslâm’a çağrılmakta, ilahi din mensupları barış ve uzlaşmaya davet edilmektedir. İslâm sulh, selamet ve barış dinidir. Müslüman kimse iyi insan, salim, güvenilir ve hem kendisiyle hem de başkalarıyla barışık insandır. Selâm ise barış ortamının ve güvenin devamını sağlayan en etkili eylemdir, sözdür.

İnsan olarak çevremizde yaşayan kişilerle sosyal ilişkilerimizde gözetmemiz gereken ahlâkî kurallardan biri de selâmlaşmadır. Ebu Hureyre, Peygamber Efendimiz’in şöyle buyurduğunu nakleder: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (tam anlamıyla) iman etmiş olmazsınız. Size birbirinizi sevmenizi sağlayacak bir şey önereyim mi? Aranızda selâmı yayınız.” Karşılıklı olarak huzur ve esenlik dileği olan selam iletişimin ilk adımı, sevginin ve dostluğun olmazsa olmazıdır. Selamlaşan müminler, Rabbimizin rahmet deryasından nasiplerini alırlar. Selam, Allah’ın isimlerinden biri olduğu için aynı zamanda zikirdir. Kur’an-ı Kerim, cennete giren müminlerin selam ile karşılanacaklarını bildiriyor: “Selâm size! Hoş geldiniz! İşte buyurun, içinde temelli kalacağınız bu cennete girin! ” diyecekler (Zümer 39/73).

Selam vermeyi “sadaka” olarak nitelendiren Peygamberimiz, kendisine gönderilen selamı alarak selamın sahibine de onu iletene de dua etmiştir. Müslümanlar bir araya geldiklerinde söze ilk önce selamla başlarlar. Selam öncelikle mütevaziliğin adıdır. İnsanların gönlünü kazanmanın en temel basamağıdır. Sevginin yerleşmesine vesiledir. İnsanların birbirlerinden güven içerisinde olmalarına bir sebeptir. Selam; saygının, sevginin ve kardeşliğin kapılarını açan bir anahtardır. Gönülden dile, bireyden topluma, toplumdan insanlığa yansıyan barış dilidir. Paylaşmanın, kaynaşmanın, huzura ermenin, Allah’a sığınmanın adıdır selam. Selam veren kimse, “Bana güvenebilirsin, benden emin olabilirsin, sana herhangi bir zararım dokunmaz” mesajını verirken; selamı alan da aynı şekilde karşılık vermiş olur. Böylece, aralarında sevgi ve kardeşlik temelleri atılmış olur. Tebessümle içten verilen selam, katılaşmış kalpleri yumuşatır. Kırgınlıkların ve dargınlıkların ortadan kalkmasına yardımcı olur. Selam göndermek ve gönderilen selamı almak da büyük bir onur, büyük bir bağıştır. Selamı getiren baş tacı edilir, ağırlanır. Selama sırt dönülmez, selam yere düşürülmez. Selam dillerden uzaklaşınca ortalıkta dolaşan dargınlıktır, huzursuzluktur. Selam kalbe dokunan sestir; kalplere selamla girilir, kalplerden selamsız çıkılır. Peygamberimiz’in ifadeleriyle tanıdığımız tanımadığımız herkese selam vermek kardeşlik hakkıdır.

Selametle kalın.

*Kur’an’da selâm kavramının semantik analizi, Muhammet Bilal Tolan Yüksek Lisans Tezi Elazığ – 2006

Bir yanıt yazın