Faust Efsanesine Önsöz
GİRİŞ
İnsanlar en çok neyi arzular? Ölümsüz ruhlarını ne uğruna takas etmeye razı olurlar? Bu iki soru, yüzyıllardır toplumu meşgul etmekte ve bu ebedi sorular, en yoğun ifadesini Faust efsanesinde bulmaktadır.
Batı edebiyatı, yüzyıllardır insan bilincini meşgul eden birkaç temel mit tarafından şekillendirilmiştir. Bu mitlerden bazıları hemen akla gelir: Sindirella masalı (belki de Batı uygarlığımızın kurucu miti), Davut ile Golyat’ın İncil’den gelen öyküsü, Dev Katili Jack ya da Aziz George ve ejderha gibi halk hikâyeleri, Kral Arthur, Yuvarlak Masa Şövalyeleri ve Kutsal Kâse anlatısı… Benim çalışmam ise Batı kültürünü tanımlayan bir başka temel mite odaklanır: büyülü Faust hikâyesi. Bu güçlü efsane, Orta Çağ halk hikâyelerinin bataklıklarında kök salmış, Rönesans’ta tomurcuklanmış, 19. yüzyılın tiyatro ve operasında çiçek açmış, 20. ve 21. yüzyılın tiyatrosu, romanı ve sinemasında ise meyve vermiştir.
Bu unutulmaz öykü; Washington Irving, Ivan Turgenyev, Mihail Bulgakov ve Thomas Mann gibi seçkin romancılar ile Christopher Marlowe, Gotthold Ephraim Lessing, Johann Wolfgang von Goethe, George Sand, W. B. Yeats, A. V. Lunaçarski, Frank Wedekind, Michel de Ghelderode, Dorothy Sayers, Paul Valéry, Lawrence Durrell, Václav Havel, David Mamet ve David Davalos gibi önemli oyun yazarları tarafından tekrar tekrar anlatılmıştır. Arthur Davidson Ficke gibi daha az bilinen yazarlar da bu efsaneye katkıda bulunmuştur.
Ayrıca Faust efsanesi, yalnızca edebiyatı değil, müzik, resim ve sinemayı da derinden etkilemiştir. Beethoven, Schubert ve Mussorgsky’nin şarkılarına; Schumann, Wagner ve Mendelssohn’un orkestra ve koro eserlerine; Liszt ve Mahler’in senfonilerine; Berlioz, Gounod, Boito, Busoni, Prokofiev ve Stravinsky’nin operalarına ilham vermiştir. Ressamlar arasında Rembrandt, Eugène Delacroix, Salvador Dalí ve Max Beckmann, bu efsaneye görsel yorumlar katmıştır. Sessiz film döneminden günümüze kadar pek çok filmde bu arketipsel hikâye işlenmiştir.
Bölüm 1: Faust Efsanesinin Arka Planı
Bu arketipsel öykünün sonraki biçimlerini tam anlamıyla kavrayabilmek için, efsanenin ortaya çıkış tarihine dair bir bilgiye sahip olunması gerektiği varsayımıyla incelememe başlıyorum. Bu nedenle, Faust hikâyesinin kökenlerini araştırmak üzere Orta Çağ halk edebiyatının verimli toprağına yöneliyorum.
Büyücü efsaneleri, bu köklerin en derin olanını sunar. Faust’a sonradan atfedilen birçok öykü, daha önce Simon Magus, Aziz Cyprian ve Theophilus gibi karizmatik büyücüler hakkında anlatılmıştır. Bu üç figür, sıklıkla Faust’un öncülleri olarak gösterilir. Ayrıca, iblisler ve kibirli Deccaller gibi temaları işleyen Orta Çağ’a ait İncil döngüsü oyunları, Faust efsanesinin bir diğer önemli kaynağıdır. Son olarak, herkesin simgesi olan karakterleri, kurnaz “Günah” figürlerini ve iyilikle kötülük arasındaki içsel savaşı (psikomaki) içeren Orta Çağ ahlak oyunları, bu edebi “adamotu” için bir başka köklü kaynak sunar.
Efsanenin edebi kökenlerini gözden geçirdikten sonra, bu bölümde tarihsel Faust’u araştırmaya koyuluyorum. Gezgin bir büyücü olan bu karakterin arka planı uzun süredir tartışma konusu olmuştur. Ancak araştırmacılar, Johann Faustus adında bir adamın gerçekten yaşamış olduğu konusunda hemfikirdir. “Faustus” ismi “uğurlu” anlamına gelir; bu Latince soyadı, muhtemelen büyü yetenekleri nedeniyle verilmiş olabilir.
1587 yılında, bu çok gezen ve şüpheli mucizeleriyle tanınan adam hakkında anlatılan çeşitli hikâyeler, kimliği bilinmeyen bir yazar tarafından derlenmiş ve dindar bir Protestan olan Johann Spies tarafından yayımlanmıştır. Bu eser, Historia von D. Johann Fausten (Doktor Johann Faustus’un Hikâyesi) adıyla tanınır ve halk arasında Alman Faust Kitabı (German Faustbook) olarak bilinir. Ne yazık ki bu eserin çağdaş bir İngilizce çevirisi mevcut değildir. Ancak, 1587 ile 1592 yılları arasında sadece “P. F. Gent (Beyefendi)” olarak tanımlanan gizemli biri, bu metni İngilizceye uyarlamıştır. İngiliz Faust Kitabı (English Faustbook) adıyla anılan bu çeviri, akademisyenler tarafından Christopher Marlowe’un büyük tragediyası Doctor Faustus için temel kaynak olarak kabul edilir.
Bu çalışmamda da, edebi önemi nedeniyle İngilizce versiyonu esas alacağım. Ancak neyse ki, John Henry Jones’un editörlüğünü yaptığı bu versiyon, Almanca orijinalin büyük bölümlerini de İngilizceye çevirmiştir. Bu çeviriye dayanarak, Alman ve İngiliz Faust kitaplarını karşılaştıracak ve her birinin Faust efsanesine nasıl özgün katkılar sunduğunu ortaya koyacağım.
Faust Kitapları, daha sonra yazılacak birçok dramatik versiyonda da görülecek olan temel formülü sunar: İki ana karakter – baş kahraman Faust (ya da Faustus) ve onun şeytani baştan çıkarıcısı Mephostophiles (bu isim, ilk kez burada şeytanla ilişkilendirilmiştir); kanla imzalanmış bir anlaşma (Theophilus efsanesine bir gönderme); Faust’u tövbeye yönelmekten alıkoyan kadın baştan çıkarıcı; ve kahramanın ahlaki çöküşü. Ancak, Faust’un sonraki temsilcilerinin hepsi, Faust Kitapları’ndaki gibi kesin bir şekilde lanetlenmiş değildir.
Bölüm 2: Marlowe’un Doctor Faustus’u
Hem Alman hem de İngiliz Faust Kitapları, yüce arzularla bayağı tutkuların, görkemli hayallerle aşağılık isteklerin, neşeli mizahla trajik umutsuzluğun çelişkili bir şekilde harmanlandığı eserlerdir. Bu kitabın ikinci bölümünde, İngiliz Faust Kitabı’nın, Christopher Marlowe’un trajedisi üzerindeki etkisini gösteriyorum. Marlowe, kaynağının bu melez yapısını (bir yandan trajedi, diğer yandan güldürü kitabı) ve kahramanının eksik biçimini (bir yandan devasa bir figür, diğer yandan bir soytarı) korumuştur. Hatta, sahne sanatlarında doyumsuz bir yenilikçi olan Marlowe, bu çelişkili yapıyı daha da ileri götürmüş ve edebiyat tarihinin en sorunlu oyunlarından birini ve en çelişkili kahramanlarından birini yaratmıştır.
Edebiyat dünyasında çok az eser, Doctor Faustus kadar hararetli tartışmalara yol açmıştır. Oyunu kahramanca bir yorumla değerlendiren bazı yorumcular, onu Rönesans bireyciliğinin insanist kahramanı olarak görür. Bu yoruma göre, Faustus ruhunu, Rönesans’ın yücelttiği bilgi, güzellik, güç gibi değerler karşılığında satar. Buna karşılık, Hristiyan görüşü benimseyen yorumcular, bu eseri dindarca bir ahlaki dram olarak yorumlar ve Faustus’u günahkâr bir şekilde mahvolan bir ruh olarak görür.
Bu trajediyi çevreleyen eleştirel tartışma labirentinde okuyucuya rehberlik etmeye çalıştıktan sonra şu sonuca varıyorum: oyun, hem Hristiyan hem de hümanist okumaları doğrular. Kahraman, aynı anda hem hayran olunacak hem de eleştirilecek, hem sempati duyulacak hem de kınanacak bir figür olarak sunulur. Kahramanın çok yönlü doğasına yönelik bu çelişkili bakış açıları, oyunun her iki yorum biçimini de geçerli kılan sorgulayıcı bir yapıya sahip olduğunu gösterir.
Bu oyun, Marlowe’un en çok okunan ve en sık sahnelenen eseridir. Marlowe, yalnızca İngiliz edebiyatında ilk kez sorgulayıcı bir drama yazmakla kalmaz; aynı zamanda İngiliz sahnesinde ilk kez tam anlamıyla içsel çatışmalar yaşayan trajik bir kahraman yaratır. Bu bölümde ayrıca, Marlowe’un oyununun, Faust efsanesinin daha sonraki dramatik versiyonlarında yer alacak temel özellikleri nasıl kodladığını da gösteriyorum: baştan çıkarıcı olarak Şeytan, kanla imzalanmış anlaşma, Faust’u lanete sürükleyen kadın, ve kahramanın aşağıya doğru giden ahlaki düşüşü. Ayrıca, Marlowe’un kahramanı hem yücelten hem de alaya alan bu çelişkili bakışı, Goethe’nin Faust’una ve sonraki birçok uyarlamaya da etki edecektir.
Bölüm 3: Goethe’nin Faust’u
Bu kitabın üçüncü bölümü, 17. ve 18. yüzyıllarda Faust efsanesinin nasıl yozlaştığını inceleyerek başlar. Bu dönemde Faust hikâyesi, yalnızca Marlowe’un oyunlarının kısaltılmış versiyonları olarak değil, aynı zamanda İngiltere, Almanya ve Avrupa’nın dört bir yanında halk tiyatroları ve kukla gösterileri yoluyla sahnelenmeye devam etti. Bu gösterilerde, Faust geleneğine zamanla eklenen komik numaralar ön plana çıkmaya başladı. Nihayetinde, Marlowe’un trajik “fazla ileri giden adamı” (overreacher) figürü, acıklı bir Harlequin karakterine indirgenerek, aşağılayıcı komedya dell’arte tarzına dönüştü.
Bölümün geri kalanında, Johann Wolfgang von Goethe’nin bu yozlaşmış Faust figürünü, kendi iki bölümlük görkemli oyunuyla nasıl yeniden yücelttiğini inceliyorum. Birinci Bölüm 1808 yılında yayımlanmış, İkinci Bölüm ise Goethe’nin 1832’deki ölümünden sonra, 1833 yılında basılmıştır. Analizimin büyük kısmı David Luke’un çevirisi temel alınarak yapılmıştır, ancak Walter Arndt ve Charles E. Passage tarafından yapılan alternatif çevirilere de sıkça atıfta bulunuyorum.
Goethe, Marlowe’un çelişkili kahramanını – kısmen yüce bir kahraman, kısmen halk tipi bir soytarı – ve onun eşsiz ama belirsiz oyununu – kısmen yakıcı bir trajedi, kısmen ahlaki bir komedi – alır ve onu hiçbir kategoriye uymayan muhteşem bir drama dönüştürür. Bu eser, kutsal metinlerden esinlenmiş bir çerçeve, tam anlamıyla trajik bir kahraman ve sürprizli bir mutlu son içerir. Bölüm, Goethe’nin başyapıtı ile Marlowe’un trajedisini karşılaştırır ve her iki oyunun da hem kendi tarihsel dönemlerinin ruhunu (zeitgeist) hem de yazarlarının vizyonlarını nasıl yansıttığını gösterir.
Marlowe’un oyunu, geleneksel dindarlık ile yükselen seküler düşünce arasındaki bir çatışmayı yansıtır. Goethe, yüz yılı aşkın bir süre sonra kendi versiyonunu yazarken, bu yükselen seküler söylem artık egemen konuma gelmiştir. Goethe’nin Faust’u, bu egemen söylemi – sekülerlik, deneycilik, hümanizm ve bireycilik – kutlayan bir yapıya sahiptir.
Ancak, bu iki versiyonun dayandığı değer sistemleri ne kadar farklı olursa olsun, Goethe’nin oyunu, Marlowe’un getirdiği yenilikleri devam ettirir. Marlowe’un tragedyasında olduğu gibi, Goethe de kahramanının yolculuğuna iki karşıt yorum sunar. Şu soruyu ortaya koyar:
Bu oyun, kahramanının büyüyü reddetmesi, arzularına ulaşması, başarıyla ölmesi, lütuf içinde vefat etmesi ve sonunda kurtarılması ile sona eren yüceltici bir anlatı mıdır?
Yoksa Faust’un çabası, finalde bile, yalnızca başarısızlık ve hayal kırıklığı mı getirir, geride yıkılmış bedenler ve kırık hayatlar mı bırakır?
Goethe’nin bu büyük kozmik dramasının analizine yönelik yapılan kapsamlı akademik çalışmaları inceledikten sonra şu sonuca varıyorum: tıpkı Marlowe’un oyununda olduğu gibi, Goethe’nin başyapıtı da hem kutlayıcı hem de ironik okumalara açık bir dengededir. Her iki yorumu da aynı anda geçerli kılabilecek kadar incelikli ve ikna edici bir şekilde kurgulanmıştır.
Goethe’nin Faust’u ayrıca Aydınlanma ve Romantik dönemler için “iyi” ve “kötü” kavramlarını yeniden tanımlar. “Cennet’te Prolog” bölümünde, Tanrı erdemi “hareket” ve “çaba” ile, kötülükü ise “hareketsizlik” ve “atalet” ile özdeşleştirir. Goethe’nin bu büyük kozmik oyunu sonrasında, sürekli çaba ve dur durak bilmeyen istek, sonsuza dek Faustçu ruh ile özdeş hale gelmiştir.
Bölüm 4: Goethe Sonrası Faust Efsanesinin Dramatik Uyarlamaları
Goethe’nin Faust’unun iki bölümünün yayımlanmasını takip eden iki yüzyıl boyunca, Faust efsanesine dayanan pek çok tiyatro oyunu yazılmıştır – kimileri sahne için, kimileri ise sahne dışı metinler olarak. Bu projeye başlarken, bu efsaneden esinlenen oyunların sayısına şaşırdım. Bu oyunlar yalnızca Amerika Birleşik Devletleri ve Britanya’yı değil, birçok Avrupa ülkesini de kapsamaktadır.
Görünüşe göre, birçok tanınmış yazar, kariyerlerinin bir noktasında Faust hakkında bir oyun yazmaya heves duymuştur. Bu durum ister Frank Wedekind, Michel de Ghelderode, David Mamet, David Davalos gibi tiyatro yazarları olsun, ister George Sand ya da Lawrence Durrell gibi romancılar, Dorothy Sayers gibi polisiye yazarları ya da W. B. Yeats, Arthur Davison Ficke, Paul Valéry gibi şairler için geçerlidir. A. V. Lunaçarski ve Václav Havel gibi politik polemikçiler de buna dahildir. Bu kadar çok eser olması nedeniyle, bu bölümde ele alacağım oyunları seçerken oldukça sıkı ölçütler belirlemem gerekti.
İlk olarak, bu bölümde sadece Faust hikâyesinin uyarlamalarına odaklanıyorum; Marlowe’un Doctor Faustus’u ve Goethe’nin Faust’unun sahneye konmuş versiyonlarına değil. Uyarlama terimini tanımlarken Linda Hutcheon’ın görüşünden yararlanıyorum: Ona göre uyarlamalar, “başka eserlerin belleğimizde yankılanması yoluyla onları yeniden ama farklı bir biçimde deneyimlememizdir.” Hutcheon, uyarlamaları hem benzerlik hem de farklılık içeren, aynı anda hem özgün hem de başkasına ait olan eserler olarak över.
Julie Sanders, bu tanımı daha da geliştirerek şunu belirtir:
“Uyarlamaları, genellikle yerleşik, kanonik metinlerin yeni türlerde veya yeni kültürel/yaşamsal bağlamlarda yeniden yorumlanmasıyla ilişkilendiririz. Uyarlama, çoğu zaman kaynağına, başlık veya dolaylı göndermeler yoluyla işaret eder.”
Bu bölümde ele aldığım çağdaş oyunları değerlendirirken, “uyarlama” ile “sahiplenme (appropriation)” arasındaki farkı da ayırt etmeye çalıştım. Shakespeare çalışmaları içinde bu iki kavramı ayırmaya yönelik geniş bir eleştirel çerçeve vardır. Sanders, sahiplenmeyi şöyle tanımlar:
“Sahiplenme, kaynaktan daha uzak bir yolculuk içerir ve tamamen yeni bir kültürel ürün ortaya koyar. Medya değişimi ve metnin bağlamından kopması bu farkı güçlendirir.”
Bu ayrımı dikkate alarak, aşağıdaki oyunları uyarlamadan çok sahiplenme olarak değerlendiriyorum:
Yeats’in The Countess Cathleen’i
Wedekind’in Franziska’sı
George Sand’ın The Seven Strings of the Lyre adlı eseri
David Davalos’un Wittenberg adlı oyunu
Bu oyunlar Faust efsanesine çeşitli göndermeler içerse de, ne doğrudan Faust karakterini ne de şeytanla yapılan anlaşmayı konu alır. Örneğin Wittenberg, Marlowe’un trajedisinde yer alan olaylardan önceki dönemi anlatan bir ön hikâye gibidir.
Bu nedenle, bu dört eseri uyarlamadan çok birer yeniden yaratım/sahiplenme olarak değerlendiriyorum.
Bu bölümde incelediğim uyarlamaların ortak özellikleri şunlardır:
Kahramanın adı genellikle Faust (ya da benzeri)
Antagonist olarak Mephistopheles ya da onun yerini alan bir figür yer alır
Şeytani anlaşma ya doğrudan ya da dolaylı şekilde oyunda mevcuttur
Mephistopheles’in yerine geçen karakterler örnek olarak:
Wedekind’in Franziska oyunundaki Veit Kunz
Ficke’in Mr. Faust’undaki Nicholas Satan
Ghelderode’un The Death of Doctor Faustus’undaki Diamotoruscant
Havel’in Temptation’ındaki Fistula
Mamet’in Faustus’undaki Magus
Ayrıca, sadece başlık veya karakter adı bakımından Faust’la bağlantılı olsa da, içeriğinde efsane ile zayıf bağlar taşıyan bazı oyunları dışarıda bıraktım. Bunlara örnek olarak:
Tommaso Landolfi’nin Faust 67’si
Edgar Brau’nun Fausto’su
Paul Valéry’nin The Only One ya da Curse of the Cosmos adlı tamamlanmamış eseri
John Evelyn’in A Tragedy of Faustus adlı fragmanı
Bazı çağdaş oyunlar, Faust anlatısının geleneksel unsurlarından bilinçli şekilde uzaklaşır. Örneğin, aşağıdaki öğeleri artık çağ dışı (anakronik) buldukları için kullanmazlar:
Aşırı hırslı kahraman (overreacher)
Şeytani baştan çıkarıcı
Kanla imzalanmış anlaşma
Dişi baştan çıkarıcı
Kahramanın ahlaki çöküşü
Doğaüstü yapı
Goethe sonrası Faust geleneği, Marlowe’dan farklı bazı özellikler içerir. Goetheci biçimde:
Kanlı anlaşma yerine şeytani bir bahis vurgulanır
Baştan çıkarıcı kadın yerine kurtarıcı kadın figürü öne çıkar
Kahramanın çöküşü yerine ahlaki gelişimi (bu nokta tartışmalıdır) işlenir
Sonuçta kahraman genellikle kurtuluşa ulaşır
Yine de, seçtiğim tüm oyunlar Faust efsanesinin, yazarların içinde yaşadığı dönemin ruhunu (zeitgeist) nasıl yansıttığını gösterir.
Ayrıca şunu belirtmeliyim ki, Marlowe ve Goethe’nin Faust oyunları üzerine bolca akademik yorum yapılmışken, Goethe sonrası uyarlamalar hakkında yapılan eleştirel çalışmalar oldukça sınırlıdır. Umarım bu kitap, bu az bilinen ama her zaman ilgi çekici oyunlara dair yeni ilgiler uyandırır.
Bu bölümde aşağıdaki eserleri tartışacağım:
George Sand, A Woman’s Version of the Faust Legend:
W. B. Yeats, The Countess Cathleen (1892–1913)
-
A. V. Lunaçarski, Faust and the City (1908–1916)
-
Frank Wedekind, Franziska (1911)
-
Arthur Davison Ficke, Mr. Faust (1913–1922)
-
Michel de Ghelderode, The Death of Doctor Faustus (1925)
-
Dorothy Sayers, The Devil to Pay (1939)
-
Paul Valéry, My Faust (1940)
-
Lawrence Durrell, An Irish Faustus (1963)
-
Václav Havel, Temptation (1985)
-
David Mamet, Faustus (2003)
-
David Davalos, Wittenberg (2008)
Bölüm 5: Sinemada Faust
Bu kitabın beşinci bölümü, Faust’un sinemadaki serüvenini izler. Faust, hem Avrupa hem de Britanya sinemasında başarıyla yer almış; ardından Amerika’ya göç ederek izleyicileri büyülemeye devam etmiştir. Belki de bu uzun soluklu anlatının asıl yıldızı, birçok takma adıyla (örneğin Mephistopheles, Bay Scratch, Applegate, Henry O. Tophet) karşımıza çıkan şeytanın ta kendisidir.
Faust efsanesinin çok sayıda farklı dilde sinema uyarlaması ve yeniden yorumu yapılmıştır. Bu nedenle, bu bölümde inceleyeceğim film sayısını sınırlı tutmam gerekti. Bu yoğunluktan dolayı, sadece Faust Kitapları, Marlowe’un Doctor Faustus’u ve Goethe’nin Faust’u tarafından belirlenmiş geleneksel formüle en sadık kalan yapımları analiz etmeyi seçtim. Bu seçim, bazı dikkat çekici filmlerin dışarıda bırakılmasına yol açtı. Örneğin:
-
The Picture of Dorian Gray
-
The Cabin in the Sky
-
The Devil and Max Devlin
-
The Devil’s Advocate
Bu filmler ilginç Faust temaları taşımakla birlikte, geleneksel şablona tam olarak uymazlar.
Bu sinema bölümünde de, tıpkı tiyatro uyarlamalarında olduğu gibi, uyarlama (adaptation) ile sahiplenme (appropriation) kavramları arasında ayrım yapmaya çalıştım. Sanders’ın tanımına göre:
-
Uyarlama, Faust efsanesine açık atıf yapan, karakter adı olarak Faust ya da Mephistopheles’i kullanan, doğrudan bağlantılı yapıtlardır.
-
Sahiplenme ise, Faust’a dair doğrudan referans içermese de onun temel unsurlarını (ruhunu şeytana satmak, baştan çıkarıcı teklif, ahlaki çöküş vb.) yansıtan ama kendi başına bağımsız bir kültürel ürün olarak ortaya çıkan filmlerdir.
Bu bölümde ilk olarak, Marlowe’un Doctor Faustus’una dayanan tek sinema uyarlamasını ele alıyorum: Nevill Coghill ve Richard Burton tarafından 1967’de çekilen film. Bu versiyon, Marlowe’un metninden önemli ölçüde sapmalar içerdiği için, doğrudan bir sahneleme değil, bir uyarlama olarak kabul ediyorum.
Daha sonra aşağıdaki yabancı Faust uyarlamalarını inceliyorum:
-
F. W. Murnau’nun Faust’u (Almanca, sessiz film – 1926)
-
René Clair’in The Beauty of the Devil (La Beauté du Diable, Fransızca – 1952)
-
Jan Švankmajer’in Faust’u (Çekçe – 1994)
-
Alexander Sokurov’un Faust’u (Rusça – 2011)
Son olarak, aşağıdaki İngilizce sinema sahiplenmelerini analiz ediyorum:
-
The Devil and Daniel Webster (1941)
-
Alias Nick Beal (1949)
-
Damn Yankees (1958)
-
Bedazzled (1967)
-
Oh, God! You Devil (1984)
-
Crossroads (1986)
-
Angel Heart (1987)
-
Bedazzled (yeniden çevrim – 2000)
İncelediğim yabancı filmlerin tamamı, Faust efsanesine açık referanslar içerir ve karakterleri doğrudan Faust anlatısından alır. Bu filmler, özellikle Goethe’nin Faust’undan beslenir.
Öte yandan, İngilizce filmlerin büyük çoğunluğu, özellikle Amerikan yapımları, açıkça Faust hikâyesine atıfta bulunmaz. Ancak, bu filmlerde de Faust efsanesinin temel öğeleri (ruhunu şeytana satmak, dilek karşılığı anlaşma, ahlaki bedel vb.) açıkça görülür. Özellikle Amerika’da, bu filmler üzerinde Marlowe’un ya da Goethe’nin değil, daha çok The Devil and Daniel Webster ve Damn Yankees gibi popüler Amerikan versiyonları etkili olmuştur.
Sonuç (Epilogue)
Bu kitabın Sonuç bölümünde, Faust efsanesine dair sayısız dramatik ve sinemasal uyarlama ve sahiplenme arasında bulunan hem birleştirici özellikleri hem de belirgin farklılıkları özetleyeceğim. Ayrıca, bu efsanenin neden bu kadar dayanıklı olduğunu ve günümüz toplumunda hâlâ neden bu kadar etkili olduğunu sorgulayacağım.
Faust hikâyesi, yüzyıllardır sanatçılar, düşünürler ve izleyiciler için büyüleyici bir anlatı olmayı sürdürüyor. Bunun nedeni yalnızca ruhunu şeytana satan bir adamın çarpıcı hikâyesi olması değil; aynı zamanda bu anlatının, dönemlerin değişen değerlerine, korkularına ve umutlarına göre sürekli yeniden şekillendirilebilir olmasıdır.
Faust’un arzusu—güç, bilgi, gençlik, aşk ya da başka bir şey—her dönemin “arzu nesnesi”yle özdeşleşebilir. Aynı şekilde, onu baştan çıkaran şeytan figürü de farklı toplumların kötülük anlayışına göre evrim geçirir. Böylece Faust anlatısı, bir anlamda kültürel bir ayna işlevi görür: Her toplum, bu hikâyeye bakarak kendi arzu ve ahlaki sınavlarını görür.
Bu nedenle Faust efsanesi:
-
Tarih boyunca yeniden yazılmış,
-
Farklı türlere uyarlanmış,
-
Yazarların ve yönetmenlerin kendi çağlarına dair eleştirilerini yansıttığı bir zemin olmuştur.
Bu çok yönlülük, onun neden kalıcı olduğunu açıklamaya yardımcı olur. Çünkü Faust, yalnızca bireyin içsel çelişkilerini değil, toplumun ruhunu da gözler önüne serer. Her yeni yorum, sadece bir yeniden anlatım değil, aynı zamanda bir yorumlama, hatta bir müdahaledir.
Ve bu da gösteriyor ki: Faust’un ruhunu şeytana satma hikâyesi, aslında hepimizin satıp satmamayı düşündüğü bir şeydir.
-
-
Sara Munson Deats Dr. Deats’in uzmanlık alanı Elizabeth ve Jacobean tiyatrosudur, ancak Erken İngiliz Edebiyatı’nda genel bakış dersleri ve Feminist Edebi Eleştiri ve Yayın İçin Yazma’da lisansüstü dersler de vermiştir. Christopher Marlowe’un oyunları üzerine bir feminist çalışmanın yazarıdır, adı Sex, Gender, and Desire in the Plays of Christopher Marlowe (1997)’dur ve Robert Logan ile birlikte Marlowe’s Emprey: Expanding His Critical Contexts (2002) ve Placing the Plays of Christopher Marlowe: Fresh Critical Contexts (2008) adlı iki deneme koleksiyonunun ortak editörlüğünü yapmıştır, ayrıca saygın Routledge Shakespeare Criticism Series için Antony and Cleopatra: New Critical Essays (2005) adlı başka bir deneme koleksiyonunun tek editörü olarak görev yapmıştır .

