munafiklik

Sözlükte “(tarla faresi) yuvasına girmek; (bir kimse) olduğundan başka türlü görünmek” anlamındaki nifâk masdarından türemiş bir sıfat olan münâfık kelimesi “inanmadığı halde kendisini mümin gösteren” kimse demektir. Kelimenin, “tarla faresinin bir tehlike anında kaçmasını sağlamak üzere yuvası için hazırladığı birden fazla çıkış noktasının birinden girip diğerinden çıkması” biçimindeki kök mânasından hareketle münafık, “dinin bir kapısından girip diğerinden kaçan çifte şahsiyetli kimse” olarak da tanımlanmıştır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “nfḳ” md.; İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “nfḳ” md.; Lisânü’l-ʿArab, “nfḳ” md.). Bazı Batılı araştırmacılar, münafığınkararsız olmak” mânasında Habeşçe nafaka kelimesinden alındığını ileri sürmüşlerse de (EI2 [İng.], VII, 562) bunun için Kur’ân-ı Kerîm’deki anlam benzerliği dışında herhangi bir delil gösterilememiştir. Münafık kelimesi Câhiliye döneminde mevcut olmakla birlikte terim mânasında kullanıldığı bilinmemektedir. (DİA).

Kur’ân-ı Kerîm’de nifâk kavramı beş âyette, münafık kelimesi ise çoğul şekliyle otuz iki defa geçmektedir. Kur’an, birçok âyette müminler ve kâfirlerden başka üç temel inanç grubundan biri olarak münafıklardan bahsetmektedir. Münafıklarla ilgili müstakil bir sûre, Münafikun süresi bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerîm’de  münafıkların itikadî durumları, psikolojik yapıları ve ahlâkî bozuklukları, toplumsal hayattaki yerleri, Hz Peygambere, İslam’a ve müslümanlara karşı tutumları, âhiretteki yerleri ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır. Kur’an’da münafık kelimesi iki farklı tipteki insan için kullanılmıştır. İlki halis münafıklar olup bunlar, “Gerçekte inanmadıkları halde Allah’a ve âhiret gününe iman ettik” (Bakara 2/8) derler. İkincisi zihin karışıklığı, ruh bozukluğu veya irade zayıflığı yüzünden imanla küfür arasında gidip gelen, şüphe içinde bocalayan çifte şahsiyetli insanlardır. “İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenleri, sonra da inkârlarını arttıranları Allah ne bağışlayacak ne de onları doğru yola iletecektir.” (Nisa 4/137), “Arada bocalayıp duruyorlar; ne onlara, ne bunlara! Allah’ın şaşırttığı kimseye asla bir yol bulamazsın.” (Nisa 4/143), “Allah’a ve âhiret gününe iman edenler, kendilerini mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten muaf tutman için senden izin istemezler. Allah, buyruğuna karşı gelmekten sakınanları çok iyi bilir. Senden izin isteyenler sadece, Allah’a ve âhiret gününe iman etmeyenler ve şüpheye kapılmış olanlardır; onlar şüpheleri içinde bocalayıp dururlar.”(Tevbe 9/44-45). Bazı âyetlerde “münafıklar” ve “kalplerinde hastalık bulunanlar” diye bir ifade tarzının kullanılması bu farklılığı göstermektedir.”O sırada münafıklar ve kalpleri çürük olanlar, “Bunları dinleri aldattı” diyorlardı. Oysa her kim Allah’a güvenir ve dayanırsa bilir ki O izzet ve hikmet sahibidir.”(Enfâl 9/49), “Yine o zaman münafıklar ve kalplerinde bozukluk, hastalık bulunanlar, “Allah ve rasulünün vaadleri bizleri aldatmaktan ibaretmiş!” demişlerdi.“(Ahzâb 33/12).

Nifak, bireysel boyutu ile zihinsel bir şüphe ve tereddüt, parçalanmış bir hayattır. Toplumsal açıdan ise güven bunalımı ve huzursuzluk, sonuçta birbirinden uzaklaşmış hayatlardır. Nifak, Allah’ın yarattığı tabiatı bozmaktır. Selim bir fıtrattan kopmanın en tabii sonucu, kişilik kayması, davranış bozuklukları ve kişinin kendine yabancılaşmasıdır. Dün olduğu gibi bugün de insanın hem kendisiyle hem de toplumla ilişkilerinde sağlam bir zemin bulamamasına yol açan nifak, bir insanlık sorunudur. Nifak öyle bir ateştir ki, kime bulaşırsa onu yakması; gönlünü teşvişle (karıştırmak, bulandırmak), aklını fesatla doldurması; hayırlı amellerini küle çevirmesi kaçınılmazdır. Hastalıklı bir ruha ve problemli bir kişilik yapısına işaret eden nifak, aynı zamanda insanın anlam ve değer dünyasında meydana gelen bir sapmadır. Münafık, ikiyüzlülüğü hayat tarzı olarak benimsemiş, çift kişilikli insandır. Küfrünü saklayıp sözde imanını dile getirirken aslında küfre bağlı, imana ihanet halindedir.

Maddi çıkar elde etme, sosyal ve siyasî mevkiini koruma, itibar ve nüfuz kazanma gibi amaçlarla ortaya çıkan nifakın Mekke döneminde karşılığı bulunmamaktadır. İslâm medeniyeti, bireysel ve sosyal bir sorun olan nifakla ilk kez Medine’de tanışmış, Saadet Asrında nifak ve münafıklık bir mabed olarak inşa edilen “Mescid-i Dırar”da görünür hale gelmiştir. Medine’de bir güç ve otorite haline gelmesinin ardından çeşitli sebeplerle  İslâm’ı kabul etmeyen bazı kimseler, Müslüman olduklarını ilan etmişler ve Rasûl-i Ekrem (sas) bu kişilerin beyanlarını dikkate alarak onları Müslüman kabul etmiştir. Çıkar eksenli bir inanç izharında bulunan bu nifak sahipleri hakkında Yüce Rabbimiz, “Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır.” (Bakara 2/10) buyurarak içinde bulundukları bulanık hali bizlere tasvir etmiştir. Medine döneminde Müslümanların bir ümmet oluşturması, ortak bilinç geliştirmesi ve ortak hareket etme imkânı elde etmesi, münafık karakterinin ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Müslümanların nifakla imtihanı önceleri Rasûlullah’la (sas) birlikte hareket edip etmeme açısından değerlendirilirken sonraki dönemlerde fitneye dönüşmesi toplumsal bir krizi ifade etmiştir. (Nifak ve Fitne, M. Gormez).

İman edenlerle” karşılaşınca “inandık” derler, şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise “Biz sizinleyiz, biz yalnızca alay etmekteyiz” derler.”(Bakara 2/14). Münafıklar müminlerle karşılaştıklarında inandıklarını belirtirler, ancak asıl taraftarlarıyla baş başa kaldıkları zaman müminlerle alay ettiklerini söylerler. “Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Onu tanımamaları kendilerine emredildiği halde tâgūtun önünde mahkemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları büsbütün saptırmanın yollarını arıyor. Onlara, “Allah’ın indirdiğine ve peygambere gelin” denildiği zaman münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün. Öyleyse nasıl olur da önceden yapıp ettikleri yüzünden başlarına bir felâket gelince hemen “Biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmak istedik” diye yemin ederek sana gelirler! “(Nisa 4/60-62). Bir takım münafıklar ise Rasûl-i Ekrem’e inandıklarını sanmakla birlikte önemli işlerde din dışı otoritelere gitmeyi tercih etmekte, fakat başlarına bir felâket gelince Hz. Peygamber’e başvurmakta, böylece hak dine olan bağlılıkları dünyevî menfaatlerine göre değişmektedir. “Yine insanlar içinde kimileri vardır ki, Allah’a şartlı olarak kulluk eder; öyle ki kendisine bir iyilik denk gelirse bundan pek memnun olur, ama başına bir imtihan sıkıntısı gelse hemen yüz çevirir. Böyleleri dünyasını da âhiretini de yitirmiştir ve apaçık hüsran işte budur.”(Hac 22/11).

İslam tarihinde nifak ehli veya münafık gruplar, sürekli İslam düşmanları ile ve başta Yahudilerle işbirliği içinde olmuşlardır. Nifak ehli bir taraftan, dışarıda lobi faaliyetleri ile düşman ülkeleri İslam devleti aleyhinde kışkırtmışlar, diğer taraftan da içeride İslam muhalifi gruplarla işbirliği içerisinde olmuşlardır. Asrı saadetten günümüze kadar nifak ehlinin kendilerini topluma müslüman ve mümin olarak yansıtmaları, yıkıcı faaliyetleri gerçekleştirmelerini kolaylaştırmıştır. Meydana getirdikleri tehlikenin boyutlarının daha da artmasına ve Müslüman toplum içindeki ihanetlerini rahatça gerçekleştirmelerine imkân vermiştir. Nitekim Hz. Peygamber, Medine döneminde ortaya çıkan bu ihanet şebekesini, asla devletin stratejik konumlarına getirmemiş, onlara görev vermemiştir. Çünkü nifak ehli, hedeflerine ulaşmak amacıyla her türlü kutsal mekânı, kavram, kurum ve kuruluşu istismar etmekten asla geri durmazlar. Nitekim Rasulüllah (sav) zamanında münafıkların, fitne, fesat yuvası olarak Medine’de Müslümanlara zarar vermek amacıyla Kuba Mescidi’nin karşısına yaptırdıkları ve nifak ehlinin toplantı merkezi hâline dönüştürdükleri Mescid-i Dırar’ı, Tebük seferi dönüşünde yıktırmak suretiyle onların bir araya gelmelerini önlediği bilinmektedir. (Hüseyin Algül, Mescid-i Dırâr, TDV İslam Ans). Münafıklarla mücadele etmek, onların faaliyetlerine engel olmak, toplumu ifsat etmelerine engel olmak bir zorunluluktur.

İnsanoğlunun aynı durum veya olay karşısında farklı düşünce ve tutumlar sergilemesinde dinî, siyasi, toplumsal ve ekonomik birtakım nedenlerin önemli rol oynadığı bilinmektedir. Bu nedenler, bir taraftan insanları farklı görüşler etrafında kümelenmeye sevk ettiği gibi diğer taraftan da oluşan bu kümeleri birbirine zıt kılabilmektedir. Yapısı gereği münafık kendine, Allah’a ve diğer insanlara karşı net bir tavır sergilemeyip çift kimlikli, başka bir ifade ile ikiyüzlü davranmaktadır. Kur’an nifaksız veya münafıksız bir toplum hedeflemektedir. Bu yüzden nifak/münafığın sıfatlarını en ince detaylarına kadar sayar ve Müslümanların bu tür vasıflardan ve bu tip insanlardan sakınmasını ısrarla öğütler. Genelde nifakı iki derecede yorumlamak esas olmuştur. Nifakı “büyük ve küçük” olarak adlandıranlar varsa da, aslında “itikadi” ve “amelî” nifak diye ikiye ayırmak daha isabetli olabilir:1İtikadi konulardaki nifak, diplomatik iman da diyebiliriz. Dünyevi çıkar hesabıyla insanın kalbinde hiç olmayan bir imanı var göstermesi demektir. İnanmadığı hâlde Müslüman olduğunu iddia etmesidir ki Kur’an’ın, ehlini cehennemin en alt tabakasında gördüğü nifak bu tiptir. (Nisa, 4/145.).    2Ameldeki nifak, insanın amel ve davranışlarında sıdk ve ihlasa dikkat etmemesi sonucu kalbinin kaymasıdır. Bir başka ifadeyle inandığı gibi yaşamayanların zamanla yaşadığı gibi inanmaya başlamasıdır. Allah insanları sadık ve münafık olarak ikiye ayırmış ve sadık müminleri sadakatleri sebebiyle mükâfatlandıracağını, münafıkları ise azaplandıracağını ya da tevbe etmelerine fırsat verip bağışlayacağını belirtmiştir. (Ahzab, 33/24). İmanın temeli sıdk, münafıklığın temeli yalandır. Yalanla iman bir arada olmaz; bir araya gelir gelmez muharebeye, savaşa tutuşur. İnanan bir insanda ortaya çıkabilecek nifak çizgisi bu noktada görülür. Allah münafıkları yaptıklarından dolayı baş aşağı etmiştir. (Nisa, 4/88). Nifak öyle bir ateştir ki kimin iman levhasına isabet ederse paramparça eder. Fitne kıvılcımlarından isabet alan kalp, yakıcı bir azaba düçar olur. Münafıkların yeryüzündeki fesat ve bozgunculukları pek çoktur. Ama bununla birlikte hep kendilerini ıslah edici sanırlar (Bakara, 2/11-12.) veya öyle olduğunu söylerler. Münafıklığın ayrıştığı nokta da burasıdır. Münafıklar, itikadi olarak inanmadıkları hâlde kuru bir iddiada bulunurlar. Kalplerindeki maraza mağlup, kendilerini sıdk ve ihlas ilacı ile tedavi etmeyen samimiyetsiz müslümanlar da bir süre sonra bu onulmaz derdin müptelası olabilirler. Münafıklar şüphe gemisine binerek karanlık denizlerde ticaret yapmaya kalkışan zavallılardır. Şüphe gemileri onları hayal dalgalarından kurtaramaz ve inkâr fırtınası arttıkça şüphe gemisiyle topyekûn batmaya başlar.

Kur’an ayetleri ve ilgili hadisler değerlendirildiğinde münafıkların belli başlı birtakım özellikleri öne çıkmaktadır. Bunlardan başlıcalarını şöyle sıralamak mümkündür:

1- Riyakârdırlar; ikiyüzlülük münafık tarifindeki temel özelliktir:Gördün mü din gününü yalanlayanı, yetimi itip kakan işte odur. Yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen de odur. Yazıklar olsun namazlarından gâfil olan ve onu gösteriş ile kılanlara, zekâtı engelleyenlere.” (Maun, 107/1-7).

2- Allah’ın emirlerine karşı isteksiz ve tembeldirler: “Namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.” (Nisa, 4/142).

3- Kararsızdırlar, iki sürü arasında kalmış koyun gibi iman ile küfür arasında gidip gelirler:Onlar imanla küfür arasında bocalayan tabansızlardır. Ne onlara, ne bunlara bir türlü karar veremezler.” (Nisa, 4/143)

4- Birbirinin destekçisidirler. Kötülüğü işler ve tavsiye ederler, iyiliği yapmadıkları gibi insanları ondan vazgeçirmeye çalışırlar: “Münafık erkekler ve kadınlar sizden değil, birbirindendir. Onlar kötülüğü emreder. İyilikten alıkoyarlar, elleri sıkıdırlar, Allah için harcamak hususunda cimrilik gösterirler. Onlar Allah’ı unuttu. Allah da onları unuttu. Çünkü münafıklar fasıkların ta kendisidir.” (Tevbe, 9/67).

5- Kur’an’ın hükmüne ve Rasûlü’nün sünnetine tabi olmaktan uzaklaşırlar: “Onlara Allah’ın indirdiğine ve peygamberine gelin, onlara başvuralım, denildiği zaman münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.” (Nisa, 4/61)

6- Yalan söylerler ve kolayca yalan yere yemin ederler: “Yeminlerini kalkan yapıp insanları Allah’ın yolundan saptırırlar. Onların yaptıkları ne kötüdür.” (Münafikun, 63/2)

7- Kalıpları, dış görünüşleri güzel ve sağlıklı olsa da kalpleri bozukturlar: “Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuştuklarında sözlerini dinlersin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kütüklerdir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın, Allah onları kahretsin. Nasıl olup da dönüyorlar.” (Münafikun, 63/4). ( H.Kamil Yılmaz, Diyanet Dergisi 13)

Bir çok ayette münafıkların sıfatları anlatılarak insanlar bundan sakındırılmaktadır. Nifak hastalığına sahip kalp eğer mühürlü değilse, tevbe ile imana dönüş şansı her zaman vardır. Dolayısıyla tevbe kapısı zorlanmalı ve açılması için niyazda, duada ve samimi olarak önceki hatalardan uzak durulmalıdır. Münafığın günahı olan riya, samimiyetsizlik olduğundan tevbesi, samimi, ihlaslı ve içtenlikle olmalıdır. Nitekim münafıklar hakkında Kur’an’da buyrulur: “Şüphesiz münafıklar cehennemin en aşağı tabakasında olacaklardır. Onlara asla bir yardımcı bulamazsın. Ancak tevbe edip hâllerini düzeltenler ve Allah’a sarılıp dinlerini Allah için hâlis kılanlar müstesna, bunlar müminlerle beraberdir.” (Nisa, 4/145-146). Yaygınlaşan, gelişen ve taraftarı artan din, mezhep ya da ideolojilerin münafıkları olur. Bunlar çıkar elde etme imkânı bulduğu her yerde bulunan kişiliksiz, çıkarcı ve menfaatçi varlıklardır. Bu sebeple nifakın sâdece Hz. Peygamber dönemiyle sınırlı olması düşünülemez. Münafık karakterli insanlar her dönemde bulunabildiği gibi nifakın tehlike oluşturması da her zaman için söz konusudur. Ancak nifak, insanların iç dünyasını ifade eden bir kavram olduğu için vahyin bazı tespitleri dışında belirlenmesi mümkün olmadığından Allah elçisinin vefatından sonra geri plana itilmiş gibi görünmektedir. Bununla birlikte Hz. Peygamber’in vefatından sonra nifakın yansımaları olarak görülebilecek gelişmelere şahit oluyoruz. Ancak bunların nifak olarak değerlendirilmesi ve bu konuda kesin yargıda bulunulması kolay olmadığından bu olgu üzerinden açık tespitlerde bulunma imkânı yoktur. Tarihte nifak ithamı, genellikle ideolojik eleştiriler çerçevesinde ortaya çıkmıştır. Objektif kriterlere göre doğrudan belirli bir kişi, fırka ya da grup için nifak ithamında bulunma imkânımız olmadığına göre doğru olan yaklaşım, Kur’an ve sünnetin belirlediği ilkelerden söz etmek ve bu ilkelere uyan davranışlara sahip kişi ya da gruplara karşı müteyakkız, dikkatli ve titiz olmaktır.

Hâlis münafık tipi Medine’de ortaya çıkmıştır. Daha önce Mekke’de, şüphe içinde bocalayan insanlar da bulunuyordu. Bunu Mekkî süre ve ayetlerde münafıklardan bahsetmesinden anlıyoruz. “İnsanlar arasında öyleleri de vardır ki, “Allah’a inanıyoruz” derler; ama Allah uğrunda bir sıkıntıyla karşılaşınca insanlardan gördükleri eziyeti Allah’tan gelen bir ceza gibi düşünürler. Ama rabbinden bir yardım gelecek olsa o zaman da mutlaka (gerçek müminlere), “Aslında biz hep sizinle olduk” derler. Peki ama herkesin kalbindekileri en iyi bilen Allah değil midir? Muhakkak ki Allah, gerçekten iman edenleri de bilir, inanmış gibi görünenleri de bilir.“(Ankebût 29/10-11). “Biz cehennemin işlerine bakmakla yalnız melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkâr edenler için sadece bir imtihan vesilesi yaptık ki böylelikle kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, inananların imanı artsın; kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler; kalplerinde hastalık bulunanlar ve inkârcılar da, “Allah bu sayı misaliyle ne demek istemiş olabilir?” desinler. İşte Allah böylece dilediğini sapkınlıkta bırakır, dilediğine de doğru yolu gösterir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. İşte bu, insanlık için sadece bir öğüttür.” (Müddessir 74/31).

Münafıklığın amelî yansıması muhatabı aldatma, kandırma olduğundan ikiyüzlü, riyakâr davranışlarla karşılaşmak kaçınılmazdır. Ancak Kur’an ve hadiste geçen her ikiyüzlü davranışı, münafıklık olarak nitelemek doğru olmaz. Zira bazen, kişi inandığı gibi davranmayabilir. Nifak olgusu üzerinden insanlar hakkında kesin yargıda bulunma imkânı olmadığı için dogru tutum, münafıkların davranışı olarak ortaya çıkan ikiyüzlü ameller, davranışlar üzerinde durmak, bu gibi davranışların bulunduğu kişilere karşı dikkatli olmak, bunlara güvenmemek ve bir müslüman olarak bu tip hareket, söz ve davranışlardan kaçınmaktır. “Münafığın alameti üçtür; konuştuğunda yalan söyler, vaat ettiğinde vaadinden döner ve kendisine bir şey emanet edildiğinde emanete hıyanet eder.” (Buhari, Şehade, 28; Müslim, İman, 107, 109). Hadiste geçen sıfatların bulunduğu kişilerin münafık olduklarına hükmetmek yerine, böyle kişilere karşı dikkatli olmak ve bu özellikler bizdede varsa kendimizi düzeltmek, öncelikli tutumumuz olmalıdır. Hem Kur’an, hem de hadisler bize münafıkların amellerinden birçok örnekler sunarlar. Bu tür fiil ve davranışlardan öncelikle uzaklaşmak, bu tür özelliklere sahip kişilere karşı çok dikkatli olmak gerekir.

Bir yanıt yazın