Gerçek Dünyadan Kaçış Olarak Başkaldırı
Bu gençleri 68 kuşağıyla da kıyaslamamak lazım 80 kuşağıyla da kıyaslamamak lazım..
Eyleme giden gençlere sorulan soruya verdikleri cevap “geleceğimden endişe ediyorum” cümlesiydi. Tek bir algıdan çıkmış hissi veren cümlelerle kendilerini ifade etmeye çalışıyorlardı.. Genç dalkavukluğu yapanlar bu söylemlerin ne anlama geldiğini anlamaktan uzak bir biçimde bu gençleri -kendilerini devrimci addeden- 68 kuşağına benzeterek hayali bir nostalji ile yangına körükle gitmeyi seçiyorlardı.
Ben 80 kuşağına mensup bir insanım. Liseyi yeni bitirmiştim . O zaman belli eğilimler vardı.Milliyetçiler, komünistler, şeriatçı islamcılar ve belli dinsel cemaatler vardı. Hepsinin de sistemle bir biçimde sorunu vardı.
Bu eğilimlere mensup gençlerin hepsi sistemin içinde, sistemin problemlerini idrak ederek mücadele veriyor ve kendi ideolojik anlayışlarıyla toplumun kurtulacağına inanıyorlardı. Büyük çoğunluğu maddi açıdan yoksun ve yoksul kesimlerdendi.
Çoğu meyveyi haftada bir kere ya görür ya görmezdi. Çoğunun evine meyve bile girmezdi. Ayakkabı tamircisinde beş altı kere aynı ayakkabıyı tamir ettirdiğini bildiğim devrimci gençler vardı. Paltosu olmayan öğrenciler vardı. Kıscası kendilerine sunulan ortamın bütün adaletsizliklerini, bütün rezilliklerini iliklerinde hissederek onlarla yüzleşerek yaşıyorlardı.. Bu yüzden hepsi devrimci bir ruha sahipti. Çünkü düzenin değişmesi gerekiyordu.. Onlar geleceğe korku ile değil, ümit ile bakıyorlardı. Kötü buradaydı, şimdideydi ve bunu düzeltmek mümkündü..Onlar yaşanan pratiğin ürettiği sahici problemlerle boğuşuyorlardı. Bu yüzden gelecekle korkutulma gibi bir ayartma ile karşılaşmıyorlardı. Korkulacak her şeyin bizzat içinde yaşıyorlardı.. Sokaklar güvensiz, hastaneler bakımsız, köyler yolsuz, caddeler ışıksız, okullar sahipsiz, ekonomi batıktı.. Mafya, çete, silahlı güç kavgaları, kurtarılmış mahalleler, siyasi cinayetler ortasında yaşam mücadelesi veren bir kuşaktı…Hapishanelerde bile güven yoktu. Hapishanedeki rakiplerin imhası için bombaların yoğurt kaplarıyla , yağ kutularıyla gönderildiği bir korkunç ortamdı..Bir tek mezarlıkların huzurlu göründüğü bir ortamdı..
Bu ortamda yetişen her kesimden gençler kitap okurdu. Marksistlerden İslamcılara, hepsi okurdu.. O dönemde her kesimin mütefekkirleri , sanatçıları, şairleri vardı. O gençlerin dava önderleri vardı. Necip Fazıllar, Nazım Hikmetler, Sezai Karakoçlar vardı. Hepsinin şarkıları vardı …
Gerçek Sorunlara Çözüm Arayanlar ile Varoluşlarına Anlam Arayanlar Arasındaki Derin Fark
Şimdiki gençlerde olmayan şeyler bunlar. Bilgisayarın başında boş vakit dışında bir problemi olmayan, ki bu yüzen şimdi ile değil, gelecekle korkutulan gençler bunlar. Bu gençlerin ekonomik sıkıntıları ile ne 68, ne de 80 kuşağının ekonomik sıkıntıları asla kıyaslanamaz. Bugün Belediye önünde toplanan gençlerin hayat hakkında en ufak bir perspektifi olmadığı gibi, ne okudukları ciddi bir kitapları, ne de ciddi bir mütefekkirden haberleri var. Bir kısmı marketlere düşmüş popüler kitapları da fiyaka babında ellerinde tutmaktadır. Bu yüzden belli bir rasyonel ya da ideolojik amaç taşımaktan ziyade kendilerini taraf ya da karşıt olma ile ifade etmeyi denemektedirler. Karşıtlık üzerinden kendilerine bir aidiyet yaratmakta ancak bu karşıtlığın ne olduğunu da idrak etmemektedirler. Çünkü gerçekler dünyasında yaşamamaktadırlar. Daima geleceğe ilişkin korkutulmakta; bir illüzyon dünyasına mahkum edilmektedirler. Bütün Suriyelileri sapık, Kelime-i Tevhid bayrağını Suudi Arabistan bayrağı sanacak kadar kendine ve toplum gerçekliğine uzak, Avrupaya her gidenin bir iki haftada zengin olacağına, Kız Kulesinin çalındığına inanan , sosyal medya ilişkileri ile yönlendirilip dolduruşa getirilmeye müsait bir yitik kuşak bu.
Aslında trajik bir yurtsuzluk; yitik bir aidiyetten muzdarip bir kuşak. Yurtdışına kaçma özlemi de bu yüzden.
Hayatın içinde yaşamadıkları için hayata ilişkin söyleyecek sözleri de yok.. Sadece sanal ilişkiler ve sanal ortamda üretilen basmakalıp anlayışların dillendircisi olmaktan öte bir işleve sahip değiller.
Başkasının düşünceleri, başkasının sloganları..Gerçek bir problemin ne olduğunu bile söyleyebilecek durumları yok..Bunların aklında Gazze yok, soykırım yok, dezavantajlı insanların sorunları yok. Hatta üniversitelerindeki yemeğin kalitesini bile sorgulamaktan aciz bir kuşak..
Bu gençler ne insanla ne eşyayla ne de kendi benlikleri ile ciddi ilişki kuramamakta, kendilerini bir yere ait hissetmemekte, bir illüzyon imparatorluğunda kendilerine dost ve düşman yaratarak varolmaya çalışmaktadırlar. Bu yüzden bu gençleri ne 68 kuşağıyla ne 80 kuşağıyla kıyaslamak mümkün değildir.
Bu gençler, yalnızlık ve modern çağın getirdiği ilişkisizlikten doğan refleksle bir şeye taraftar ya da bir şeye karşı olmayla tatmin olmaya çalışmaktadır. “Yaşa” veya “kahrol” dışında bir reflekse sahip olmamaları onları kolaycılık ucuzculuk ve sahteciliğe düçar kılmaktadır.
