Ağaçların Kasidesi: Ümmî Peygamber’i (s.a.v.) Övüş
“
“Şiirim, sizi andığımda daha da güzelleşir;
çünkü güzelden söz edildiğinde gazel de güzelleşir.”
— Bahaeddin Züheyr
1.
Rüzgârın esişi büküyor ağaçları,
Dizlerinin bağı çözülmüş gibi sallanıyorlar;
Yıldırım çatlatıyor ağır dalları,
Ağlamalarının üzerinde alevler açıyor.
Gök gürültüsü yankılanıyor iniltilerinde,
Kuşların şarkısının yerini alarak;
Sarsan onları bu fırtına mı,
Yoksa senin meltemine duydukları özlem mi?
Evet, Akik Vadisi’nden gelen o koku
Ulaştı bana;
Öyle eşsiz ki,
Bakî’nin rayihası eşliğinde…
Sen benim bahçem ve baharımsın,
Ya wirdî wa wurûdî,
Rawdatî wa ‘awdatî,
Nûrul-‘aynî, suwaydî.
(Ey virdim ve varışım, bahçem ve dönüşüm, gözümün nuru, kalbimin karası)
Zavallı ruhumun en büyük arzusu,
Senin kapının eşiğidir;
Ve bahçenin o altın parmaklıkları,
Kaburgalarımın olmak istediği şeydir.
Bu özlem çok uzadı,
Yalnızlık bile terk etti beni;
Dağlarım ufalanıyor
Senin susuzluğunun denizindeki tuza.
Ellerini öpemezsem eğer,
Hafızanın şiirini harmanlayacağım;
Güzelliğinin şarkılarından yudumlayacağım,
Hayalini yeniden bana çağırmak için.
Bahsettiğimde senden, güzelleşir şiirim:
Çünkü o güzel anlatıldığında, aşka dair şiirler de güzelleşir.
Ruhumu teselli etme umuduyla
Daldım her şeyin içine;
Buldum seni orda, umudun çaresizliğinde:
Senden asla özgür olamayacağım.
Ama nasıl cüret edebilirim seni övmeye,
Allah’ın Kitabı bu övgüyü yapmışken?
Ben bir gölgenin lekesinden bile azım
Ayağının tozunun altında.
Ama mademki sen O’nun aynası ve övgüsüsün
—Her şey daima O’nun övgüsünü terennüm ederken—
Seni övmekten geri durmak
Tam anlamıyla imkânsızlık.
Her iyi amel sana işaret ederken,
Hatta bütün günahlarım bile;
Çünkü tüm gölgeler över kaynaklarını
Gerek uzarken gerek kısalırken.
Sen olmasaydın, hiçbir şey bilemezdik
Aşktan, ünsiyetten (yakınlıktan);
Ve seni sevmek olmasaydı,
Hiçbir şey bilemezdik tevhidden.
Hiçbir şey yoktur O’nun gibi,
Aynasının güzelliği olan sen hariç;
Bu yüzden kimse yoktur senin gibi,
Herkes sever seni doğal olarak.
Fakat kimsin sen, böylesine güzel?
Kimse bilmez seni O’ndan başka;
“Sen olmasaydın” ne görünürdü?
İn lem takun, o halde kim görür?
God’ın yüz katlı sevgisi gizlidir,
Sarmalanmış gizeminde;
Seni indirdi onun anahtarı olarak,
Tüm rahmetin pınarı.
Böylece tüm nazik şefkat,
Her annenin kucaklayışı,
Her yumuşak kalbin merhameti gelir
Benim Nebiyyil-Ümmîmden.
2
Zirveye ulaştıktan sonra her şey geriler,
Senin dolunayının güzelliği hariç;
Gittikçe parlayan, kör eden güneşleri
Her gün yeni bir zirvede.
Süslenmiş renklerin sınırlarıyla
Sınırsız berraklıktan;
Işık yetkinleşiyor
Senin mükemmel, berrak bedeninle.
Gölgenin ışığı yükseliyor,
Güneş, ay ve yıldızların doğuşu;
Ve battıkları yer
Yüzüğündeki mühürdür.
Çünkü denizle yarışmaya kalkarsan,
Bağlanıp boğulursun kesinlikle içinde;
Onun erdemleri için çabala, bulacaksın
Onları sonsuz, güneşin koşusu gibi.
Kelimeler, harfler, diller ve tüm sözler
Lal olur, kaçınılmaz olarak
Onun sonsuz nimetlerinin önünde;
Sayılar düşer, manayla sersemlere döner.
Hepimiz, hem insan hem cin,
Yaratıldık tek bir şey için;
Fakat sen olmasaydın, O yaratmazdı
Hiçbir şeyi.
Her şey senin için yaratıldı,
Fakat sen sevmek için yaratıldın:
İki alem de Allah’ı razı etmek ister,
O ise verir bizim Habîbimizi razı etmek için.
Çünkü seni bilmekle kıyaslandığında,
Diğer her şey sadece cahilliktir;
Ve seni sevmekle kıyaslandığında,
Diğer sevgiler kayıtsızlıktır.
Çünkü senin güzelliğinle kıyaslandığında,
Varlık sadece yokluktur;
Sen kıyas kabul etmezsin,
Her şey senin tatlı kokunla parfümlenmiş olsa da.
3
Bir cin boyun eğmeyi reddetmiş olsa da,
İçindeki ışığına körleşip;
O ışık dışarı parladığında, yıktı onu
Ayaklarından vurup, aklını başından alarak.
Işığından bir kıvılcım düştüğünde
Mısır’ın kuyusuna ve madenlerine;
Kestiler ellerini, parmaklarını,
Çığlıklarıyla Nil’i taşırdılar.
Ama görselerdi senin yüzünü,
Boğazlarını, kalplerini ve gözlerini keserlerdi;
Bedenleri ruhlarından ayırıp,
Nuh’un tufanını şaşkınlıkla boğarlardı.
Gömleğinin kokusu diriltti
Kör babasının yaslı gözlerini;
Nefesinin kokusu kaç kör kalbi
İyileştirdi zaman boyunca?
Yansıman düştüğünde
Tûr’un parlak dağ yamacına;
Kelîmullah (Musa) bayıldı,
Yüzü senin ışığınla bürünmüş halde.
Asası Kızıldeniz’i ayırırken,
Sen ayı yardın, ey gelgitlerin efendisi;
Bazıları su üstünde yürürken,
Sen yıldırımı sürdün Rabbine doğru.
Ve İsâ, Rûhullah
Yükseldiğinde göklere;
Yönetmek için tekrar geri geldiğinde
—Bu senin gücün ve basiretinle olacak.
Zulmün kaleleri çatladı
Senin ışığının doğuşuyla;
Adaletsizliğin sarayları,
Aşkının dalgasıyla taşınan kumlar…
Zorbalığın nehirleri kurudu
Senin için, gözlerin serinliği;
Gözyaşları sevinçten taştı,
Ve yangınlar bile ağladı.
4
Özlem eritti her şeyi
Aynalara, sarhoş, çabalayan
Güzellik denizinin kabaran alametlerinden
Tutabildiklerini tutmaya.
Melekler senin göğsünü yardı,
Senin ay ışığını yarman gibi;
Ve çıkardılar siyah bir noktayı;
Kalplerden çıkardın sen dehşetin gecesini.
Varlığın genişletir tüm göğüsleri,
Kokun hayat verir tüm ruhlara;
Aşkın açar tüm kalplerin kilitlerini
Ve içlerine neşe döker.
Kalplerin o gizli, siyah çekirdeği,
Gece gökyüzündeki dolunay;
Aşkın yanağında güzellik benisin;
Sen her gözün bebeğisin.
Melekler yıkadı kalbini karla;
Güzellik yıkadı bizimkini aşk ateşiyle—
Seninle her şey tatlılık ve huzur,
Alev alev yanan arzunun sancılarında.
Atmadın sen attığın zaman,
Allah attı bizi bu kütüğün/ateşin üstüne;
Fakat sana olan yanan tutku
Davud’un lirinden daha tatlıdır.
Ben zayıfım, neredeyse çaresiz,
Ve bedenim çok yorgun;
Fakat senden birkaç söz ve biraz aşk,
Ruhumun ihtiyaç duyduğu tek şeydir.
Güzelliğin serpiştirilmesi
Kaplar tüm kâinatı;
Seni sevmek ve belki de övmek için
Hiçbir arzu bundan daha yüce olamaz.
Kur’an’ın kokusu gelir
Koyu dudaklarından ve kokulu diş etlerinden;
Senin yüce ahlakın
Yürüyen vahiydir.
5
Kâbe’nin hacıları takip eder seni,
Öpmek için arzularlar siyah taşı;
Çünkü senin dudakların şereflendirmişti onu,
Şimdi çağırmaktadır her kalbi evine.
Süleyman’ın devasa krallığı
Ve efsunun büyüsü için,
Ve aynı şekilde Lokman’ın hikmeti
Çekilmiştir senin ışığının güzelliğinden.
Güzellik âşık oldu sana,
Aşk sende buldu ihtişamını;
İhtişam eğildi, eridi aşkta
Senin mükemmel azametinle.
Övünçten, ihtişamdan, yüceltilmekten,
Kimse yoktur senden daha layık olan;
Yine de kimse yoktur daha mütevazı olan
“el-Fakru fahrî” (Fakirlik övüncümdür) diyenden.
Yaratılmışların en hayırlısı için
Dinlenme yoktur, kalbinin tek
Yastığı tüyden yapılmıştır,
Uçarak geceleri, sonsuzca.
En nihai sonundaki tüm
Zirvelerin, ne gördü kalbi?
Rabbimizin en büyük alametlerini kendisi—
Sidre’nin ayna yapraklarında parlayan.
Sonra inerek-yükselerek
Daha da yakınlaşarak, daima;
Geri geldi, daha da derine dalarak
Huzur’un gizemine.
Çünkü ne düşünmüş olursan ol,
Ve ne kadar uzağı görmüş olursan ol;
psi senin ayak izinin içindedir,
Sonsuza dek, daima yükselen.
Dostlarının dosdoğru yolunda,
Her şey böyledir ve göründüğü gibi değildir;
Usturanın ağzından daha keskin,
Sonsuzdur bu seyrüsülük.
6
Bazıları lanetler Zaman’a aldıkları için;
O her şeyi alır, bu doğru,
Senin güzelliğin hariç,
Hakk’ın parlayan yüzü.
Diğerleri Kader’in oklarına ağlarken,
Âşıkların acı dolu iç çekişleri hakikattir;
Ve ben kutsuyorum Zaman’ı sırf
Onun alışı beni sana getirdiği için.
Çünkü kahkahadan sonra gözyaşları vardır,
Keder tufanları, felaketler süzülür;
Fakat biri vardır ki daha şiddetli:
Aşktan sonra, korkulacak ne kalır?
Bazıları çöller aşar senin için,
Benim yollarım gözyaşı denizlerinden geçer;
Musa’yı geri döndüren Sen
Annesine, lütfen yakınlaştır beni de.
İşittin hiçbir kulağın işitmediğini,
Gördün hiçbir gözün görmediğini;
Bu yüzden sen her gözün görüşü
Ve tüm işitmelerin ışığısın.
Çünkü senin ruhun onun içinde,
Kalbim, bir zamanlar paslı olan, şimdi görüyor;
Ruhum bir soruysa eğer,
Cevap senin bedenindir.
Çadırını topladın, kalbim
Senin kendi meskeninken—
Ne garip ki rüyamda görüyorum seni,
Ben senin rüyanda yaşarken.
Kalbimi alıp gittin,
Şimdi lütfen kalanımı da al;
Aşk geriye artık bırakmamalı,
Al götür beni perdelerin kalkışında.
Ya Ayyuhâ’l-Muzzammil,
Ört beni rahmetinle;
Sarmala beni
O yüce vasıflarının hırkasıyla.
7
Amel defterim karardı tıpkı
Senin koyu gözbebeklerinin mürekkep gecesi gibi;
Ve keder sararttı/beyazlattı koyu yüzümü
Gözlerinin parlaklığı gibi.
Çünkü neye yarar azıcık dualarım
Ve daha da az olan amellerim?
Yaptığım her şey lekelenmiş
Ruhumun münafıklığıyla.
Ne işe yarar tüm öğrendiklerim?
Çünkü tüm kitapların öğrettiği ders bana:
Aşkın samimiyeti olmadan
Her şeyin değersizden de az olduğudur.
Bu yüzden tüm kelimeler eriyip mürekkebe döndüğünde,
Ve sayfalar ağaçlara geri çekildiğinde;
Sunabileceğim tek şey
Bu nefesin şiir incileridir.
Taşan lütfundan,
Lütfen şefaat dileğinde bulun;
Çünkü sen dedin ki sadaka
Sadece benim gibi fakirler içindir.
Sen ki yaslı bir anne
Ceylana kefil oldun;
Cehennem’in tüm alevlerine karşı,
Zavallı ruhumun garantörü ol.
Sen ki senin için ağaçlar eğildi
Gölge olmak için ve hatta koşarak geldiler;
Gölgem ol o günde,
Diğer herkes arkasını dönüp kaçtığında.
Zarafetsiz, bocalayan adımlarımı
Lütufkar merhametinle karşıla;
Huzuruna topla beni
Bütün ailemle birlikte.
Şairlerinin meclisinde
Bu zayıf denemeleri kem küm ederek söyleyerek,
Övgü sancağının altında,
Fesahatle dalgalanan.
8
Sana yaslanma özlemi ağlattı
Dilsiz bir ağaç kütüğünü;
Senin sağlam tutamağına yaslanmak
Şarkı söylemeyi öğretti özleyen kalplere.
Üzerine olsun Allah’ın tüm salatları
Ve sonra tüm selamları da;
Iığını parıldatan bir salat
Söylediğim ve yaptığım her şeyde.
Üzerine olsun Allah’ın tüm salatları
Ve sonra tüm selamları da;
Beni yakîn ile
Sana geri taşıyacak bir salat.
Üzerine olsun Allah’ın tüm salatları
Ve sonra tüm selamları da;
Hayatımı koruyan bir salat
Ve tüm ailemi de.
Üzerine olsun Allah’ın tüm salatları
Ve sonra tüm selamları da;
Beni aşkın ve şükrün
Zirvelerine çıkaran bir salat.
Üzerine olsun Allah’ın tüm salatları
Ve sonra tüm selamları da;
Şifa veren bir lütuf getiren salat
Onun ezgisini duyan herkese.
Tatlı kokular yayan bir salat
Ayının yumuşak ışığı gibi,
Tüm kalplerin çiçeklerini açtıran
Seni yakında görme umuduyla.
Rahmet yağdıran bir salat,
Bağışlanma, aşk, şefkatle;
Senin yağmur bulutunun dökülüşü gibi
Herkesin, her şeyin üzerine.
Sonra barışın kokulu selamları,
Yapraklardan daha çok sayıda;
Yıldızlardan daha nurlu,
Zamanın ve saymanın ulaşabileceğinin ötesinde.
9
Ve sonra senin ailene,
Aynalarına ve nehrinin akıntılarına;
Saçının gece göğündeki yıldızlara,
Güzellik denizindeki dalgalara.
Gök gürültüsünün çığlığına
Yıldırım öncülük ettiği sürece;
Tüm sevgiler sebebini
Senin güzelliğini algılamaktan aldığı sürece.
Özlem duyan kuşlar
Alacakaranlık melodilerini söylediği sürece;
Gece göğünün yıldızları
Yüzünün etrafında özlemle döndüğü sürece.
Şafak kızardığı,
Ve yeryüzü yeşille patladığı sürece;
Gökyüzü ve okyanus maviyle açtığı,
Gökkuşakları senin *”mîm”*in gibi halkalandığı sürece.
Bütün alemler,
Tüm görünen ve görünmeyenler,
Ve tüm kelimelerin tüm anlamları
Senin uyumunda buluştuğu sürece.
Rüzgârların esişi
Ruhlarımızı kımıldatıp ağaçları büktüğü,
Sabah melteminde sallandığı sürece;
Lütfen kabul et bu şiirin yakarışlarını
____________________________________________________________________________

Oludamini Ogunnaike
Virginia Üniversitesi , Din Bilimleri Bölümü , Öğretim Üyesi
